İkinci perde açıldı

Abone Ol
Türkiye, 1980’’li yıllardan bu yana dış destekli PKK terörü ile mücadele ediyor.’¶ 1980 öncesinde Suriye, PKK terör örgütünün liderini yıllarca başkenti Şam’’da ağırladı. Terör örgütü militanlarına kamp yeri, eğitim yeri, mühimmat, her türlü lojistik destek verdi. Bunda, dün yazdığımız gibi, Türkiye’’nin belini doğrultmaması için bazı önemli Avrupa ülkelerinin ve bazı Arap ülkelerinin de rolü tartışılmazdı.
Suriye; batı ve arap ülkelerinin ve Rusya’’nın taşeronluğunu yaparken, esas amacı olan ’“Güney Doğu Anadolu Projesini’” (GAP) ve 7 Küpeli Gelin’’i (Dicle-Fırat üzerine yapılan 7 baraja, Sn. Demirel’’in verdiği isim.Bu barajlar tamamlandı) engellemek ve su kaynaklarının kontrolünün Türkiye’’nin eline geçmesine mani olmak istiyordu.
Batı ve Arap ülkeleri de, GAP’’ın finansmanı için tek dolarlık kredi almamızın önünü her defasında kestiler. Zamanın çilekeş devlet adamları, özellikle Sayın Demirel, bir taraftan yokluk, fakirlik, yatırımsızlıklarla uğraşırken, ülkenin kıt kaynaklarını gözlerini kırpmadan, ülkede enflasyonun artması ve seçmen tarafından cezalandırılmayı göze alarak bu projeye yatırdılar. İçerden, ömründe bakkal dükkanı işletmemiş, ülkeye tek çivi çakmamış hayal aleminde yaşayan sözde sosyal demokratlar, dışarıdan ülkenin kalkınmasını istemeyen emperyalist devletlerin her türlü oyununa rağmen, Türkiye 1980 yıllarına kadar, yıllık %5 Enflasyon, yıllık %7 kalkınma hızını yakalamayı başardı.
Baktılar ki Türkiye tüm engellemelere rağmen dik duruyor ve kalkınmaya devam ediyor, o zaman büyük patron (Big Boss-ABD) devreye girdi. Ressam bozuntusu Kenan Evren ve arkadaşlarını ikna etmek çok kolaydı. 11 Eylül’’e kadar 5.000(beş bin) gencimizin ölümüne sebep olan terör, bir günde bıçakla kesilir gibi bitivermişti. 12 Eylül 1980 darbesi yapılmış, maksat elde edilince, terör de bitmişti.
12 Eylül 1980’’den bu güne Türkiye terör sebebiyle 40 binden fazla insanını ve tüm milleti sıkıntıdan kurtaracak büyüklükte bir ekonomik değerini kaybetti. Hala da kaybetmeye devam ediyor. Türk Milleti tüm provokasyonlara göğüs gerdi. Terörist ile sade Kürt kökenli vatandaşı birbirinden ayırmasını bildi. Çünkü bu millet gerçekten büyük millettir. Büyük bir imparatorluğun mirasçısıdır. Bir imparatorluk hoşgörüsüne sahiptir. Çeşitli etnik gruplar, değişik inanç sahipleriyle bir arada yaşama kültürünü özümsemiştir.
Ancak daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere, Türkiye üzerinde oynanan oyun artık tamamen dış güçlerin elindedir. Maalesef baştan bunlarla işbirliği içinde olan AKP ipi elinden kaçırmıştır. Bunlar, oyunun ikinci perdesini, İnegöl’’de açtılar. Bir başka perde, Hatay-Dörtyol’’da idi.
Evvelki gün Erzurum’’a gece karanlığında adeta bayram kutlaması gibi kornalarla, bayraklarla konvoy halinde giren BDP Genel Başkanının başlattığı provokasyon, Erzurumlu’’nun sağduyusu ile gerçekleşmedi. Erzurum’’a büyük şamata ile giren BDP Başkanı, ertesi gün adliyenin arka kapısından çıkarak, şehri kaçar gibi terk etti. Belki Dörtyol’’daki olayların boyutundan korktu. Korkulmayacak gibi değil!.. Türkiye çok ama çok karanlık bir ortamda’…
Bundan birkaç gün önce, ’“Referandum öncesi bu tür olayların artmasını bekliyoruz’” diyen, ’“Habur rezaletinin mimarı’” Beşir Atalay, bu sözleri ile ne demek istediğini açıklamak durumundadır. Referandum ile, artan terör olayları arasındaki bağlantıyı nasıl öngörüyor ve kuruyor?
Aynı Bakan, dün de dört şehit polisimizin cenaze töreninde, polis ve askere, ’“Amanos Dağlarını temizleyin, ne yapın edin ama mutlaka temizleyin’” talimatını verdi.
E be şaşkın bakan, O talimat verdiğin askerin komutanı için tutuklama emri çıkartıldığını unuttun mu?
Öte yandan Şırnak’’ta, Kato Dağı’’na, ’“Koyun Kırkma Festivali’” diye 5 bin kişi çıkıyor. Güvenlik bölgesi ilan edilen ve halka kapalı bulunan bu bölgede, Vali’’nin izniyle iki gün kalıyorlar. İnişte kimlik kontrolü yapmak isteyen, güvenlik güçlerine isyan ediyorlar, Kaymakamın arabası taşlanıyor, polis geri çekilmek zorunda kalıyor. Kalabalığa karışıp, içeri sızan terör örgütü mensuplarının hesabını kimler verecek?
Abartmıyorum, Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşıyor. Bir yandan dış güçlerce beslenen ve artık AKP’’nin kontrolünden çıkan cemaat ve tarikatlar, öte yandan dış güçlerce beslenen PKK. Her gün örselenen, yıpratılan TSK. Bir de vatandaş içine sokulan provokatörler.
İnegöl ve Dörtyol’’da göstericiler yıkıp yakarken ’“tekbir’” getiriyorlardı. Canlılara zarar verip, yıkıp yakabilenler, Allahın adını ağızlarına alabilirler mi? Bu provokatörleri yöneten cemaat ve tarikatların en büyük sahtecilikleri böyle olsa gerek.
Tüm bu kaos içinde, Türkiye’’de rahat olan, dokunulmayan ve AKP korumasında olan iki komutan var; Özkök ve Büyükanıt. Merak ediyorum bu iki adama selam veren TSK mensubu kaldı mı?
Eğer bu ikinci perdeyi, 12 Eylül 2010 da, sandıkta, hayır oylarımızla, tertipçilerinin kafalarına geçiremezsek arkasından ’“Üçüncü ve Son Perde’” gelecektir. Bu da ’“İç Savaş ve Bölünmedir’”.
Allah bu güzel ülkemizi ve aziz milletimizi böyle bir felaketten korusun.