Bayramın ikinci günü, Akhisar garındayım.
İzmir'e dönüş biletimi alacaktım.
Göçmen tarım işçilerini taşıyan 6 Eylül Ekspresi'nin vagonlarından el sallayan yüzlerce esmer çocukla yüzleştim.
Güneşte kömürleşmiş yüzleriyle çevreye gülümsüyorlar.
Onlara, Akhisar'da bekleşen, kadınlı, bebekli başka işçilerde katıldı.
Gediz nehri boyunca bütün Ege'yi kırmızıyla saran domates tarlalarından başka yörelere götürülüyorlar.
Güneydoğu'nun çeşitli illerinden buraya gelen binlerce tarım işçisi, İtalyan şirketleri için domates kurutuyor. Domates dilimleme, kurutma, sergileme işinde çalışan işçilerin günlük kazançları 15-20 TL arasında değişiyor
Çiftçimizden 3-4 TL'den alınan bir kg. kurutulmuş domates, burada 'İtalyan markalı paketlere 'konularak, küresel marketler zincirinin raflarına yerleştiriliyor.
Ambalajlı 1 kg. kurutulmuş domatesin fiyatı Avrupa'da 10 dolara kadar çıkabiliyor. İşin en ilginç yanı Ege toprağında yetişen daha çok tercih ediliyor.
Toprak, hava, güneş, su, ucuz işçilik bizim, lakin ambalaj 'Made in Italy' olunca değeri yüzde 500 artıyor..
Esmer çocukları kuşatan yoksulluğu da bu yüzden kaldıramıyoruz. Çünkü emekleri çok ucuz…
Ve onların payına düşeni sorgulamıyoruz.
Çalışma, barınma, beslenme, temizlik şartlarıyla ilgili tek satır yazmıyor, tek açıklamada bulunmuyoruz. Somali' ye milyar dolarlar yağdırabilen bu güçlü ve hayırsever millet, Selendi kasabasındaki o çadırları nedense göremiyor.
Bu bölgede görev yapan valilerin, kaymakamların, yetkililerin göçmen tarım işçilerinin aileleriyle yaşadıkları o barakaları görmelerini isterim.
Ya da Sosyal Demokrat CHP'li milletvekillerimizin o naylon çadırlara girmelerini beklerim.
10 yıldır aralıksız yazıyorum, TV, Radyo programlarında konuşuyorum... Devletin tek memurunun dikkatini çekemedim... Belki Milletvekillerimiz bir duyarlılık oluşturabilirler.
Bir grup arkadaşımla birlikte her bayram öncesi, Paylaştıkça Derneği vasıtasıyla yüzlerce tarım işçisine giyecek yardımı yapardık. Bu ramazan ayında Somali'ye ağırlık verilince Manisa ovasındaki 'yerli Somalileri' ihmal edildi. Hayırseverleri buraya yönlendiremedik.
Şalvarıyla birlikte güneşte yanmış adama sordum…. Ailece Siverek'ten gelmişler. Gar büfesinden bir avuç şeker aldı.
'bayramdır ' çocuklara dağıtmak için.
Tren çığlıklar atarak gardan ayrılırken...Bben Yılmaz Odabaşı'nın çok sevdiğim ' Siverekli Şeyho' şiirini mırıldadım.
SİVEREKLİ ŞEYHO
sokulsan rahmanların şeyho dağ rüzgarı kokardı
öpsen kıl'dı şeyho, koklasan duman
bilmezdi şalvarının renginin neden değiştiğini
ve kentte
duvar yazılarının neden eksildiğini…
Siverek ovasına akşam inerdi
şeyho, avluda tütün sarardı geceleri
sorsam birilerine:
'-şeyho ne bilir!' derdi;
oysa
o,
bildiği kadar
ve bildiği gibi yaşardı
ilk mayıs sabahlarının güzelliğini
bozkırı
yağmuru
ve nal seslerini…
daha çınlar kulaklarımda bir buruk ezgi
öksüzlüğümdü kuşatılmış Siverek geceleri
Bir bayram günü tren bileti için gittiğim gardan hüzünle ayrıldım.
Ve Arif Nihat Asya'nın bir şiiriyle hepinize mutlu bayramlar diliyorum.
'Artık ne sefer var, ne zafer talibiyim,
Madem ki şu hür ülkelerin sahibiyim.
Lakin, bana söyleyin çocuklar:
Kendi yurdumda neden böyle misafir gibiyim?'