İnsanın değeri piyasaya düşünce…

Abone Ol

Geçirdiği evrim sonucu soyutlamayı öğrenerek uygarlaşan insanın piyasa koşullarında içine sürüklendiği bunaltı, kötüyü güçlü kılıyor.

Ve “İnsanın değeri nedir?” sorusu, tam da bu nedenle akılları karıştırıyor.

Vahşi hayattan sonra, mülkiyetin keşfi ve yerleşik tarım toplumuyla başlayan uygarlık, üretim-piyasa hattında şekillendi. Toplumsal alanın örgütlenmesi de bu koşullarda gerçekleşti. Hiyerarşik örgütlenmenin belirlediği iktidar toplumu.

Ve insanlık, 10 bin yıl kadar önce yaptığı mülkiyete dayalı tercihlerle kapitalizmin doğuşunu mümkün kıldı. Kapitalist sistem, 500 yıldır hükmünü sürüyor.

Kapitalist sistem hükmünü sürüyor da ne oluyor? Ahlaki değerler sürekli aşınıyor, karakter oluşmuyor, çifte standart olağanlaşıyor, yalan kendini ifade biçimi oluyor, vicdan yok oluyor. Kötülüğe teşne insan, mülkiyet-para hattında, kendisini iyi insan yapacak değerleri tüketiyor.

Acı bilgi; Üreteyim derken piyasaya düşen insan iflah olmuyor. Ahlak normları toplum dinamiklerini çalıştırmıyor. Karakter teşekkül etmiyor.

İlahi dinlerin 3 temel buyruğu; Öldürmeyeceksin! Yalan söylemeyeceksin! Çalmayacaksın! Gel gör ki insan öldürüyor, yalan söylüyor, çalıyor.

Ekonomi maskesini suratına geçiren insanın tüketim kültüründen kaynaklı ucuz ve satıh olma hali; iyiyi güçsüz, kötüyü güçlü kılıyor.

Demem o ki görüntü ve gürültüde ifadesini bulan insanlık hallerinde, tükenişin bütün alametleri var.

İyi insan bir ütopya… Kötü insan bir realite… İnsanın reel durumu iyi insana geçit vermiyor. Gelişme, ilerleme, evrim, inanç, iman derken ortaya çıkan insanlık gerçeği; insan, kusurlu ve yetersiz bir yaratık. Ve yeryüzünün ahvaline bakılırsa, kusurlu ve yetersiz insan, kurduğu uygarlığın altında kaldı.

Nihayetinde, değeri piyasaya hizalanan insanın piyasaya düşmesiyle ortaya çıkan insanlık durumu hiç umut vermiyor. Ama umutlanmak için bir neden olabilir…

Kapitalist sistemin tarihsel sonunun geldiğine dair güçlü emareler var. Sistem çöker, piyasa düzeni de ortadan kalkarsa ve beraberinde, mülkiyetin sonu gelirse; insanlığın umutlanmasını sağlayacak koşullar ortaya çıkar.

Neyse ki umutlanmak için bir nedenimiz var… Elbette, siyaset yapanlar üstünde tepinirken o son umut kırıntısını yok etmezse…