Hayatı Onlarla Paylaşan Eller Derneği tarafından yapılan açıklamada, yaklaşık bir buçuk yıldır hayvanlara yönelik nefret söylemleriyle birlikte hayvan hakları savunucularının da ayrıştırıcı bir dilin hedefi haline geldiği ifade edildi. Açıklamada, hakaret, tehdit, fiziksel saldırı ve hedef göstermelerin giderek arttığı belirtilerek, yaşananların bireysel olaylar olarak değerlendirilemeyeceği vurgulandı.
Dernek tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Yaklaşık bir buçuk yıldır, hayvanlara yönelik nefret söylemleriyle beslenen, hayvan hakları savunucularını hedef gösteren ve toplumun farklı kesimlerini karşı karşıya getiren dilin sonuçlarını yaşamaktayız. Özellikle sokak hayvanlarının toplatılmasını öngören yasal düzenleme öncesinde ve sonrasında yürütülen tartışmalarda kullanılan ayrıştırıcı söylemler, yalnızca hayvanları değil onların yaşamlarını savunan insanları da hedef haline getirmiştir.
Bugün hayvan hakları savunucuları; hakaretlere, tehditlere, fiziksel saldırılara ve sistematik hedef göstermelere maruz kalmaktadır. Yaşananlar birbirinden bağımsız olaylar değil, uzun süredir inşa edilen nefret ikliminin bir sonucudur ve hayvan hakları savunucularına yönelen şiddetin ve tahammülsüzlüğün ulaştığı noktayı gözler önüne sermektedir.
İzmir Bayraklı'da yaşayan Yahya Köşek, Meryem Köşek ve kızları Funda Güçlü; yıllardır sokak hayvanlarını besleyen, onlara sahip çıkan ve yaşamlarını korumaya çalışan insanlardı. Hayvanlara yönelik düşmanlığın ve nefretin hedefi haline getirilen aile, uğradıkları silahlı saldırı sonucunda öldürülmüştür. Köşek ailesinin yaşadıkları, nefret söylemlerinin ve hedef göstermelerin nelere yol açabileceğinin en acı örneklerinden biri olarak hafızalarımızda yer almaktadır.
İzmir Kemalpaşa'dan Şevket Yerdeşen (Şevket Abi), yıllardır bölgesindeki sokak hayvanlarının bakımını üstlenen, onları besleyen ve korumaya çalışan bir yurttaştı. Hayvanlar için verdiği emek nedeniyle baskıların ve saldırıların hedefi oldu. Sonunda öldürülen Şevket Abi'nin hikâyesi, hayvanlara sahip çıkan insanların nasıl yalnızlaştırıldığını ve hedef gösterildiğini ortaya koymaktadır.
Ankara'da yaşayan 81 yaşındaki Ülker Güleryüz (Necla Teyze), ömrünü sokak hayvanlarına adayan, kısıtlı imkânlarıyla onlarca cana yaşam olmaya çalışan bir hayvanseverdi. Beslediği hayvanlar nedeniyle hedef haline getirildi, maruz kaldığı baskılar ve yaşadığı süreç kamu vicdanında derin izler bıraktı. Necla Teyze'nin öldürülmesi, vicdan sahibi insanların nasıl korunamadığının en çarpıcı örneklerinden biri olarak hafızalara kazınmıştır.
Selçuk'ta yaşayan eczacı Beray Yürek ise hayvanların yaşam hakkını savunduğu için fiziksel saldırıya maruz kalmış, bu saldırı sonucunda hem fiziksel hem de ruhsal açıdan mağduriyet yaşamıştır ve tedavi süreci devam etmektedir.
Burada adı geçen kişilerden yalnızca Beray Yürek hayattadır. Diğerleri ise hayvanlara sahip çıktıkları, yaşam hakkını savundukları süreçlerde hedef gösterilmiş ve öldürülmüştür. Bu nedenle yaşananları yalnızca bireysel olaylar olarak değil, nefret söyleminin ve kutuplaştırıcı dilin ağır sonuçları olarak değerlendirmek gerekmektedir.
Siyasi söylemlerle ve kimi medya yayınlarıyla sürekli olarak “hayvanseverler”, “mamacılar”, “lobiler”, “itperestler” ve “itseverler” gibi ifadelerle hedef gösterilen insanlar toplumun gözünde değersizleştirilmeye çalışılmıştır. Hayatlarını hayvanlarla paylaşan, onları ailelerinin bir parçası olarak gören insanların yaşam biçimleri küçümsenmiş, sevgileri itibarsızlaştırılmıştır.
Vicdan suç değildir.
Bir canın yanında durmak suç değildir.
Hayvanları korumak suç değildir.
Nefretin normalleşmesine, merhametin suç gibi gösterilmesine sessiz kalmayacağız.
Hayvanların da bu dünyada bir yeri vardır, onları koruyan insanların şiddetle karşılaşmadığı bir düzen mümkündür.