Geçmişten günümüze küçük bir hatırlatma!

Abone Ol
'Hangi İktidar din sömürüsüne dayanmış? Mutlaka yıkılmıştır. CHP iktidarı, 1949 yılında din derslerini kabul etti. Yıkıldı. Kurtaramadı bu ödün. Demokrat Parti, 1957 yılında Said-i Nursi'nin cübbesini bayrak yaptı. Ne oldu? Yıkıldı. Süleyman Demirel 1960'ların ortasında nurcuların, tarikatların, Süleymancıların sakallarını okşadı. Ne oldu? Yıkıldı. Hac seferleri düzenleyen ANAP ne oldu? Yıkıldı. Halka güvenmek gerekiyor. Her kim ki din sömürüsünü kullanır. Bir süre yararlı olur, belki…. Ama sonunda mutlaka seçim sandığında yenilgiye uğrar. Halk affetmiyor. Din sömürüsünü affetmiyor, halk… Bu çok önemli bir olgu, çok önemli bir sonuç ve çok önemli bir gerçektir.'
Köy Enstitüleri'ni konu alan bir panelde sarf edilen bu cümleleri bu panelden yıllar sonra duymuş olmama rağmen oldukça etkilenmiştim. Halkın kandırılmışlığından üzüntü duyan ve aynı halkın bu kandırılmışlığa geç de olsa bir cevap verdiğini vurgulayan bu cümlelerin sahibi Uğur Mumcu bakın bugün dahi bizlere ümit veriyor. Anlamak için gereken anlayışı gösteren herkesin doğru bulup, doğru kabul edeceği Uğur Mumcu'nun köylülerin aydınlanma sürecinden rahatsız olan ve çıkarları bozulan toprak ağaları ile Cumhuriyet karşıtları ve din istismarcıları yüzünden kapatılan Köy Enstitüleri'ni konu alan bu panelle ilgili internet aracılığıyla erişebileceğiniz görüntüleri eğer izlemediyseniz lütfen izleyin. (Zira bu gibi görüntüler yayılması yani daha çok kişiye ulaşması açısından maalesef 'şantaj' amaçlı ses ve görüntü kayıtları kadar şanslı olamıyor.)
Mumcu'ya göre; 'Köy enstitüleri üretim içinde eğitim, eğitim içinde üretim ilkesini benimsemiştir.' Şimdi bir düşünelim. Çağdaş köy kalkınma modeline uygun olarak bugün dahi birçok ülkeye örnek olabilecek üretime dönük öğrenimi öngören Köy Enstitüleri'nin yokluğu acaba bize neler kaybettirdi? Nüfusunun % 80'inden fazlası köylü olan 1930'lar Türkiye'sinde bu enstitülerde köyün kalkınması için gerekli öğretmenler yetiştirilecekti. Öğretmen sadece okuma-yazma öğretmekle kalmayacak aynı zamanda köylüye modern tarım tekniklerinden marangozluğa, klasik müzikten hasta tedavisine kadar her konuda eğitim verecekti. Bir anlamda yerel önder aydınlar yetiştirilecekti. Böylece köylerin kalkınma sorumluluğu o bölgenin içinden yetişmiş aydın köylülere emanet edilecekti. Bu hem geri kalmış bölgeleri kalkındıracak hem de muhtemel bir göç hareketini önleyecek projeydi. Okullara 'enstitü' adı kondu. Çünkü bilgiyi iş haline getirerek uygulayan bir eğitim sistemi öngörülüyordu. O dönemde iş içinde eğitimin ideal çözüm olduğuna kanaat getirilmişti.
Ulu Önder Atatürk de Köy Enstitüleri'ne olan zorunlu ihtiyacın gerekçelerini; 'Efendiler! Asırlardan beri milletimizi idare eden hükümetlerin tamamı eğitim isteğini ortaya koymuşlardır. Ancak bu arzularına erişmek için doğu ve batıyı taklitten kurtulamadıklarından, sonuç, milletin cehaletten kurtulamamasına sebep olmuştur. Bu acı gerçek karşısında, bizim takibe mecbur olduğumuz eğitim siyasetimizin esas çerçevesi şu olmalıdır; demiştim ki bu memleketin asıl sahibi ve toplumsal varlığımızın asıl nedeni köylüdür. İşte bu köylüdür ki bugüne kadar bilgi ışığından yoksun bırakılmıştır. Bu nedenle bizim takip edeceğimiz eğitim siyasetinin temeli, evvela mevcut cehaleti yok etmektir' diyerek açıklamıştı.
