Gözleri vardı kocaman simsiyah’… Ben konuştukça bir yeşile bir maviye dönüyordu sanki. Gözleri vardı çekik, ela’… Ben konuştukça özlemleri bir beliriyor bir kayboluyordu.’¶
Sınıfa ilk girdiğimde kapının önünde hissettiğim o tuhaf tedirginlik, ne söyleyeceğimi bilememe durumu birden kayboldu. Hepsi pırıl pırıl giyinmiş, kapıdan giren kadına, merakla bakıyordu. Tek tük alkış sesi duyuldu. Masaya oturdum. Gözleri vardı, baktıkça büyüyen. Kullandığım her sözcükle biliyordum ki onları bir yerlere götüreceğim. Çıkacaklar dışarı. Kısaca kendimi tanıttım; adımı, soyadımı ve bir de yazdığımı’… Neden yazdığımı sordu en önde oturan oğlan, alaycı bir gülümseyiş vardı dudaklarında.
’“Sözcüklerimi bir başkasına söylediğimde onların değiştiğini gördüm, benim sözcüklerim onlar değildi. Sonra yazmayı denedim baktım ki hiç değişmiyorlar ve benimler. Bana ait olan ve hiç değişmeyen bir şeyi keşfettim, o günden beri yazıyorum’…’”
Yarım saat kadar konuştum. Annemin okuduğum romanları tutup balkondan aşağı nasıl attığını, ağlayarak kitaplarımı toplayıp inatla okumaya devam ettiğimi’… Tanrı kainatı yaratırken sonsuzluğu evrene verdiğini, insanı yaratırken de sonsuzluğu düşlerine verdiğini, orada özgür olduğumuzu, istediğimiz yere gidip istediğimiz hikayeyi yaşayabileceğimizi söyledim.
Son romanımda anlattığım bir karakterden bahsediyorum onlara. Huzursuz kıpırdanışlar, kendi aralarında muhabbetleşmeler, camdan dışarı bakıp ilgilenmiyormuş gibi yapmalar, yavaş yavaş kayboldu. Arka sıradan bir ses duyuldu:
’“Dışarıdayken ben de yazıyordum ama burada yazılmıyor.’”
’“Ama yazmak hep seninle, içerisi ya da dışarısı fark etmez. O hep bizimle’… Bence devam et.’”
’“Saçmalıyorum ama yazarken.’”
’“Ben de saçmalıyorum.’”
Gülüşmeler’…
En arka sırada öylece bakıyor biri. Yüzünde hiçbir ifade yok. Sıkıldığını düşünüyorum. Aranızda kitap okumayı seven var mı diye soruyorum. Birkaç parmak kalkıyor, sarışın masmavi gözleri olan bir oğlan: ’“Kütüphaneyi her zaman açık bulamıyoruz ki.’” diyor. ’“Az önce ben gezdim açık. Buradan çıktığınızda benim için bir kitap seçer misiniz?Bir dahaki geldiğimde bu gün seçtiğiniz kitaplar hakkında konuşuruz olur mu?’” Kısa bir sessizlik’…
Gözleri vardı pırıl pırıl’…
’“Çok konuştum, sıktım sizi biraz, o yüzden şimdilik bu kadar’” diyorum. Hep bir ağızdan yanıtlıyorlar: ’“Biz seni sıktık hocam.’” ’“Hayır. ’“diyorum ’“Hayır, sıkılmadım. Burada sizlerle birlikte biraz daha çoğaldım, biraz daha büyüdüm ve hepinizi çok sevdim.’”
Ayağa kalkıyorum etrafımı sarıyorlar, elimi öpüp alınlarına koyuyorlar, boğazım düğümleniyor, kulaklarım uğulduyor, gözyaşlarımı tutmak ne kadar zormuş, unutmuşum’… ’“Benim de sizin yaşınızda bir oğlum var’” diyorum. Hep bir ağızdan yanıtlıyorlar: ’“Allah bağışlasın hocam’…’”
Onların içeride olması kimin suçu diye düşünüyorum. Elbette eğitimsiz büyüklerin, eğitilemeyenlerin, körlerin, sağırların, yalnızca kendini kurtarmaya çalışanların, belki biraz hepimizin’… Dokuz yaşından on yedi yaşına kadar yaklaşık otuz kadar çocuk barınıyor Buca Islahevi’’nde şimdiki adıyla ’“Eğitim evi’” dünya genelinde yedi yaşından önce sokak çocuğuna rastlanmamalı deniyor, ama maalesef bizim ülkemizde bu yaş 7’’nin altına düştü, üstelik bu çocukların arasında kız çocukları da var.
Türkiye çocuk suçluluğu ile ilgili gerekli altyapıya sahip değil. Çocuk cezaevlerinin, çocuk mahkemelerinin sayıları yetersiz’… Cezaevlerinde çocuğun eğitimi ve tedavisi için gerekli psikolog, sosyolog ve sosyal hizmet uzmanı kadroları yok. Cezasını tamamlayan çocukların normal yaşama dönüşleri için onların ’“dışarıya’” yeniden uyum sağlamalarına yardımcı olacak kurum bulunmuyor, sadece bir sivil toplum kuruluşu kısıtlı çalışmalarda bulunuyor. Bu konuda yazılacak-yapılacak o kadar çok şey var ki’…
Şimdi o çocukların ellerinden tutma zamanı. Her şeye ihtiyaçları var. En çok da kitaba, deftere, kaleme’… Buca Eğitimevi’’nde yaptığım bir saatlik dostluğu, paylaşımı elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Bundan sonra ayda bir kez onlarla birlikte bir yazı atölyesi yapacağız. Zaman zaman onların yazdıklarını da buradan paylaşacağım’…
O çocukların öğretmenleri Ayşe Hanım’’a, Gamze Hanım’’a, beni davet edip gerekli izinleri veren Islahevi Müdürü’’ne çok teşekkür ediyorum.
Ha unutmadan koridor boyunca çocuklarla ve öğretmenleriyle birlikte yürüdük, o yüzünde hiçbir ifade bulunmayan çocuğun ismi Hakan, okuduğu kitapları bir kağıda yazmış elime tutuşturdu; Tolstoy, Dostoyevski, Soner Yalçın’…
Ali de apar topar kısa bir şiir yazmış arka sırada, gülümseyerek uzattı’… Aldığım en güzel armağanlardı’…
O çocuklara kitap ve kırtasiye yardımı yapmak isteyenler için mail adresimi veriyorum.
hndgokcek@gmail.com