İngiltere’deki Türk Berberler!

Abone Ol

İki ay önce Londra, Liverpool ve Manchester’ı kapsayan bir seyahat gerçekleştirdim. Edebiyat- kültür gezisiydi… Üç kentte de dikkatimi çeken şeylerden biri, neredeyse her caddede karşıma çıkan Türk berberleri oldu. Kimi son derece modern, kimi küçük ve mütevazı dükkânlardı. Kırmızı-beyaz bayraklar, Türkçe isimler, “Turkish Barber” yazıları ve vitrinlerde sergilenen berberlik kültürünün artık İngiltere’nin gündelik hayatının bir parçası olduğunu görüyordum. Gurur duydum açıkçası…

Merak edip oradaki arkadaşlarıma sordum. “Bunlar hakkında çok sayıda iddia var” dediler. İngiliz bir dostum ise daha ileri giderek muhalefet partilerinin Türk berberlerine yönelik bazı yaptırımlar üzerinde çalıştığını söyledi.

O anda mesele benim için bir berber dükkânının çok ötesine geçti. Çünkü burada birbirinden ayrılması gereken iki farklı hikâye vardı: Birincisi, İngiltere’de nakit yoğun işletmelerin organize suç ve kara para aklama amacıyla kullanılmasına ilişkin gerçek ve ciddi bir güvenlik sorunu.

İkincisi ise bu gerçek sorunun, belirli bir etnik topluluğun üzerine yapıştırılan bir siyasi etikete dönüşmesi. Ve bence asıl tehlikeli olan da ikincisi.

İngiltere gerçekten bir sorunla mücadele ediyor. Önce hakkını teslim edelim. İngiltere’de kara para aklama ciddi bir sorun. Üstelik bu yalnızca bir iddia veya siyasi propaganda değil. National Crime Agency’nin, yürüttüğü operasyonlar bunun somut göstergesi.

NCA, 2025’teki operasyon kapsamında İngiltere’de 380 işletmenin ziyaret edildiğini, 84 arama emri uygulandığını ve 35 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. Operasyonlarda 1 milyon sterlinden fazla banka hesabı için dondurma emri çıkarıldı; yüklü miktarda nakit, kaçak tütün ve elektronik sigara ele geçirildi.

Daha önemlisi NCA, meselenin yalnızca berberlerle ilgili olmadığının altını çiziyor. Berberler, oto yıkamacılar, barlar, mini marketler ve benzeri nakit yoğun işletmeler, suç gelirlerinin meşru ticari kazanç gibi gösterilmesinde kullanılabiliyor. NCA, İngiltere’de her yıl en az 12 milyar sterlin suç gelirinin üretildiğini tahmin ediyor.

Dolayısıyla ortada ciddiye alınması gereken bir ekonomik suç meselesi var. Ama buradan “Türk berberleri kara para aklıyor” sonucunu çıkarmak mümkün değil. Çünkü NCA’nın operasyonunun hedefi Türkler değil, suç ekonomisinin kullandığı iş modelleri. Aradaki fark son derece önemli.

Bir berber dükkânının matematiği… Kara para aklamada bazı işletmelerin neden tercih edildiğini anlamak aslında çok zor değil. Berberlik, nakit ödemenin hâlâ mümkün olduğu bir sektör. Hizmet hemen veriliyor ve hemen tüketiliyor. Bir saç veya sakal kesiminin “stok” problemi yok. Bir dükkânın gün içinde kaç müşteriye hizmet verdiğini dışarıdan kesin olarak hesaplamak her zaman kolay değil.

İşte suç ekonomisinin aradığı gri alan tam da burası. Bir dükkânda günde 20 müşteri varsa 100 müşteri varmış gibi gösterilebilir mi? Hizmet gelirleri gerçekte olduğundan fazla beyan edilebilir mi? Nakit para, meşru ticari kazançla karıştırılabilir mi?

Nitekim İngiliz basınında bazı polis yetkililerinin, dükkânda neredeyse hiç müşteri bulunmamasına rağmen aylık 100-150 bin sterlin gelir beyan eden işletmelerden söz etmesi de bu nedenle dikkat çekici.

Fakat burada da temel kural değişmiyor. Şüpheli bir işletme varsa soruşturulur. Suç varsa cezalandırılır. Ama işletme sahibinin milliyeti, suçun delili değildir.

Böyle yaparsanız iş ırkçılık olur.

Tam bu noktada işin içine siyaset giriyor. Reform UK lideri Nigel Farage’ın Türk berberlerine yönelik söylemleri, İngiltere’de tartışmayı bambaşka bir yere taşıdı.

Farage’ın iddiaları, berberlerin uyuşturucu ticareti ve kara para aklamada paravan olarak kullanılabildiği yönündeydi. İngiliz hükümeti cephesinden ise bu yaklaşım eleştirildi ve sorunun etnik kimlikle değil, organize suç ve denetimle ilgili olduğu vurgulandı.

İşte benim Londra’da duyduklarımın asıl düşündürücü tarafı burası.

Çünkü suçla mücadele başka şeydir, bir topluluğu suçla özdeşleştirmek başka.

Bugün “Türk berberi”, yarın başka bir göçmen grubunun restoranı, öbür gün başka bir topluluğun marketi… Bu mantığın sonu nereye gider?

Türk berberliği İngiltere'de aslında bir başarı hikâyesidir. Benim Londra, Liverpool ve Manchester’da gördüğüm başka bir gerçek daha var.

Türk berberleri artık İngiltere'nin şehir kültürünün bir parçası.

Bu dükkânların önemli bir bölümü, Türkiye’den İngiltere’ye göç etmiş insanların alın teriyle kurduğu küçük işletmeler.

Bir dükkân açıyorlar. Kira ödüyorlar. Çalışan istihdam ediyorlar. Vergi ödüyorlar. Müşteri kazanıyorlar. Kendi meslek kültürlerini başka bir ülkeye taşıyorlar.

Türk berberliği bugün yalnızca saç kesmekten ibaret değil. İngiltere’de Türk kahvesi, Türk lokantaları, fırınları ve kebapçıları gibi, göçmen kültürünün gündelik hayat içinde görünür olduğu alanlardan biri.

Dolayısıyla suç işleyen varsa, kim olduğuna bakılmaksızın soruşturulsun.

Ama binlerce dürüst işletme sahibini birkaç suç iddiası üzerinden zan altında bırakmak da başka bir adaletsizliktir.

Londra'dan İzmir'e dönerken…

Benim için seyahatlerin en değerli taraflarından biri, yalnızca gördüğüm şehirleri değil, o şehirlerin insanlarına nasıl baktığımızı da fark etmek. Londra'da Türk berberlerini görünce önce gurur duydum. Sonra onlar hakkında konuşulanları duyunca düşündüm.

Bir ülkede suçla mücadele etmek başka, suçun etnik kimliğini icat etmek başka bir şeydir.

Eğer bir berber kara para aklıyorsa, hesabını versin. Eğer bir oto yıkamacı suç örgütüne para aktarıyorsa, soruşturulsun. Eğer bir restoran uyuşturucu ticaretinin parçasıysa, kapatılsın.

Ama bütün bunların hiçbirinin “Türk”, “İtalyan”, “Pakistanlı”, “Polonyalı” ya da “İngiliz” olmakla ilgisi yoktur. Çünkü suçun pasaportu yoktur.