Hamnet… “Bir İhtimal Daha Var!”

Abone Ol

2020’de Maggie O’Farrell’ın Hamnet romanı yayımlandığında, edebiyat dünyasında derin bir sarsıntı yarattı. Roman, Shakespeare’in en bilinen tragedyalarından Hamlet’in gölgesinde kalmış bir çocuğu merkeze alıyor; tarihin dipnotuna sıkışmış bir ölümü, anlatının kalbine yerleştiriyordu. O’Farrell’ın asıl cesareti, Shakespeare’i bilinçli biçimde geri plana çekmesi, anlatının ağırlığını Agnes’e ve anneliğin sezgisel bilgisine teslim etmesiydi.

Oscar Akademisi, 2026 ödüllerinin adaylarını geçen hafta içinde açıkladı. Sinners, rekor kırarak en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi erkek oyuncu dahil olmak üzere 16 dalda ödüle aday gösterildi. Ama benim merakım “Hamnet” filminin ne yapacağıydı… En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu dallarında aday oluşu önemli. Sonuçları 15 Mart’ta öğreneceğiz.

Shakespeare’in Hamlet’i, Batı edebiyatında yasın dile dönüşmüş hâlidir. Kaybın ardından konuşan, sorgulayan, geciktiren bir özne vardır sahnede. Hamlet’in trajedisi, yalnızca babasının ölümü değil; bu ölümün anlamlandırılamamasıyla derinleşir. Düşünce, eylemi erteler; kelimeler, yasın kendisinin yerine geçer.

Hamnet ise yasın kelimelere dökülemediği noktada başlıyor. Film, Shakespeare’in dil patlamasına karşı bir suskunluk estetiği öneriyor. Burada kayıp, düşünce üretmez; bedeni değiştirir, zamanı yavaşlatır, mekânı dönüştürür.

Pazar keyfi olsun… Hamlet’ten, Hamnet’e oradan da Can Yücel’e geçelim… To be or not to be’den… Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?’ e uzanalım.

Bir konuşmamda da değindiğim gibi, Can Yücel’in Shakespeare çevirileri, sadakatle yapılan edebî aktarılardan çok, iki şair arasında kurulmuş açık bir muhabbet gibidir. Yücel, Shakespeare’i Türkçeye “çevirmeye” değil, onunla Türkçe düşünmeye girişir; Elizabeth dönemi İngilizcesini halk diliyle, argoyla, ironiyle ve yer yer küfürle karşılar.

“To be or not to be” gibi kanonlaşmış dizeleri bile kutsal bir metin gibi ele almaz; aksine onları bozar, yerelleştirir, gündelik dile indirir ve böylece Shakespeare’i sahneden sokağa taşır. Bu yaklaşım, kimi zaman “ihanetle” suçlansa da aslında Yücel’in temel derdini ele verir.

Shakespeare’i Türk okurunun kulağına değil, diline ve zihnine yerleştirmek. Onun çevirilerinde trajedi hâlâ trajedidir ama artık krallara değil, hayata yakındır; büyük sözlerin yerini konuşma dili, yüksek edebiyatın yerini yaşayan Türkçe alır.

Can Yücel’in Shakespeare’le kurduğu ilişki, aslında bir çeviri meselesi değil, bir had bildirme sanatıydı. “To be or not to be” gibi yüzyıllardır ciddiyetle taşınan bir varoluş sorusunu alıp,
“Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?” diye yeniden kurması, hem Shakespeare’le hem de onun etrafında oluşmuş kültürel kutsallıkla dalga geçmenin en zarif yoluydu. Çünkü Can Yücel çok iyi biliyordu… Fazla ciddiyet, düşüncenin düşmanıdır.

Bu cümleyi Hamlet’ten alıp Hamnet’e doğru yürüttüğümüzde, iş daha da ilginç bir hâl alıyor.

Hamlet’te soru yüksektir, sahnenin ortasındadır, spot ışıkları altındadır. Var olmak mı, olmamak mı? Ölmek mi, yaşamak mı? Seçenekler felsefîdir, teatraldir, biraz da gösterişlidir. Hamlet düşünür, konuşur, kelimelerle oyalanır. Ölüm bile, önce güzelce cümleye dökülmelidir.

Hamnet’te ise Can Yücel’in o dalgacı ihtimali çoktan gerçekleşmiştir. “Bir ihtimal daha var” denmez; o ihtimal yaşanmıştır. Çocuk ölür. Soru sorulmaz, cevap gelir. Ne monolog vardır ne de tirat. Ölüm, felsefî bir problem olmaktan çıkıp evin içine girer, masaya oturur, yatağa siner.

Roman ve film tam da bu yüzden Hamlet’in büyük sorusunu biraz küçültür. Ya da belki daha doğru bir ifadeyle; insanileştirir. Çünkü bir çocuğun ölümünden sonra “olmak mı olmamak mı” diye düşünmez kimse.

Can Yücel’in ironisi burada devreye girer. Hamnet, Shakespeare’in en meşhur cümlesini alır ve sessizce şunu fısıldar; “Bırak şimdi büyük lafları, ihtimal falan kalmadı.”

Film bu bakımdan Shakespeare’e saygısız değil, ama fazla saygılı olmamayı seçiyor. Tıpkı Can Yücel gibi. Dehayı kürsüden indirip mutfağa, yatağın kenarına, yasın gündelik haline çağırıyor. Varoluş sorusu, edebiyat tarihinin vitrini olmaktan çıkıp hayatın arka odasına taşınıyor.

Belki de Hamnet’i bu kadar çağdaş yapan şey tam olarak bu. Shakespeare’in büyük sorusunu alıp, Can Yücelvari bir omuz silkmesiyle yanıtlaması.

“Bir ihtimal daha var mı?” Var.