'Ajans ne diyor' denip radyoların başına toplaşıldığı, haberler/yorumlar için kağıda basılı gazetelerin didik didik edildiği devirler çooook gerilerde kaldı malumunuz.
Bırakın evi, evlerin neredeyse her odasında sabah göz açılınca açılıp göz kapanana dek (izlense/izlenmese) açık duran televizyonlar, internete dakka başı düşen haberler, twitter'dan saniye başı yapılan duyurular var artık hayatımızda ki… Bu da çoğunuzca malumunuz.
Buna rağmen, içimiz bayılana/şişene dek haber bombardımanı altındayken, bu mitingler niye öyleyse?
İçinizde kim var 'du bi bakıp geleyim şu bizim parti başkanı ne diyor' diye merak eden?
Ya da vereceği oyu, liderlerin miting meydanlarında edeceği oturaklı laflara saklayan?
Veya, kim daha çok kalabalık toplarsa, miting alanında kim daha fazla caka satarsa o partiye oy vermeyi kafaya koyan?
Var mı?
Yok.
Peki liderler/partiler/partililer bunu bilmezler mi?
Bilirler. Bilmelerine rağmen yine de miting yapmaktan niye vazgeçmezler o halde?
Milyarlarca liralık masrafı, inanılmaz zamanları niçin meydanlara toplanacak ama hiçbiri oradaki konuşmalara göre oyunu değiştirmeyecek kalabalıklar adına sarf ederler?
Üstelik mitinge katılanların yüzde 90'unun o izdihamda, o kalabalığın uğultusunda, liderlerin söylediğinin yüzde 90'unu duymadığı/anlamadığı…
Mitinglere katılanların o akşam televizyon ekranlarından ya da ertesi gün gazete sayfalarından, gittiği mitingde liderin ne dediğini izlediğini veya okuduğunu bildikleri halde…
Niye ille de mitingde ısrar ederler?
Bütün dertleri, gövde gösterisi yapmak, ne kadar güçlü olduğunu göstermek, rakip partiye karşı kendi seçmenlerine 'bak işte biz çok kalabalığız' mesajı vermek,
Tıpkı doğada 'erkek' cinsin, tüylerini/yelelerini kabartarak, ibiğini havalandırarak 'ne kadar güzel, ne kadar güçlü olduğunu' göstermesi gibi,
'Benim partim/liderim, senin partini/liderini döver' demeye getirerek, bir tür 'erkek gösterisi' yapmak değilse, ne?
İşte Kılıçdaroğlu'nun mitingi öncesi '250 bin kişi gelecek' demeçleri, miting sonrası '250 bin olmadı ama 220 bini bulduk, üstelik yağmura rağmen' açıklamaları, sadece ve sadece (bence gülünç) güç gösterisinin, birer delili bence.
Benzer açıklamaları 4 Haziran'da AKP'nin İzmir mitinginde de göreceğiz nitekim.
Ve hemen ardından 'CHP mitingi daha kalabalıktı/daha coşkuluydu'/'kör müsünüz, AKP mitinginde iğne başı yer kalmamıştı' mealinde atışmalar/kıyaslar okuyacağız ki, bir tür 'sidik yarışı'nın izleyicisi olduğumuzun en hakiki kanıtları olacak bu tür demeçler…
Oysa…
Seçmen kartlarını cebine koyan vatandaş, kime oy verip/kime vermeyeceğine çoktan kararını verdi; iş sadece 12 Haziran'da sandık başına gitmeye kaldı.
Bu saatten sonra o kararı ne 'çılgın proceler' değiştirir, ne alanlara yığılacak 200-250 binler, ne de yağmur misali yağan vaatler…
İzmir gibi 'çağdaş' olduğunu varsaydığımız bir kentte, İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne yapılan, yazılı ve görsel basının neredeyse bir hafta 'davul çalarak' duyurduğu operasyondan bile haberdar olmayan, 'operasyon mu, o ne ki?' diyen yüzde 17'lik bir kitle var arkadaşlar.
İntegral'in yaptığı kamuoyu araştırmasında (ki, bugüne kadar yaptıkları tüm anketler isabetliydi) ortaya çıkan bu gerçek bile, mitinglerin ne kadar anlamsız, ne kadar para/zaman kaybı olduğunu kanıtlamaya yetmiyor mu sizce de?
O yüzden, şu mitinglerde 'kelle hesabı' yapmayı bırakın lütfen; hiç değilse durumun farkında olanları salak yerine koymamış, kendinizi de gülünç duruma düşürmemiş olursunuz…
Bilmem anlatabildim mi…