Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), 24 Kasım 2025’te İmralı Adası’nda yapılan görüşmeye ilişkin tutanakları kamuoyuyla paylaştı.
Üç milletvekilinin katılımıyla gerçekleşen görüşmenin kaydı, Meclis’in resmî internet sitesinde “İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi Görüşme Tutanağı” başlığıyla yayımlandı.
Yayımlanan tutanaklar için medyada "tam tutanaklar" ifadesi kullanılsa da, metinde daha önce yayımlanan tutanaklardaki gibi kelime kelime bir çözümleme bulunmuyor. Metin, dolaylı aktarım yoluyla ifade edilmiş. Dolayısıyla konuşulanların tümünün metinde yer alıp almadığını söylemek imkansız.
AK Parti–MHP–DEM katıldı, CHP katılmadı
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Meclis bünyesinde kurulan süreç komisyonu adına İmralı’ya giderek PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmüştü. Görüşmeye katılmama kararı alan CHP’nin tutumu kamuoyunda eleştirilmişti.
Görüşmenin özet tutanakları 4 Aralık’taki komisyon toplantısında okunmuş, ancak başta DEM Parti olmak üzere muhalefet partileri yalnızca özet paylaşılmasına tepki göstermişti.
Özal suikastı iddiası
Tam tutanaklarda yer alan ifadelere göre Abdullah Öcalan, gazeteci Mehmet Ali Birand’ın 1988 yılında kendisiyle izinsiz bir röportaj yaptığını, dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın bu röportaj nedeniyle tepki gösterdiğini ileri sürdü.
Öcalan, Ankara’ya döner dönmez meselenin çözümü için yoğun biçimde çalışacağını söyleyen Özal’ın, Milliyet’te yayımlanan röportajdan dört gün sonra suikasta uğradığını, 17 Nisan’da Özal’ın Özel Kalem Müdürü Kaya Toperi ile bir görüşme yapacakken ani şekilde hayatını kaybettiğini öne sürdü. Öcalan, Özal’ın ölümünün örtbas edildiğini ve bu konuda kuşku duyduğunu ifade etti.
Tutanaklarda ayrıca, sürecin başarıya ulaşmaması durumunda yalnızca MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye değil, tüm MHP’ye yükleneceklerini söylediği; benzer baskıların Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için de yapıldığını bildiğini dile getirdiği yer aldı.
Bahçeli vurgusu ve Kandil değerlendirmesi
Öcalan, Devlet Bahçeli’nin uzattığı ele atıf yaparak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Malazgirt’te iç cephenin güçlendirilmesine yönelik yaptığı konuşmaya binaen Bahçeli’nin “el uzatıyorum” dediğini aktardı. Ancak örgütün Kandil kanadında farklı seslerin çıktığını, hatta eylemler gerçekleştirildiğini söyledi.
Bu kapsamda, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ’ye yönelik saldırıya değinen Öcalan, TUSAŞ eylemine çok üzüldüğünü ifade etti.
'Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz' değerlendirmesi
Tutanaklarda Öcalan’ın ideolojik değerlendirmeleri de yer aldı. Öcalan, “Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmayacağını”, Devlet Bahçeli’nin de buna çok bağlı olduğunu söyledi. Bu yaklaşımın Cumhuriyet ideolojisiyle bağlantılı olduğunu ileri süren Öcalan, söz konusu ideolojinin pozitivizmle ilişkili olduğunu ve Kürt’ün tasfiyesini gerektirdiğini savundu.
Bu sürece Türkmenlerin de dahil edildiğini ve onların da “eritildiğini” iddia eden Öcalan, asıl amacının “yaraların nasıl geliştiğini ve isyanlara nelerin yol açtığını” açıklamak olduğunu belirtti. Öcalan, Türkiye’deki her türlü isyanın nedeninin de bu ideolojik çerçevede aranması gerektiğini ifade etti.
Şeyh Said yorumu: 'Kurtuluş Savaşı'nın ideolojisi islami ümmet anlayışıdır'
Öcalan, Şeyh Said isyanına ilişkin değerlendirmesinde ise Kurtuluş Savaşı ideolojisinin İslami ümmet anlayışıyla sağlandığını, bu anlayıştan daha sonra uzaklaşılmasının tepkiye yol açtığını ve söz konusu tepkinin isyana zemin hazırladığını ileri sürdü.
Erbakan–Suriye hattı
Öcalan'ın dile getirdiği ilginç noktalardan biri, Erbakan'ın çözüm girişimine Suriye'deki Esad iktidarının aracılık ettiğini açıklaması oldu.
