Hastanelerde soygun nasıl yaşanıyor?

Abone Ol
Ülkemizde ' Bal tutan parmağını yalar' anlayışının toplumu ve devletimizi nerelere getirdiği hepimizce malum. ' Çalsın ama iş yapsın' diyerek yıllardır egemenlerin yolsuzluğuna hoş görü ile bakan halkımız ne yazık ki çalınan her kuruşun kendi cebinden alındığının farkında değildir.

' İş yap ama çalma' diyenlerle ' Çal ama iş yap ' diyenler arasında son aylarda yoğun bir tartışma yaşanıyor. Bu tartışmalardan kimin galip çıkacağını ilk etapta 30 Mart'ta yapılacak yerel yönetim seçimlerinde, daha sonra 10 Ağustos tarihinde yapılacak Cumhurbaşkanlığı halk oylamasında ve 2015 yılında yapılacak genel seçimlerde göreceğiz.

Kabul edelim veya etmeyelim, biz toplum olarak hırsızlık ve yolsuzluklara karşı şerbetliyiz, hoş görülüyüz. Bu anlayış Osmanlı'dan bu yana hiç değişmeyen bir gerçeğimiz. Oysa soyulan biziz. Soyulan bizim geleceğimiz. Sizlere bir önceki yazımda iktidarın çok övündüğü, halkın çoğunluğunun takdir ile karşıladığı sağlık hizmetlerinin genel çatısını, yeni örgütleniş sürecini özetlemeye çalışmıştım. Lütfen bu yazımı okumadan önce bir evvelki yazımı anımsayınız ve okumadıysanız öncelikle o yazımı dikkatlice okuyunuz.' Sağlık Bakanlığı SGK'da taşeron ' başlıklı önceki yazımda Sağlık Bakanlığı bünyesindeki birçok Devlet Hastanesi ve Bakanlığın denetimindeki anlaşmalı birçok Özel Hastanede yapılanmış bazı kişilerin Sosyal Güvenlik Kurumu ve hastaları soyduğunu sizlere ön bilgi olarak sunmuştum.

Peki, nasıl yapılıyor bu soygun?
Yazmıştım ya Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) adıyla birleştirildik den sonra bu kuruma bağlı tüm hastaneler ile birlikte hastane çalışanları, kurumun tüm mal varlığı Sağlık Bakanlığına devredildi. Sağlık Bakanlığı ile SGK arasında yapılan ve her yıl yenilenen sağlık hizmeti alım sözleşmesi kapsamında SGK kapsamındaki kişiler ve bakmakla yükümlü oldukları yakınları sağlık hizmetlerini bu bakanlık ve özel hastaneler eliyle almaya başladılar. Bakanlık bu hizmeti karşılığında SGK'dan belli bir bedel alıyor ve bedel hastanelerde kurulan Döner Sermaye Başkanlığı bütçesinde kayıt altına alınıp orada toplanıyor. Hastanelerin tüm giderleri bu döner sermaye bütçesinden karşılanıyor. Bu hastanelerden hizmet alan her hasta aynı gün ve saat itibariyle hastanelerde ve eczanelerde kullanılan ve Sağlık Bakanlığınca da anında izlenen ' MEDULA sistemi ' adı verilen( Bu sistem sağlık hizmetlerine ilişkin verilerin SGK tarafından toplanması ve bu verilere dayanılarak sağlık hizmeti sunucuları tarafından elektronik bilgi transferi işleminin gerçekleştirilmesi amacıyla kurum tarafından uygulanan ve işletilen elektronik bilgi sistemi) bir sisteme kaydediliyor. Sistem hastanelerde Döner Sermaye Muhasebe Servisi tarafından yönetiliyor. Özel Eczanelerden alınan ilaçlarda dahil, bu hastanelerde hastalara verilen tüm sağlık hizmetleri, ameliyat ve operasyonlar, kullanılan ilaçlar, tıbbi malzemeler bu sistemde kayıt ediliyor. Diyelim ki siz muayene amacıyla hastaneye başvuruyorsunuz, ayakta tedavi ediliyorsunuz veya hastanede yatarak tedavi edileceksiniz anında bu sisteme kaydediliyorsunuz. Kullanılan her bir ilaç, size yapılan en basit tıbbi bir müdahale dahi bu sistemde kayıt altına alınıyor ve bu işlemler Ankara'dan da izlenebiliyor. Siz tedavi amaçlı hastaneye yatıyorsunuz. Bir süre yatıp taburcu ediliyorsunuz. Taburcu edildiğiniz tarih ve saat itibariyle hastane mevcudundan düşülmeniz gerekiyor. Ancak bu birçok yerde böyle olmuyor. Hastaneden taburcu edildiğinizde yattığınız servisteki servis sorumlusu taburcu olma işlemlerinizi yapıyor, sistem üzerinden hastanenin muhasebe servisini bu konuda uyarıyor. Ancak o hastanede bu tezgah kurulmuş ise servis sorumlusu uyarsa bile hastanenin Muhasebe birimi tarafından adınız mevcuttan düşülmeyip kaydınız silinmiyor. Hasta bunu ancak hemen ertesinde ve ya bir kaç içinde başka bir hastaneye tedavi amaçlı baş vurduğunda öğreniyor ve ilk yattığı hastanede yatıyor göründüğü için oradan hizmet alamayıp geri çevriliyor. Veya hastanın elinde taburcu olurken bir reçetesi var ise ilaçlarını almak için eczaneye gittiğinde eczacıdan henüz taburcu edilmediğini öğreniyor ve aynı sistem gereği o an ilacını alamıyor. Küçük ilçelerde eczacı ancak hastane yetkililerini arayıp ilaç alacak hastanın hala sistemde görüldüğünü bildirip , sisteme hastanın daha önce taburcu olduğu kaydını işleterek hastaya ilaçlarını verebiliyor. Büyük yerleşimlerde ise hasta bu durumlarla karşılaştığında ancak taburcu olduğu hastaneye gidip kendi ismini sistemden sildirirse ikinci kez gittiği farklı hastaneden hizmet alabiliyor veya eczaneden ilacını alabiliyor.