1940 yılında 3083 sayılı yasayla Bakan Hasan Ali Yücel' in ve fikir babası İsmail Hakkı Tonguç' un önderliğinde kurulan bir başka deyişle Anadolu'nun aydınlanması olan ve köy çocuklarının alındığı bu okullar eğer kapatılmamış olsalardı; gidilmemiş köy, işlenmemiş toprak, kullanılmamış su, okulsuz çocuk kalmayacaktı. Aç açık insan, işçileri sokaklarda ve aç dolaşan kapatılmış fabrikalar olmayacaktı. Eğer kapatılmasalardı; işçilerimiz yabancı ülke kapılarında iş aramayacaklar, aileler bölünmüş olmayacaklardı. En önemlilerinden bir tanesi de, bugünkü töre cinayetleri işlenmeyecekti. Son yıllarda üzerinde en çok durulan köy boşalmaları yaşanmayacaktı. Çünkü insan için gerekli olan hizmetler köyde üretilir olacaktı. Kapatılmamış olsalardı bu günkü özgürlük kavgaları yapılmayacaktı. Çünkü Köy Enstitüleri bir özgürlük ve özgürleşme eylemi idi.
Hasan Ali Yücel; 'Bu bizimdir, kimseden almadık; bizden alsınlar…' derken sanıyorum biz kullanmayalım ama bizden bu modeli alsınlar demek istememişti. Ne acıdır ki böylesine kapsamlı ve başarılı bir proje ülkemizden silinip tarihe gömülürken bugün Avrupa'nın birçok ülkesi bu modelin tuttuğu ışıkla aydınlanıyor…
Uğur Mumcu'nun bundan seneler önce ifade ettiği şu cümlelerle yazımı bitirmek istiyorum. Bakalım benim gibi sizlerde şaşıracak mısınız?
'Şimdi aynı köy çocukları kapanan köy okulları yerine imam hatip okullarına gidiyorlar. Gidiyorlar da ne oluyor? 1983 rakamlarına göre Diyanet İşlerinde 46.000 personel var. Bu 46.000 personelin 23.000'i ilkokul mezunu. Peki o zaman bu İlahiyat Fakülteleri ne işe yarıyor? Bu İmam Hatip Okulları ne işe yarıyor? Ne işe mi yarıyor? Bunlar 'İmam Hatip' olmuyorlar. Hukuk Fakültelerine gidip yargıç ve savcı oluyorlar. Siyasal Bilgiler Fakültesine gidip Kaymakam oluyorlar. Yapılan bir araştırma Kaymakam yetiştiren bölümün öğrencilerinin % 41' inin İlahiyat kökenli olduğunu kanıtlıyor. Hukuk Fakültesinde okuyup ta daha önce İmam Hatip mezunu olanlara burs veriyorlar. Burs verilen öğrencilerde sınavsız yargıç ve savcı oluyorlar. 2000 yılına doğru baktığımızda Vali İlahiyat Fakültesi mezunu, Emniyet Müdürü İslam Enstitüsü mezunu, Kaymakam İmam Hatip Mezunu olacak… Yurttaşın oyuyla bu iktidarı değiştirmek ve devleti tepeden tırnağa ilerici düşüncelerle donatmak, ancak o koşulla Köy Enstitüleri de kurulabilir. Bugün çeşitli siyasal rejimler, depremler yaşanıyor. Bu depremler; düşünceleri, inançları yeniden değiştiriyor. Ama biz 21. yüzyıla girerken şunu görüyoruz ki; Türkiye' de bugüne kadar sonuç almış en güçlü örgüt Kuva-i Milliye örgütüdür. Mustafa Kemal ve arkadaşlarıdır. Kuva-i Milliye toplumun en önemli sivil örgütlenme modelidir. İkincisi 40'lı yıllara rastlayan Köy Enstitüleridir. İkisi de sivil toplumun vazgeçilmez kurumlarıdır. İdeoloji de Kuva-i Milliye tam bağımsızlık ilkesi, eğitimde Köy Enstitüleri… İki hedef bu.'