Öcalan, 1997'de Necmettin Erbakan'ın bir girişimi olduğunu, dönemin Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad ve Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam'ın kendisini çağırdığını ve 3 adet mektup gösterdiğini söyledi.
Öcalan'ın aktardığına göre mektuplarda "5 senelik muafiyet ve siyasi haklardan yoksunluk" gibi konular bulunuyordu, ancak bu girişimin hemen arkasından 28 Şubat yaşandı.
O dönem Türkiye'ye karşı Suriye'nin PKK'yi kullandığı tezinin genel kabul gördüğü düşünüldüğünde, sürece Suriye devletinin aracılık etmiş olması dikkat çekici bir nokta.
Referanslar: Malazgirt Savaşı, Kudüs'ün fethi...
Öcalan, görüşmede, Osmanlı'nın son döneminden Malazgirt Savaşı'na, Selahattin Eyyübi'nin Kudüs'ü fethine kadar bir dizi tarihsel olayı Erdoğan ve Bahçeli'nin anlatımlarıyla benzer şekilde Türk-Kürt birliğinin örnekleri olarak sıraladı.
Erbil ve Almanya’daki kongreler
Tutanaklarda, Öcalan’ın geçtiğimiz günlerde Erbil’de bir kongre düzenlendiğini ve Almanya’da Yahudi-Kürt Kongresi yapıldığını söylediği bölümler de yer aldı. Bu gelişmelerin “çok önemli” olduğunu belirten Öcalan, muhataplarının bu toplantılardan haberdar olup olmadığını sordu. Görüşmeye katılan MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ın bu konulardan haberdar olduğunu söylediği tutanaklara yansıdı.
Mossad anlatımı
Öcalan, tutanaklarda Mossad’ın gücünü anlatmak amacıyla geçmişten örnekler verdi. İçinde bulunduğu bir uçağın NATO’nun Avrupa’daki hiçbir kentine inmeyeceğinin söylendiğini, çok yoğun bir kontrol mekanizmasıyla karşılaştığını aktaran Öcalan, asıl önemli olanın bir Türk’ün elinden vurulması olduğunu ifade etti.
Bu durumun örgütün belirli güçlerin emrine girmesi sonucunu doğuracağını savunan Öcalan, Gazze’de yaşananlara benzer biçimde “inanılmaz bir suikast ve öldürme furyasının” başlayabileceğini öne sürdü. O dönem yaşananların büyük bir kırılmaya yol açtığını belirten Öcalan, bugün de bu sürecin muhatapları tarafından anlatılması gerektiğini, meselenin hâlâ önemini koruduğunu ve tarihin bu şekilde ilerlediğini söyledi. Öcalan ayrıca, geçmişte tereddütsüz hamleler yaptığını da ifade etti.
'Zihnen silah bırakmak gerekir'
Tutanaklara göre Öcalan, reel sosyalizm düşüncesini 1995’ten itibaren terk ettiğini, zihinsel dönüşümün sancılı bir süreç olduğunu ve bu sürecin bırakıldığını söyledi. “Zihnen silah bırakmak gerekir” diyen Öcalan, bunun pratikte zaman alacağını ve örgüt mensuplarının bu sürece hazırlanması gerektiğini ifade etti.
Öcalan, bu bağlamda Duran Kalkan’ın kendisinden daha net biçimde “asla silah kullanmayacağız” dediğini de aktardı.
SDG, kongreler ve jeopolitik değerlendirme
Öcalan, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ABD ve İsrail desteğiyle en az 100 bin kişilik silahlı güce sahip olduğunu, bu yapının sanılandan daha yaygın hâle geldiğini ve diğer bölgelerin de bu sürece dahil edilebileceğini öne sürdü.
Erbil’de düzenlenen toplantının ve Avrupa’daki Yahudi-Kürt Kongresi’nin belgelerinin kendisine ulaşmadığını belirten Öcalan, bu iki buluşmanın anlamını “biz burada İmralı’da çözüme giderken, onlar da orada çözüme gidiyor” sözleriyle ifade etti. Öcalan ayrıca, Erbil’deki toplantının ve Avrupa’daki kongrenin Almanların himayesinde yapıldığını ileri sürdü.
'İsrail, Kürt jeopolitiği ve entegrasyon' vurgusu
Tutanaklarda yer alan değerlendirmelerde Öcalan, İsrail açısından Kürtlerin “çok gerekli” olduğunu, Ortadoğu’daki dengelerin bozulmasının Kürt jeopolitiğiyle bağlantılı olduğunu savundu. Kürt jeopolitiği olmadan İsrail’in Ortadoğu’da hegemonya kuramayacağını ifade etti.
