Haset ve Fesat

Abone Ol

Müzik Önerisi: Jealousy * Queen

İnsanlığa mahsus iki güçlü kelime haset ve fesat ve çok uzun zamandır üzerinde düşünüyorum.

Yaşadıklarımdan öğrendiğim çok fazla deneyim var. İçinden çıkamadığım düşünce dehlizleri var. Hayal kırıklıkları, bu nasıl olur hayretlikleri…

Yakıştıramazsın, inanamazsın sorgulayıp durursun.

Kem gözlere şiş desen bir türlü, benden uzak Allah’a yakın desen bin türlü.

Benim açımdan en güzel başa çıkma yöntemi bu,yaz gitsin…

Haset ve fesat çoğu zaman birbirinin yerine kullanılsa da psikolojik kökenleri ve toplumsal sonuçları açısından birbirinden ayrılan insanlığın en karanlık halleri.

Habil – Kabilden beri Pamuk Prenses’ten Külkedisine kadar masallara bile konu olmuş haset…

Haset bir nevi kıskançlık duygusu. “Sende olmasın” duygusu. Bir başkasının sahip olduğu üstünlüğe, başarıya veya eşyaya karşı duyulan derin rahatsızlık ve gizli bir öfke…

Haset eden kişi o şeye sahip olmaktan ziyade senin sahip olmana öfkelenir ve içten içe kaybetmeni diler. Kişi kendi yetersizlik hissi ile kendi sahip olamadığı iyilik halinin sende yok olmasından beslenir.

Fesat ise hasetin birkaç adım ötesidir. Haset gibi duygu olmaktan çıkmış eyleme dönüşmüş halidir. Yüksek dozda kötülük içerir. Kelime anlamı bu kötücül ruhu tanımlar... “bozulma, çürüme” anlamı taşıyan fesat sadece bireye değil toplumsal iyiliğe ve genel huzura düşmandır. Fesat çoğunlukla “iyilik niyetiyle” paketlenir asıl tehlike de budur.

Fesat eden kişi iftira atar, kolaylıkla yalan söyler, kandırır, suistimal eder, fitne çıkarır. Güven duygusunu zedeler. Nifak tohumları eker ve düzeni bozmaya gayret eder. İyiliklerin mayalanmasına izin vermez aksine çürütme operasyonu düzenler. Daha sistemiktir. Fesat eden iz bırakmadan hareket etmeyi marifet sayar.

Haset daha içsel ve pasif yaşanan bir sancı iken, fesat çok daha aktif ve dışsal bir müdahaledir.

Haset içten içe çürütür, insanın kendisini bitirir. Fesat ilişkileri ve toplumu zedeler.

İyi günde kötü günde boşuna denmiyor. Nedense insanın kötü gününde etrafı daha bir kalabalık oluyor. Kötü gün dostları alınmasın, ancak insan zamanla her şeyi yerli yerine koyuyor…

İyi gün dostlarının da önemini idrak zamanla oluyor. Başarılarından haz alan, kazanımlarından mutlu olan, sende oldukça senin gibi sevinen insanların sayısı senin düşündüğünden az buna emin ol…

Hasedin daha ileri aşaması da var. Başkalarının başına gelen felaketlerden sevinç duyan psikopatlar var. Kant gibi bazı filozoflar bu durumun insan doğasındaki en şeytani duygu olduğunu söylüyor.

Haset bizim ulaşabilecekken ulaşmadığımız başkası ulaştığında belki de farkına vardığımız o varlık veya mutluluk hissinin verdiği acı olarak da tanımlıyor. Kendimizle eşit gördüğümüz kişinin başarısı veya mutluluğu acı veriyor. Kurumsal hayatta bu duygu en çok terfiler açıklandığında hissedilirdi. “Benim neyim eksik?” duygusu…Ben de yoksa onda olamaz inancı.

Fesat bende yoksa onda olamaz inancının eyleme geçmiş hali. Sistemik bir karalama, yanlış bilgiyi yayma, bilinçli bir kötüleme girişimi…

Halbuki her birey kendiyle uğraşsa, kendiyle yarışsa, kendiyle haşır neşir olsa bu duygulardan otomatik olarak arınmaz mıydı?

Kendi değerini kendisi belirlese, potansiyelini açığa çıkarsa toplumun direttiği kıstaslara fazlaca kapılmasaydı?

Hatalarından ders alarak bir sonraki versiyonu için kendini hazırlayabilseydi?

Başkalarında gördüğü varlığı, mutluluğu, başarıyı ilham kaynağı olarak görebilse ve ona haset duyacağına ondan feyz alabilseydi?

Kant’a göre insan kendisinin değerini iki türlü belirler.

Birincisi kendisini kendisiyle karşılaştırarak, yani aynadaki ve dündeki benliğiyle mücadele ederek kendine değer biçer. Bir önceki günden aydan yıldan daha iyi olmaya bakar. Kendi değerini özümser, anlar, takdir eder hep ileriye bakar.

İkincisi ise kendisini başkalarıyla yarıştırarak değer biçer.Yani sürekli başkalarının varlığı, kazanımı, mutluluğu ile bir yarış halinde olur. Bu yarışta kazanmak, yetişmek için hep birtelaş ve doyumsuzluk içindedir ve kendi değerini küçültür durur. Kendini beğenmez, geliştirmez olduğu yerde sayar. Haset duygusuyla ve bazen fesatlıklarını devreye sokarak toplumun cemiyetin asabını ve düzenini de bozar.

Haset kendi bahçenizdeki çiçeği sulamak yerine komşu bahçenizdeki gülün solmasını beklemektir.

Fesat ise o gülü gizlice kökünden koparmaktır.

Siz, enerjinizi başkasının bahçesini izlemeye değil, kendi gülistanınızı büyütmeye harcayın; çünkü kendi çiçeğine su veren, başkasının dikeniyle meşgul olmaz.