İslam Çupi’’yi anarken’…

Abone Ol
İslam Çupi üstadı 6 Şubat 2001’’de yitirmiştik. Aradan 9 koca yıl geçmiş gitmiş. Rahmetli Çupi’’nin kısa özgeçmişi şöyle:’¶
’“’…1932 yılında Arnavutluk'un başkenti Tiran'da doğan İslam Çupi, gazetecilik mesleğine günlük spor gazetesinde spor muhabiri olarak başladı. Son Havadis, Türkiye Spor, Yeni İstanbul, Akşam, Tercüman ve Milliyet Gazeteleri'nde spor yazarı olarak çalışan İslam Çupi, evli ve bir çocuk babasıydı. Türkiye Spor Yazarları Derneği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi, Sürekli Basın Kartı sahibi olan İslam Çupi, 6 Şubat 2001 tarihinde İstanbul'da hayatını kaybetti’…’”

Kimileri onu Fenerbahçeliliğe ilişkin yaptığı tanımlama ile anımsıyor. Ama İslam Çupi sadece sarı lacivertli renklere olan sevgisiyle özümsenecek kadar sığ bir derinliğe sahip değildi.

O belki de zamanın en iyi kalem ustalarından biri, gerçek bir ’“Babıali Şövalyesi’” idi. Sıradan bir maç kritiği onun kaleminde hayat bulur, bir yazın (edebiyat) keyfi, belki de bir klasik haline dönüşür, keyifle okunurdu. O bir teşbih (benzetme), inceleme, doğru yargı ve bir kalem ustasıydı. Geleceği de çok önceden görmüştü. Nasıl mı?
Üstadın, Türk Spor Basını’’nda spor yazarlığı, spor gazeteciliği ve spor sayfası ekolünü yıllar önce oluşturan büyük Usta Namık Sevik’’i andığı TSYD tarafından yılın spor güncel yazısı seçilen benim çerçeveletip astığım ve fırsat buldukça okuduğum bir yazısı var. Onu sizlerle paylaşmak istiyorum. Sanırım bana hak vereceksiniz. Gazetecilik nereden nereye gelmiş?Üstad o yıllardan bugünleri nasıl görmüş?

Büyük üstadı saygı, sevgi ve spor yazarlığı mesleğine, gazeteciliğe kazandırdığı onur için bir kez daha rahmet ve minnetle anıyorum. Işıklar içinde yat İslam Çupi’…

NAMIK SEVİK’’İ YENİDEN ANARKEN
Türk spor basını dün Ümraniye Çakaldağı mezarlığında Namık Seviksizliğin 14. yıldönümüne gönül ve yürek bastı. Ümraniye Çakaldağı mezarlığı Namık ağabeyi defnettiğimiz ilk gün yani 14 yıl önce böyle değildi. Bir yemyeşil cennet ve göğü bir oksijen deposu idi. Ne etrafta İstanbul'un yükseklerinde yeni yeni dolanan yılankavi otobanlar vardı, ne yeni holding azmanları, ne de üstüne kat be kat çıkılmış apartmanlar... 14 yıl önce bol oksijen alınan ve cirit atılan yeşilliklerde, şimdi kımıldamak için milim yer yok. Ümraniye tüm doğası yeşili ve oksijeni ile kirlenmiş, sıkışmış, o temiz varoş yerine hepimizin bildiği İstanbul'a bırakmış.

Tıpkı holdinglerin sayılamaz katlarına inmiş çıkmış Bağcılar ve Güneşli'de konaklamış yeni gazete adresleri gibi... Her şeyi ile kurumuş, nefes almaz dostluk bilmez her organı ile makinaya teslim olmuş o insanlara nasıl gazeteci dersiniz. O makinaların önünde devamlı oturan, o hava diye sıkıştırılmış suni oksijen alan, o otomobilin içinde hiç düşünmeden olaya giden, o hiçbir şeyi duymadan hissetmeden deklanşöre basan işçiye nasıl gazete muhabiri veya fotomuhabiri dersiniz. Bu kadar insanın dışında yaşayan, olayın uzağında çöreklenmiş gazeteler, yığınla stajyer ordusuyla, başsız lidersiz iyi antrenörden yoksun kalabalığı ile nasıl Cağaloğlu'daki kaliteyi ve tirajı yakalayacak?
Cağaloğlu'ndaki simitle gününü geçirmek bile holdinglerde yenen lüks öğle yemeklerinden daha verimli bir gazeteci tokluğu idi. Cağaloğlu'ndaki masasına bir daktilo yerleştirilmiş tek odası bile holdiglerin cıvıl cıvıl insanlı odalarından salonlarından daha çok gazeteci avazı taşırdı. Cağaloğlu'nda kırık bir masada yazılan bir haber, Güneşli veya Bağcılar'da çıkan bir gazeteden daha değerliydi. Namık Sevik'in altın spor kadrosundan son pırlanta Kahraman Bapçum ağabeyimiz geçenlerde yazdığı bir yazı ile holding gazeteciliğine veda ederek kendi dünyevi köşesine çekildi.
Ne zamanı geri kuran bir saat var, ne yılları geriye doğru şişiren bir garip takvim. Onun için geçmişin tekrar hal olması mümkün değil. Eski gazeteciliği eski Nuruosmaniye'yi ve Namık Sevik'in spor gazeteciliğini özleyenler artık sadece arşivlere bakabilirler, sadece.
Ne o gazetecilik heyecanı var, ne o meslek ilkeleri ve geleneği var, ne de o ağabey kardeşlik ilişkisi var. O eskilerde başka iş yapmayan gazete patronu artık bin kollu ahtopot. Her taşın altından bir tüccar şeklinde çıkıyor. Artık işverenle birlikte tüm gazetecilikten geçinme ve başka iş yapmama perhizi tarihe karışmıştır. Devletçiliği yavaş yavaş bırakan Türkiye bir devlet itibarı olan gazeteciliği şimdilerde ayrıcalıklı bir meslek olmaktan çıkarıp alalede bir vatandaş işi yapmıştır.
Sarı basın kartı imtiyazının ruhunu önce gazeteleri holdingleştiren sermaye bozdu. Şimdi o imtiyazları devletten çıkıp özel sektör olan kurumlar bir bir kaldırıyor gazeteciliğin üzerinden... Eski Bab - ı Ali'yi özleyenler, Namık Sevik gazeteciliğine iç geçirenler eski dönemin geri gelmesini bekleyenler, hiçbir şeyi beklemesinler.

Sadece ölümlerini beklesinler...