Şimdi de hastaların taburcu olduklarında aynı gün hastane mevcudundan düşülmemesindeki amacının ne olduğunu anlatalım:

Bir çok hastanede genellikle baş hekim, baş hemşire , müdür ve muhasebe yetkilisi, servis sorumluları gibi üst düzey kadroların bilgisi dahilinde işleyen bu sistemde, SGK kapsamında ki hasta, o hastanede ne kadar süre fazla kalır ve ne kadar yoğun tedavi hizmeti verildiği kayıt altına alınır ise SGK, Sağlık Bakanlığına yani hastane döner sermayesine o kadar fazla bedel ödüyor. Böylece SGK, Sağlık Bakanlığı üzerinden soyuluyor, zarara uğratılıyor. Yani SGK'nın sağlık hizmeti aldığı bir taşeron konumundaki Sağlık Bakanlığı bazı eller eliyle SGK dan hak etmediği bir bedeli tahsil ediyor. ( 2014 yılı için SGK'nın 21.4 milyar TL zarar edeceği geçtiğimiz aylarda açıklandı) Durun daha bitmedi sadece SGK değil bu arada sizlerde, bizlerde soyuluyoruz. Nasıl mı?

Bütçesi bizlerden kesilen primlerden oluşan SGK kendisine bağlı emekli, halen çalışan ve onların bakmakla yükümlü oldukları yakınlarının tedavileri için Sağlık Bakanlığı'na bizim adımıza (Bende SGK emeklisiyim) bir bedel öderken( 2012 yılında 16 milyar 146 milyon TL. ödendi) biz hastalarda katkı payı adı altında ayrıca bir bedel ödüyoruz. Hastanede de fazla yatmış gösterilmemizle bu katkı payı da artıyor ve biz daha fazla para ödemek zorunda kalıyoruz. Böylece bizde ayrıca soyulmuş oluyoruz. Bu soygun yöntemi özellikle emeklilere yoğun şekilde uygulanıyor. Çünkü emekliler maaş bordolarını göremiyor ve dolayısıyla da tedavileri için ne kadar katkı payı ödediğini bilemiyorlar. Yani siz bir hastaneden çıkıp diğer bir hastaneye gitmek zorunda kaldığınız da ' burada şu an tedavi olamazsınız. Çünkü siz şu an filanca hastanede yatıyor görünüyorsunuz ' diye bir yanıt aldığınız da bilin ki soyulmaktasınız. Ayrıca yine hastane sonrasında eczaneden 'bu ilaçları şu an alamazsın çünkü sen şu an hastanede yatıyor görünüyorsun ' diye bir söz duyduğunuzda bilin ki yine soyuluyorsunuz. Ve yine bu durum başınıza geldiğinde gidip o hastane yönetimini veya personelini uyardığınızda size daima ' vallahi kaydınızı düşmeyi unutmuşuz, dalgınlığımıza veya yoğunluğumuza gelmiş ' yanıtını vereceklerdir. Bu soygun sistemini anlatırken dikkat ettiyseniz hastaya yapılmamış tedavi, tahlil, malzeme, ilaç kullanımı ve tıbbi müdahalelerin yapılmış gibi gösterilmesine daha değinmedim bile. Oysa toplumda bu yönde de yoğun şikayetler söz konusudur. Sadece hastanın yatmadan yattı gösterilmesi bile önemli rakamlar teşkil ediyor. Hele hele hastanın yoğun bakımda yatıyor gösterilmesi büyük rakam.( Öğrendiğim kadarıyla günlüğü 200 tl.)

