Herkes için CHP / CHP için kurultay

Abone Ol
Kurultay tartışmalarının yüksek sesle ifade edildiği CHP'de fırtına öncesi sessizliği izliyoruz. Deniz Baykal ve Önder Sav Cumhuriyet ve halkın partisi için zorunlu bir işbirliği içindeler. Fiilen değil belki ama fikren doğan bu işbirliğinin bireysel çıkarlardan uzak olduğu ise apaçık ortada. Amaç, kendisini partinin üstünde görerek bu şekilde partiye zarar veren kişileri partiden uzaklaştırmak… Ne kadar başarılı olunacağını da zaman gösterecek. Fakat tüm ısrarlara rağmen Deniz Baykal'ın genel başkan seçimli kurultayı reddetmesi ise yine Deniz Baykal farkını ortaya koyuyor. Ömrünü Cumhuriyet Halk Partisi'ne adamış Deniz Baykal'ı acımasızca eleştirenler Baykallı dönemlerde bir yere gelememiş insanlardan başkası değil… Deniz Baykal ilkeli siyaseti her şeyin üstünde tutmuş dürüst bir liderdir. Deniz Baykal için onu çaldı, bunu çarptı diyemeyenler; hem onun liderliğinde ki CHP'ye oy vermemiş hem de onu iktidar olamamakla suçlamışlardır. Bugün onun kişisel hırslarıyla hareket ettiğini iddia edenler genel başkan olduğu dönemde tartıştığı, kızdığı ve sevmediği bazı insanları kişisel kavgalarından uzak tutarak parti geleceği adına aday gösterdiğini görmezden gelmektedir. Çünkü bu durum maalesef işlerine gelmemektedir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu partide o veya bu şekilde yönetici olma şerefine nail olmuş fakat hala bu şerefin anlam ve önemini idrak edememiş olanlar bilsin ki; 12 Haziran başarısızlığının gerçek sebebi; Cumhuriyet Halk Partisi'nin dünden bugüne her daim savunduğu hassas çizgilerinden uzaklaşması ve yukarıdan aşağıya örgütün tüm kademelerinde bir disiplinsizlik hakim olmasıdır. Bu disiplinsizlik AKP'den ayrışmak yerine AKP'ye benzeşmeyi beraberinde getirmiştir. CHP kendi olmazsa olmazlarını terk ederek farklı bir duruş sergileyip AKP'yi taklit eder bir hal almıştır. Bu durum birçok aydının da hem fikir olduğu 'Taklit aslını güçlendirdi' tespitine yol açmıştır.
'Alınan % 26 oy oranı ne kadar başarılıdır? CHP oy oranını arttırabilir miydi?' gibi tartışmalardan ziyade bana göre sorgulanması gereken en önemli şey, AKP'nin Türkiye genelinden %50 oy almasına neden olan CHP'dir. Tekke ve zaviyelere ilk kez bu kadar şirin bakıp cemaatlere selam duran CHP; bu dönemde Atatürk İlke ve İnkılaplarının bekçisi değilim diyen insanlara bile kucak açmıştır. Örgütlerle kavgalı belediye başkanları ve belediye başkanları ile kavgalı örgütler ilk kez bu dönemde ortaya çıkmıştır. Seçime bir kala Aziz Kocaoğlu ve Mehmet Ali Susam arasında yaşanan dialogta bu disiplinsizliğin ürünüdür. Kişiler arasındaki 'İzmir benden sorulur' çekişmesi bu çatışmayı yaratmıştır. Bir genel başkan yardımcısı, bir il başkanı, bir milletvekili ve bir belediye başkanının gereksiz güç kavgası partiye oy kaybettirmiştir. Bu durumu 'disiplinsizlik' dışında hiçbir şeyle açıklayamazsınız. Peki, suçlu; CHP mi, yoksa CHP'yi yönetenler mi? İşte tam bu noktada üstüne basa basa vurguladığım noktaya geri dönüyoruz. Sorun CHP'nin kurumsal kimliği değildir. Sorun bu kurumsal kimliğe yön verenlerdedir. Pek çok insan partide şu an yaşanan değişimin farkında olmayabilir. Fakat bu hiçbir zaman olmayacakları anlamına da gelmez. Bu yüzden eldeki son kaleye de sahip çıkmak zorundayız. Sadece CHP üyelerinin değil bana göre tüm Türkiye'nin CHP'ye ihtiyacı vardır. Başarı için huzur, huzur için disiplin, disiplin için güven ve itaat, güven ve itaat için sevgi ve saygı gerekir. Sevgi ve saygının hakim olduğu Cumhuriyet Halk Partisi için kurultay olmazsa olmazdır. Herkes için CHP diyenler CHP için kurultaya gitmelidir. Aksi takdirde yaşanması muhtemel olaylar CHP için tamiri mümkün olmayan kalıcı hasarlara yol açabilir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün bize mirası olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin şu an yönetim kadrosunda bulunan değerli şahsiyetlerine Ulu Önder'in güzel bir sözünü hatırlatmakta fayda görüyorum:
'Nerede karşılıklı sevgi ve saygı varsa orada güven ve itaat vardır. Güven ve itaatin olduğu yerde disiplin vardır. Disiplinin olduğu yerde huzur, huzurun olduğu yerde başarı vardır.'