2010 yılında Amerikalı yazar Brad Pitzl, Trump’ın birinci başkanlık döneminden tam altı yıl önce, Türkçeye adı “Haydut Başkan: Sarah Palin’in Başkanlığı (RoguePresident: ThePresidency of Sarah Palin)” olarak çevrilen bir kitap yayımladı. Politik kurgu / alternatif siyaset senaryosu türünde yazılan bu eser; ABD siyasetinde özellikle 2008–2010 arası dönemde öne çıkan, popülist muhafazakâr bir figür olan; 2006-2009 Cumhuriyetçi Alaska Valisi ve 2008 ABD başkan yardımcısı adayı “Sarah Palin ABD başkanı olsaydı ne olurdu?” varsayımı üzerinden şunları anlatıyor:
Rogue” (Haydut/Denetimsiz) başkanlık ne demek? Kitapta “haydut başkan” kavramı; kurumları ciddiye almayan, geleneksel denge-denetim mekanizmalarını zorlayan, kişisel ideoloji ve popülizmi devlet aklının önüne koyan, uzmanlık, diplomasi ve hukuk yerine “içgüdüyle” yöneten bir başkanlık tarzını temsil eder. Yani, mesele Palin’in şahsından çok, kurumsal sınır tanımayan bir liderlik modelidir.
Kitap doğrudan bunu tartışmasa da ‘haydut başkan’ fikrinin kurgulanabilir olması, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor; kongre, yargı, bürokrasi ve medya; başkan aşırı güç kullandığında, popülizm ve cehalet birleştiğinde sistem çöker mi, yoksa kendini toparlar mı?
Kitapta; aceleci askeri kararlar, müttefiklerle gerilim, dış politikanın iç politikaya kurban edilmesi gibi senaryolar işlenir. “Haydutluk” burada sadece içerde değil, küresel sistem için de risk anlamına gelir.
Kitap neden Sarah Palin’i merkeze alıyor? Brad Pitzl, Palin’i bir sembol figür olarak kullanıyor. Asıl derdi, kurumsal sınır tanımayan bir başkanlık modelini anlatmak. Bu nedenle kitap, belli ki Sarah Palin’i biyografik olarak anlatmak için yazılmamış! Aslında kitabın başlığı, dili ve kurgusu “Haydut Başkan” kavramını örtülü bir şekilde meşrulaştırıyor. “Kurumsal sınırları zorlayan / alışılmadık / norm dışı başkan” fikrine neredeyse bizi alıştırıyor. Yani kitap analitik bir tez değil, ama kavramsal bir çerçeve üretiyor. … Dolayısıyla, bir uyarı metni olarak yazılmamış olsa da bugün geriye dönüp bakıldığında, Trump dönemini mümkün kılan zihinsel eşiğin ne kadar erken aşıldığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir.”
Trump döneminde ve söyleminde de görülen çok sayıda örnek ise, kitaptaki “haydut başkan” tanımının soyut bir kurgu değil, somut bir siyasal pratik olabileceğini bugün bütün dünyaya çok hazin bir biçimde gösteriyor…
Hukuk devletinin askıya alınması: ICE örneği
Trump yönetimi altında ICE (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) fiilen, sivil ölümlerle sonuçlanan operasyonlar sonrası şeffaf soruşturma süreçlerinden korunmuş, “Güvenlik” gerekçesiyle hukuk dışı dokunulmazlık zırhına kavuşmuştur. İşte bu tam da roguepresident (haydut başkan) tanımının özüdür: Devlet gücünü kullanan aktörleri hukuktan azade kılmak.
Egemen devletlere zor ve tehdit: Venezuela – Küba – Meksika hattı
Trump’ın, Venezuela yönetimine karşı haydutça rejim değişikliği saldırısı, Küba’ya petrol ve finans akışını engellemek için Meksika ve Venezuela üzerinde baskı kurması ve sosyal medya üzerinden “Küba’ya artık petrol ve para gitmeyecek” gibi, bu söylemi teyit eden hayasız tek taraflı yaptırım ilanları şunu ispatlıyor; uluslararası hukuk, ambargoların BM ya da çok taraflı mekanizmalarla alınmasını öngörürken, Trump bunu açık bir tehdit ve şantaj boyutuna indirgemiştir.
Seçimlere müdahale ve şantaj: Irak örneği
Trump’ın, Irak’ta başbakanlık seçim sürecine ilişkin “Maliki gelirse desteği keseriz” türü tehditleri, bir başka “haydut başkan” özelliğini ortaya koyuyor. Bu açıkça ve pervasızca, başka ülkelerin demokratik süreçlerini rehin almaya çalışmaktır… Bu ne diplomasi ne müttefikliktir; bu düpedüz siyasal şantajdır.
Toprak ve egemenlik tehditleri: Grönland, Panama, Kanada
Trump’ın, Grönland’ı ya zorla “satın alma” ya da “gerekirse işgal ederiz” söylemi, daha önceki Panama Kanalı için işgal tehditleri, Kanada’yı “51. eyalet” yapma tehdidi ve Kanada başbakanına karşı “Kanada valisi” şeklindeki aşağılayıcı ve alaycı dili… Tüm bunlar şunu net olarak gözümüze sokar; uluslararası sınırlar, Trump’ın siyasetinde hukuki bir anlamı olmayan, canının istediği gibi ihlal edebileceği alanlardır. Bu yaklaşım, 19. yüzyıl emperyal zihniyetinin 21. yüzyıl popülist versiyonudur.
Savaş ve kuşatma tehditleri: İran
Trump’ın, son günlerde İran’ı askeri gemilerle kuşatma, açık işgal ve saldırı salvoları, kongre onayı, uluslararası hukuk veya BM yetkisi olmaksızın yapılabilecek bir “başkanlık tasarrufu” gibi sunulmaktadır. Bu ise “haydut başkan” tanımının korsanlık boyutudur!
BM’nin devre dışı bırakılması: Gazze ve “Barış Kurulu”
Trump’ın, Gazze için başkanlığını kendisinin yapacağı bir “barış kurulu” ilan etmesi, Birleşmiş Milletler’i fiilen devre dışı bırakması ise uluslararası sistem açısından kritik bir kırılmadır. Bu, sadece İsrail–Filistin meselesi değil; çok taraflı dünya düzeninin bir tek kişinin iradesine indirgenmesidir.
Amerikan sistemi şuna güveniyordu; “Başkan, elindeki gücü kötüye kullanmaz.” “Haydut Başkan” kitabı böyle bir soruyu doğrudan sormamış olabilir; ancak ‘haydut başkan’ fikrini kurgulanabilir ve olağan bir senaryo hâline getirmesi, ‘Ya başkan gücü kötüye kullanırsa?’ sorusunu Trump döneminde artık kaçınılmaz biçimde gündeme taşımıştır.”
Aslında Amerikan sistemi, denge–denetimini; kongre, yargı, bürokrasi ve medya üzerinden kurar. Ancak Trump döneminde görüldü ki; kör parti sadakati, büyük sermaye gruplarının, savunma sanayii ve lobi ağlarının siyaset üzerindeki etkisi, kurumsal denge–denetim reflekslerini ciddi biçimde felç edebiliyor.
Trump’ın açık ihlallerine rağmen, azil mekanizmalarının işlememesi, güvenlik aygıtının sorgulanmaması, yargının ağır ve çekingen kalması; ABD’de demokrasinin kendini otomatik savunmadığını bütün dünyaya yeterince gösterdi… Bu bağlamda Trump, ABD demokrasisinin zayıf noktalarını kullanan ve sistemin kırılganlığına tutulan bir aynadır aynı zamanda…