Gidiyor Kılıçdar, Kılıçdaroğlu!

Abone Ol
Bugünlerde Ankara İzmir'i komşu kapısı yaptı. İktidarı ayrı muhalefeti ayrı geliyor. Yani gelen gelene… Hadi iktidarı anladık; 'Onlar, İzmir'i almak istiyor.' Peki ya muhalefet? Onlarda İzmir'i vermek mi istiyor dersiniz. Hani eskilerin bir lafı vardır; 'Sık gidersen dostuna, yatar arka üstüne.' Nedense Kılıçdaroğlu bu sözü haklı kılarcasına İzmir'e her geldiğinde ayrı bir kaos yaşanıyor ve ortaya yeni yeni problemler çıkıyor.
Yani bir yerde İzmir yalama oldu. Buradan hareketle; çok değil daha geçtiğimiz ay CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu 'Bu ülkede sadece İzmir mi var?' diyerek sert bir dille eleştiren Edirne'nin CHP'li Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi'ye de hak vermiyor değilim.
Sadece Sedefçi mi ya?
Sosyal Demokrat Belediyeler Derneği'nin(SODEM) Silivri'deki tanıtım toplantısında konuşan hem SODEM Yönetim Kurulu Başkanı hem de Kadıköy Belediye Başkanı olan CHP'li Selami Öztürk de Kılıçdaroğlu'ndan dert yanıyor. Toplantıda; 'Genel Merkez ancak para lazım olduğunda arayıp soruyor' diyen Öztürk'ü dinleyen CHP'nin 30 belediye başkanı bu isyana hiç itiraz etmeyerek bir anlamda bu açıklamaya ortak oluyor.
Öte yandan Başbakan'ın CHP'li ve BDP'li belediyelerin Alman Vakıfları üzerinden PKK'ya yardım ettikleri yönündeki iddiası üzerine belediye başkanlarına 'Dava açın!' genelgesi yayınlayan Kılıçdaroğlu Antalya'dan da benzer bir darbe aldı. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın genel başkanına kibarca 'Dava açmayacağım!' dedi. CHP'li birçok belediye başkanı da Akaydın gibi düşünerek davaların bireysel açılmasını doğru bulmuyor. Aralarında İzmirli belediye başkanlarımızın da bulunduğu çoğunluk davanın genel merkez tarafından açılması gerektiğini düşünüyor.
Aslına bakarsanız haksız da değiller.
Zaten teftiş, denetleme kıskacında boğulan başkanların böylesi bir savaş içerisine girmeleri kendilerine pek hayır getirmeyecektir. Ayrıca 'Dava açın!' genelgesi de hiç hoş olmamıştır. Dava açıp açmama başkanların tamamen kendi tasarrufunda olmalıdır. Şayet ben hakim olsaydım; davanın esasına bile girmeden direkt reddine karar verirdim. Çünkü önümdeki dosya bir tazminat davasıdır. Ve Başbakan tarafından sarf edilen sözlerden dolayı duyulan manevi üzüntüye dayanılarak açılması gerekmektedir. Fakat manevi üzüntü duyan kişinin kendi rızası ile değil de parti genel merkezinin yayınladığı genelge üzerine açılmış olması ise kanımca bu davanın inandırıcılığına gölge düşürmektedir.
Belediyelerin, başkanların hiç avukatı yokmuş gibi bir de matbu dilekçe yollanmış ki sormayın. Gülerler adama… Hem de katıla katıla… Başlı başına bu olay bile bizlere Kılıçdaroğlu'nun ne kadar çaresiz olduğunu göstermektedir. Zira hem yargının baskı altında olduğunu savunacak hem de yargıdan medet umacaksınız. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!
Madem İzmir'le başladık, İzmir'le bitirelim.
İzmir'e kadar gelip Karabağlar'daki İzmir'in ve hatta Türkiye'nin en büyük pazaryeri açılışını programına almayan Kılıçdaroğlu; İzmir'deki kılavuzu Tacettin Bayır'a uydukça batıyor. Kişisel hırs ve kavgalarının etkisinden kurtulamadığı gibi bunu siyasetine yansıtarak küskünlük, kavga ve bölünmeye yol açan Bayır'ı ise çok görmüyorum. Çünkü Bayır, kendisinden beklenen performansı gösteriyor. Zorlanıyor mu bilmem ama zannederim elinden bu kadar geliyor. Ve Kılıçdaroğlu daha iyisini bulana kadar en iyisi (!) Bayır olacaktır. Mevkidaşım dediği Akay'a kongrede patlayan silahları hatırlatan Bayır'a ben de bir atasözümüzü hatırlatmak istiyorum: 'Gülme komşuna gelir başına'
Bitirelim mi dersiniz? Hadi o zaman bitirelim. Kılıçdaroğlu henüz yeni seçilmişti ki Yılmaz Özdil; 'Tarih CHP'yi liderini satan parti olarak anacak' diye yazdı. İnanın Özdil'in bu anlamlı ve de bir o kadar güzel sözü hafızamdan hiç çıkmıyor. 'Ne günlere kaldık ey gazi hünkar, katır defterdar oldu eşek mühürdar!' sözünü içinde barındıran o tarih; CHP'yi bir türlü lider olamayan genel başkanını kovan parti olarak da anar mı bilmem. Bildiğim bir şey varsa o da CHP'de işlerin hiç de iyi gitmediğidir.
İster misiniz bir zamanlar benim bile içimi kıpır kıpır eden o marş yeniden yazılıp yeniden söylensin. Nasıl mı?
Kılıçlar çekildi. Bu bir düello! Birileri birinden hakkını alacak. Engin bir deniz köpürüp sizi boğacak... Gidiyor Kılıçdar, Kılıçdaroğlu! Hep tuhaf hep garip bir başkan oldu.