İçimizdeki trafik canavarı...

Abone Ol
Dokuz günlük ramazan bayramı tatilini geride bırakıp şanslıyız ki yoğun iş temposuna döndük. Şanslıyız diyorum çünkü bayram süresince yurt genelinde bir çok trafik kazası meydana geldi ve 162 kişi hayatını kaybetti, 907 kişi ise yaralandı. Peki bu kazaları talihsizlik olarak mı değerlendirmek gerekir yoksa dikkatsizlik olarak mı?
Trafik belli bir yaşam alanıdır. Ne yazık ki kuralları göz ardı edildiğinde de yaşamınızı sonlandırır. Bu kadar geri dönüşümsüz, somut sonuçları görmezden gelmeyi ya da önemsememeyi değerlendirelim istiyorum.
Araba kullanırken sıksık diğer sürücüleri inceliyorum. Beni hatalı sollayan bir sürücünün neden bu kadar acelesi olduğunu anlamaya çalışıyorum (ki çoğu zaman bir sonraki ışıkta arka arkaya durmuş oluyoruz). Sarı ışıkta hareket etmediğimde arkadaki sürücünün kızgın korna sesleriyle tahammülsüzlüğünü değerlendiriyorum. Sağa dönüşlerde yayaya yol veriniz yazılarının görmezden gelinmesine ve yayanın bir türlü karşıdan karşıya geçmesine izin verilmemesinin altında yatan bencilliği ya da sinyalsiz bir dönüş olduğunda sürücünün akıl okuma beklentisini anlamaya çalışıyorum. Aslında trafikte ne kadar düşünce hataları yaptığımızı görmeye çalışıyorum.
Gündelik yaşantımızda sorunlara yol açan olumsuz duygularımızın (endişe, öfke patlamaları, panik) oluşmasında düşünce yapımızdaki bazı kusurlar neden olabilir. Gerçekliği sorgulanabilir, akılcı düşüneceden bizi uzaklaştıran bu düşünce hataları kendimizi rahatlatabilmek için kullandığımız düşünce alışkanlıkları haline dönüşür. Bu nedenle de hayatımızın bir çok alanında farkında olmadan bu düşünce hatalarını yaparız. Trafikte en çok yapılan düşünce hatasının 'akıl okuma' olduğunu düşünüyorum. Diğer sürcünün aklından geçen şeyi, bir sonraki davranışını bildiğini düşünen sürücü tahminlerine göre ezbere hareket edecektir. Bunu en çok sinyalsiz dönüşlerde, şerit değiştirmede görüyoruz. Bir başka düşünce hatası ise 'aşırı genellemeler yapmak' oluyor. Yetersiz verilerle olayların sonucuna dair varılan kesin yargılar kişinin yaşamını kısıtlar. Bunu özellikle 'kadın sürücüler başarılı değildir' ya da 'erkek sürücüler az alkollü araba kullanabilir' şeklinde düşüncelerde görmek mümkündür. Tabiki trafikte yapılan yanlışların tek sebebi düşünce hataları değildir. Stresle baş edememekte çoğu zaman içimizde sakladığımız trafik canavarının çıkmasına neden oluyor. Bu noktada stresi iyi tanımlamak gerekiyor. Çünkü stres aslında bizim yaşamımızda gerekliyken baş edilemeyen stresin yıkıcı etkileri nedeniyle hep kaçınılması gereken bir şey olduğunu düşünüyoruz. Aslında stres bizim trafikte kaza yapmamızı engelleyen bir savunma mekanizmasıyken, baş edilemeyen stres nedeniyle kaza yapma olasılığımız artıyor. Sağlıklı bir yaşantı için stres yönetimi konusunda daha fazla bilgi almak için adresinden kişisel gelişim konulu yazıları okuyabilirsiniz.
Trafik yaşantısından bahsederken artık ne kadar tahammülsüz olduğumuzdan bahsetmemek olmaz. Çünkü artık ne kadar tahammülsüz ve bireyselliğimizin ön plana çıktığı bir toplum olduğumuzu trafikteki insan manzaralarında görmek mümkün. Birbirine en ufak bir şeyde küfür eden, sağa çekip kollarını sıvayan çok insan görüyoruz. İki gün önce Alsancak'ta bir olay oldu. Bisikletli biri kontrolünü kaybetti ve arkasındaki arabanın bayan sürücüsü camdan beline kadar sarkıp küfürler etmeye başladı. Direksiyon hakimiyetini bir an için kaybedip diğer arabaya çarpmaktan son anda kurtuldu. Diğer sürücü bir panik yaşadı ve bir an için o da şeridinden çıktı. Şans eseri bir kaza olmadı. Tüm bu olan olayların hepsi birkaç saniyede oldu ve bitti. İşte kazada bu şekilde birkaç saniyede oluyor ve bir ölü, bir yaralı şeklinde adınızı yakınlarınız duyabiliyor. Başkalarına karşı bu kadar tahammülsüz olmak, kendi yarattığımız dünyalarımızda keskin tellerle çizdiğimiz sınırlarımız içerisinde yaşarken diğerine hoşgörüsüz olmak aslında bize zarar veriyor. İçimizdeki trafik canavarı aslında bizi öldürüyor görmüyor musunuz...