Özellikle ilçelerde hastane yöneticileri sahip oldukları yoğun bakım servislerini dolu tutarak hastane gelirlerini, tabi ki döner sermaye kasasını daha kolay doldurmaya çalışıyor. Çünkü yoğun bakımda ki her tedavi ve kullanılan tıbbi malzemeler daha özel ve hayati oluşu nedeniyle diğer servislerdekinden çok daha pahalı. İşte bu tür hastanelerde bu yoğun bakım servislerini doldurmak için yine iktidarın övünç duyduğu 'Evde Bakım Projesi' denilen projeye kayıtlı hastalar kullanılıyor. Bu listede isimleri bulunan yaşlı ve hasta insanlarımız bazen evde bakıldıkları günlerde bile hastanede yoğun bakımda yatıyor gösteriliyor veya o sıralar gerekli olmadığı halde yatak doldurmak için yoğun bakıma yatırılarak ciro yükseltiliyor. Bu gün hasta bakım kapasitesi küçük bir hastanenin döner sermayesinin aylık cirosu 400-500 bin TL. Varın siz bir de il veya bölge hastanelerini düşünün artık. Yaptığım araştırma sırasında hastanelerde vefat eden hastaların dosyalarına bile ölümünden üç -beş gün sonra tedavi sırasında uygulanmayan bazı hizmetlerin yapılmış gibi sonradan işlendiği dahi tarafıma anlatıldı.

Peki sağlık personeli böyle bir soyguna neden alet oluyorlar ? Bundan çıkarları ne? diye sorduğunuz da önünüze döner sermaye denilen sistemde yer alan 'Pay dağıtımı yönetmeliği 'çıkıyor. Sağlık sisteminde sağlık çalışanlarında 'verim artırıcı' bir yöntem olarak sunulan bu sistem aynı zamanda bazı çalışanlarda gelir artırıcı bir sistem olarak ta uygulanıyor. Uygulanan performans yöntemi nedeniyle doktorlara ve bazı sağlık personeline puanlar veriliyor. Ayda 320 puanı dolduran bir doktor döner sermayeden maaşına ek olarak yaklaşık 5000 tl. pay alıyor. Alt düzeydeki hemşireler ise 1400-1500 TL. alabiliyorlar. (Hizmet satın alma usulüyle hastanelerde görev yapan sağlık personeline ise döner sermaye bütçesinden pay verilmiyor.) Bu puanlarda hastaya uygulanan tedaviye göre değişiyor. Mesela viziteye çıkan doktor 41 puan alıyor. Yani yıllardır uygulanan bu sağlık sistemi doktoru veya hastane yetkililerini hırsızlığa teşvik ediyor. Böylece çapraz bir soygun yaşanıyor. Sağlık Bakanlığı çatısındaki bazı uyanıkların eliyle bu yolla hem SGK hem de hastalar soyuluyor. Bu arada da bazı sağlık çalışanları döner sermaye bütçesinden daha fazla gelir elde ediyor. Şimdi görev Sağlık Bakanlığı müfettişlerinde, Sayıştay'da, iktidar da, AKP Milletvekilleri ve muhalefet temsilcilerinde, İllerde İl Başkanları ve Büyükşehir Belediye Başkan Adaylarında, İlçelerde İlçe Başkanları ve Belediye Başkan adaylarında haydi bu soygunu durdurun. Unutmayın ki sizlerin seçmenleri de bu soygunu yaşıyor. Gariban emekliler, alın terinin karşılığını alamayan emekçiler ve tüm halkımızı bu soygundan koruyun. Bu soygunu deşifre edin. Sağlık çalışanlarının örgütleri bu pislikleri aranızda barındırmayın.

Bilgi notu:
5335 sayılı Döner Sermaye kanununun 5.maddesi 4. Fıkrasında belirtildiği gibi ek ödeme tutarı görev yapılan birim ve iş hacmi, görevin önem ve güçlüğü, çalışma süresi, personelin sınıfı, kadro ünvanı, derecesi ve atanma biçimi dikkate alınarak ölçülen performansa göre yapılıyor.