Öcalan, Türkiye Cumhuriyeti’ni “proto-İsrail”, Kürt devletçiliğini ise “post-İsrail devletçiliği” olarak gördüğünü söyledi. Geçmişte Cumhuriyet’in İsrail’in kuruluşu için ne kadar gerekli olduğunu savunan Öcalan, bugün de Ortadoğu’daki hegemonya için İsrail’e Kürt devletçiliğinin gerekli olduğunu, aksi hâlde bu hegemonyanın kurulamayacağını iddia etti.
Son dönemde “yaygın bir propaganda yürütüldüğünü” belirten Öcalan, bu propagandada “devlet olma şansınız Apo tarafından sabote ediliyor” denildiğini aktardı. Öcalan ayrıca, ne İsrail’in önerdiği İbrahim Anlaşması’nın ne de İran’ın önerdiği Şii projesinin ülke çıkarları açısından uygun olduğunu, bunun yerine demokratik entegrasyonun esas alınması gerektiğini ifade etti.
'200 yıllık sosyalizmi çökerten bizim sosyalizm anlayışımızdır'
Tutanaklara göre Abdullah Öcalan, demokratik Kürt oluşumuna dikkat edilmesi gerektiğini, ancak “devlet” kavramını kullanmadığını ifade etti. Muhataplarının yaklaşımını “demokratik milliyetçilik” olarak tanımlayan Öcalan, kendi yaklaşımını ise “demokratik toplumculuk” olarak nitelendirdi.
Devletle ilgili bir hedeflerinden söz etmediğini belirten Öcalan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de bunu çok iyi bildiğini söyledi. Bu noktada görüşmeye katılan MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ın, “devletleşme olmadığını, federatif bir yapı olmadığını, özerklik olmadığını” ifade ettiği; Öcalan’ın da bu değerlendirmeyi onayladığı tutanaklara yansıdı.
Öcalan, sonuç olarak aradıkları devletin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu net biçimde dile getirdi. Kürtlerin bu devletle birlikte Ortadoğu’da yer alacaklarını, kendilerini demokratik biçimde organize edeceklerini ve bunun federal ya da özerk bir yapıyla ilgisinin olmadığını ifade etti.
Bu yaklaşımın kendi icadı olmadığını, “doğru sosyalizm” olduğunu savunan Öcalan, solu da bu çerçevede bilgilendirdiğini; "200 yıllık sosyalizmi çökertenin kendi sosyalizm anlayışları olduğunu" ileri sürdü. Öcalan, sonuç olarak demokratik toplum ile Cumhuriyet’in entegre olması gerektiğini vurguladı.
'Komün'ün kökeni Kürtçe'den gelir, halkın şirketleşmesidir'
Tutanaklarda Abdullah Öcalan, “komün” kavramının Kürtçe kökenli olduğunu, topluluk ve toplanma anlamına geldiğini ifade etti. Komünün Orta Çağ’da bir belediyecilik pratiği olduğunu söyleyen Öcalan, bunun halkın belediyeleşmesi, şirketleşmesi ve yerel demokrasisi anlamına geldiğini belirtti. Öcalan, bu modeli Türkiye için de önerdiğini dile getirdi.
Türkiye için istediğini Suriye için de istediğini ifade eden Öcalan, bunun yerel demokrasi ve komün, yani demokratik belediyecilik olduğunu söyledi. Bu konuyu her gün düşündüğünü aktaran Öcalan, bu kapsamda SDG ile diyalog kurulabileceğini, onların kendisini dinleyeceklerini düşündüğünü ancak bu süreçte tek taraflı hareket etmeyeceklerini ifade etti.
Öcalan ayrıca, HTŞ lideri Ahmed Şara’nın da SDG gibi demokratik bir Suriye için pozitif adımlar atması gerektiğini savundu.
MHP, 'demokratik entegrasyon' ve 'Demokratik Cumhuriyet' vurgusu
Tutanaklara göre Abdullah Öcalan, MHP’yi “demokratik milliyetçi” bir çizgide değerlendirdiğini ve bunun Türkiye için çok gerekli olduğunu ifade etti. Bu birikimin mutlaka ittifak ruhu ile paylaşılması gerektiğini belirten Öcalan, eski düşmanlaştırıcı bakışın aşılması gerektiğini, "çatışma değil ittifak kurulması" zorunluluğunu vurguladı. Öcalan, bunun "bütün partileri aşan bir akıl" gerektirdiğini söyledi.
