Eğer bunlardan biri çıkıp, ’“ben 45 sene Milli Görüşe inanmış olarak yaşadım, ama şimdi gömleğimi çıkardım, artık değiştim’” derse ben inanmam. Ama bunları yeni tanıyanlar, iyi niyetli olanlar, beni bağışlayın ama saf olanlar inanabilirler.
Fakat kişinin gerçek inancını, düşüncesini, hedefini en iyi kendi konuşmaları ve davranışları belli eder.
AKP’’yi kuran, iktidara taşıyan, partinin başlangıçta ihtiyacı olan çok miktardaki parayı bulan tek kişi Başbakan Erdoğan’’dır. Başbakan Erdoğan’’ın 8 Ekim’’de Almanya’’ya giderken yaptığı konuşması onun gerçek hedefini belli etmektedir. Bu hedef maalesef ’“İslam Cumhuriyeti’’dir’”.
Başbakan Erdoğan’’ın sözlerinin satırbaşları şöyle;
* ’“Tarihimizde olduğu gibi Türkiye’’de keşke her inanç grubunun ayrı mahkemesi olsa ne iyi olurdu!.’”
* ’“Kamusal alan kamusal alan. 7 yıl öncesine kadar bu ülkede kamusal alan yok muydu?Çankaya’’ya 7 yıl öncesine kadar herkes rahatlıkla girebiliyordu. Bırakalım halkımızı özgürlük çerçevesi içinde yaşasın’”.
* ’“ Bu konuda(Türban) yasal bir zemin gerekiyorsa bu işi sağlama bağlayalım diyorsak buna böyle inanıyorsak hemen adımı atalım gerekli olan neyse fazla bir şey değil üç maddede hallolur. Kim samimi kim değil ortaya çıksın. İnancım sebebiyle başımı örtüyorum diyen insanlarla ilgili Cumhuriyetin en önemli kurumu siyasi partiler değil Diyanet İşleri Başkanlığıdır’”.
Eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anayasasında yazdığı gibi ’“Demokratik, Laik, Sosyal bir Hukuk’” devleti ise ve bu ülkede Başbakan bu sözleri söyleyebiliyorsa, bu sözlerin sonucu, Başbakan Erdoğan’’ın Genel Başkanı olduğu AKP’’nin kapatılmasıdır. Dünyadaki her hukuk devletinde de bu ve benzeri sözlerin sonucu aynı olur.
Başbakan, Anayasa’’nın teminatı altında olan pozitif hukuk(Hukuk Devleti) ilkesinin kaldırılmasını ve yerine Şeriat Hukukunun hakim olduğu zamandaki ’“Çoklu Hukuk’” sistemini istemektedir. Bu yapılan suçtur.
Başbakan ’“Kamusal alan’” anlayışını reddetmekte ve türbanın kamusal alanda da kullanılmasını istemektedir. Bu da açık bir suçtur.
Başbakan, türban konusunda dini bir kurum olan Diyanet İşleri kurumunun görüşünün esas alınmasını, siyasi partilerin görüşlerinin dikkate alınmaması gerektiğini söyleyebiliyor.
Osmanlı zamanında Padişahlar mutlak ve son söz hakkına sahip olmalarına rağmen alınan kararların İslamiyet’’e uygun olduğuna dair Şeyhülislamlardan fetva alırlardı. Zira Osmanlı, dini esaslara göre yönetilen bir imparatorluktu.
TBMM’’nin alacağı bir karar öncesi, Laik bir Cumhuriyette varlığı ve anayasal bir kurum olması tartışma konusu olan Diyanet İşlerinden görüş alınması ile Şeyhülislamdan fetva alınması arasında ne fark vardır?
Böyle bir kararın beklendiği bir ülkede ’“Laik Cumhuriyetten’” ’“söz etmek mümkün müdür?Böyle bir anlayış ve davranış mevcut anayasamıza göre suçtur.
Gelelim Başbakan Erdoğan’’ın çalışma arkadaşlarını seçme yöntemine;
Bildiğiniz gibi Başbakan’’ın en çok danıştığı, konuşmalarını yazdırdığı 4 danışmanından üçü Kürtçü görüşlere sahiptirler ve bunlar Başbakanın ’“Açılım’” politikasına yön vermektedirler. Açılım denen bu rezaletten sonra koca Türk Devletinin, terörist başını ve Barzani’’yi muhatap aldığını üzülerek görmekteyiz.
Diğer danışmanlardan en önemlisi ise; Almanya’’da kendini ’“Şeyhülislam’” seçtirmiş, aynı evde ve aynı anda beraberce yaşadığı 3 hanımı olan, damadını Samsun’’dan milletvekili yaptığı Ali Yüksel isimli şahıstır. Türban konusunda Diyanetten görüş alınması fikrinin sahibinin Ali Yüksel olduğunu tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok..
Başbakan’’ın yeni ve en parlak danışmanı ise; ’“Ayakta bevletmek (işemek) dinimizce uygun değildir’” diyerek cami tuvaletlerindeki pisuarları söktürmesiyle tanınan eski Ordu Valisi Ali Kaban’… Bu Ali de, diğer Ali gibi bundan böyle Başbakan danışmanı. Gitti Başbakanlıktaki pisuarlar. Ali Kaban harıl harıl Başbakanlığa gelecek Avrupalı misafirlerin çişlerini nasıl yapacağını, çeşitli şekil ve şemalarla hazırlamakla meşgul’…
Başbakan Erdoğan’’ın çeşitli zamanlardaki konuşmalarından örnekleri alt alta yazın, Emniyet ve Devlet kurumlarındaki cemaat ve tarikat örgütlenmesini ekleyin, Hanefi Avcı’’nın kitabını ve Ergenekon İddianamesini ilave edin, en üste de Anayasa Mahkemesinin AKP’’yi ’“Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu için mahkum etmesini’” koyun, toplayın çıkacak sonuç ve varacağınız yer İslam Cumhuriyetidir.
Görmek istemeyen Yüksek Yargıya, T.C Devletinin Kurum ve kuruluşları ile bürokratlarına, bağımsız ve özgür(!) medyaya, aziz ve necip Türk milletine saygıyla bildirilir.