İhracatın düşüşünde perde arkası-1

Abone Ol
Kriz ile birlikte 2009 yılında küresel ihracat pazarlarının çoğu daralmıştır. Ancak, 2010 yılı itibari ile küresel çapta daralma yerini genişlemeye bırakmıştır.’¶ Ancak, sorun bazı ülkelerin ihracat kayıplarını hızla telafi ederken bazı ülkelerin ihracat performanslarını arttırmada oldukça yavaş hareket etmesidir.
Toparlanmanın Boyutları ve Türkiye
2010 yılının ilk yarısında küresel ihracat pazarları yüzde 30 oranında bir toparlanma gösterirken bu toparlama, 2008 yılı ihracat rakamlarının ancak yüzde 80’’i seviyelerindedir. 2010 yılında Türkiye ekonomisi, küresel seviyede gözlenen genel toparlanmanın gerisinde bir performans göstermektedir. En büyük ihracat pazarımız olan Avrupa Birliği ekonomisi geçen sene hızlı bir daralma yaşarken Türkiye’’nin ihracat stratejisi öncelikle var olan pazarlardaki payını mümkün olduğu kadar korumak olmuştur. Çin, Hindistan gibi emek yoğun sektörlerde rekabetçi ekonomilere karşı Türkiye ekonomisi başarılı bir mücadele verememiştir. Öte yandan, Türkiye ekonomisi, Çeklere, Polanyalılara karşı da başarısız olmuş ve Avrupa ihracat pazarlarımızın bir kısmını kaybetmiştir.
Ancak, Türkiye ekonomisi, orta teknoloji ürünlü ihracatında Avrupa pazarını korumuştur. Hatta, bu tür ihracat ürünlerinde Pazar çeşitlendirmesine giderek emek yoğun ihracat ürünlerinde kaybettiği Avrupa ihracat pazar payını orta teknoloji ürünlerle Afrika, Arap, Orta Asya ülkelerinin pazarları ile telafi etmeye çalışmıştır. Fakat, kaybedilen ihracat pazarı boyutunda yeni ihracat pazarları bulunamamaktadır.
İki Farklı Görüş: İstanbullular ve Ankaralılar
2010 yılında Türkiye ekonomisi’’nin ihracat performansı genel küresel ortalamanın yaklaşık üçte biri boyutundadır. Bunun nedenleri üzerinde duran ekonomi üstatları iki farklı görüş sunmaktadır.

İlk görüş İstanbullu ihracatçılardan gelmektedir. İhracatçılara göre ana sorun TLnin aşırı değerlenmesi ve bunun sonucunda ihraç mallarımızın küresel pazarlarda pahalı hale gelmesidir. Rekabetçi kur olarak tanımladıkları strateji de TLnin Dolar ve Euro karşısında değer kaybetmesidir. Tahmini olarak bekledikleri Dolar kuru ise en az 1.65-1.70TL civarlarındadır. Öte yandan, ihracatçılarımız enerji, hammadde, istihdam maliyeti fiyatları konusunda da teşviklerden bahsetmektedir.
İkinci görüş ise Ankaralı araştırmacılardan geliyor. Ankaralılara göre ise Avrupa ihracat pazarımızı kaybederken ithalat payımızı arttırıyoruz. Üstelik, yeni pazarlara geçici değil tamamen kayarken eski pazarlarımızı da ümitsizce kaybediyoruz. Asıl sorun burada ihraç ürünlerinin çoğunda rekabet yeteneğimizin kaybedilmesi ve uzun vadede ihracatımızın performansının kalıcı olarak düşmesidir. İhraç pazarlarımızın bir kısmının kaybedilip yerine başka pazarların bulunması ise küme düşme gibi değerlendirilmelidir. İşte, eksen kayması sözünün arkasında yatan ürkütücü gerçek de budur.

İstanbullu ihracatçılar bunun üzerine Ankara’’nın belirttiği gibi eksen kayması değil, yörünge gelişmesi var diyerek yeni pazarlar bulmada ne kadar başarılı olduklarını anlattılar. Ardından, TÜSİAD da bu tartışmaya renkli bir entelektüel katkıyla mahkum çıkmazı analizine işaret ederek herkes kendi çıkarına göre davranırsa kriz döneminde herkes kaybeder. O halde, oyun teorisini uygulayarak işbirliği yapılmasını önerdi.

Tartışmalar devam ede dursun Türkiye’’nin önünde ciddi bir üretim ve ihracat sorunu bulunmaktadır. Bir sonraki yazı bu ihracat meselesinin perde arkası üzerine olacaktır.