Öcalan, ayrıca Türkiye merkezli demokratik entegrasyona Suriye ve Irak’ın dahil olacağını, birlikte çalışmaları hâlinde İran’ın da mecburen sürece katılacağını ileri sürdü. İran’da Azerilerin bulunduğunu ve en az Kürtler kadar önemli olduklarını belirten Öcalan, Azerilerin de demokratik entegrasyona katılmasıyla bunun bir “Ortadoğu Birliği”ne dönüşebileceğini öne sürdü. Bu sürecin demokratik entegrasyonla birlikte gerçekleşeceğini savundu.
Tutanaklarda, Öcalan’ın “Türkiye’de Demokratik Cumhuriyet, Ortadoğu’da Demokratik Ortadoğu” hedefini dile getirdiği; Suriye için önerdiklerini İran için de tartışacaklarını söylediği yer aldı.
Öcalan ayrıca, İran’ın PKK üzerinde en az İsrail kadar ağırlığının bulunduğunu, ancak İran’ın ideolojisine katılmadığını ifade etti.
Türkiye’yi artık kendi devleti olarak gördüğünü söyleyen Öcalan, Türkiye’nin demokratik Cumhuriyet olmasını istediğini belirtti. Bu çerçevede, Demokratik Cumhuriyet’in inşası konusunda AK Parti'nin ciddi adımlar attığını iddia etti.
Öcalan, konuşmasının sonunda süreç konusunda kendisinin iyimser olduğunu ifade etti.
Feti Yıldız'dan Lozan uyarısı
Tutanaklarda, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ın değerlendirmelerine de yer verildi. Yıldız, örgütün kurucusu olarak Abdullah Öcalan’ın yaşamını ve geçirdiği siyasi evreleri bildiklerini, son dönemde üzerinde çalıştığı komünal ve liberal belediyecilik kavramlarını anladıklarını ifade etti.
Yıldız, Öcalan’ın silahlı yöntemden siyasi yönteme geçtiğini, "eşit yurttaşlık, kültürel adımlar ve komünalite" başlıklarına yoğunlaştığını bildiklerini söyledi.
Tutanaklara göre Yıldız ayrıca, partili ya da Türk siyasetinde yer alan isimlerin Lozan ve 1924 Anayasası öncesi dönemin dilini kullanmamaları gerektiğini, bu tür bir dilin süreci zehirlediğini ifade etti.
Hüseyin Yayman: 'Darbe tehdidi var'
Tutanaklarda, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman’ın değerlendirmeleri de yer aldı. Yayman, gelinen noktada hem TBMM Komisyonu’nun hem de İmralı’da yapılan bu görüşmenin çok daha tarihsel bir anlam kazandığını ifade etti.
Devlet–örgüt görüşmelerini takip eden herkesin bildiği üzere, 1993, 1995, 1999, 2009 ve 2014 yıllarında benzer biçimde tarihin değiştirilebileceği fırsatların ortaya çıktığını belirten Yayman, bu sürecin de benzer bir eşik olduğunu söyledi. Yayman, 27 Şubat açıklaması ve buna bağlı olarak pratik adımların hızlanması gerektiğini, TBMM Komisyonu’ndan beklentinin çok yüksek olduğunu ve geçmişte yapılan hatalara düşülmemesi gerektiğini vurguladı.
Yayman ayrıca, süreçte “görünmez bir el” ve bir “darbe mekaniği”nin bulunduğunu ifade ederek, buradan çıkış yolunun Suriye’de de Türkiye’de de her yerde örgütün Abdullah Öcalan’ın çağrısına uyması olduğunu dile getirdi.
Tutanaklara göre Yayman, bir darbe tehdidinin bulunduğunu da belirterek, bu durumun açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledi.
Koçyiğit: 'Nasıl bir Cumhuriyet olacağını merak ediyorum'
Tutanaklarda, DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’in değerlendirmelerine de yer verildi. Koçyiğit, Kürtlerin kendi örgütlülüklerini sağlayarak Cumhuriyet’e entegrasyonunun, Cumhuriyet’in nasıl bir karakter kazanacağı sorusunu da beraberinde getirdiğini ifade etti.
Koçyiğit, bu sürecin Cumhuriyet’in niteliğini belirleyecek bir boyutu olduğunu belirterek, nasıl bir Cumhuriyet ortaya çıkacağını merak ettiğini dile getirdi.