Geceydi...

Abone Ol
Televizyonu açıyorum....
Ehliyetsiz sürücü öz kızını ezmiş....
Vatandaşın biri camiyi dolandırmış...
Kolombiya’’da futbolcuları kurşuna dizmişler....’¶
Sabancı Üniversitesi öğretim görevlisi Dicle Koğacıoğlu'nun intiharı...
Kanalı değiştiriyorum...
Yok bilmem hangi manken cildini nasıl koruyor...
Hangi sanatçı nerde zil zurna sarhoş.... ( bu arada aman ha politika haberlerini geçtim)
Kanalı değiştiriyorum...
Küçük Kadınlar dizisinin bir karakteri organ mafyasının elinde.....
Hayyyy... diye başlayıp gerisini getirmiyorum. Kapatıyorum televizyonu... Koyu bir kahve alıyorum kendime, dışarıda hafif bir yağmur var, camı açıyorum derin derin soluyorum gökyüzünü... O sırada bir gece kelebeği can havliyle içeri giriyor.....
GECE KELEBEĞİ
’“Kelebeklerde zeka belirtisi aramak beyhudedir Acıkma ve aşk ihtiyacı, içgüdülerine hakimdir.’”
Gecenin sokağına dökülen, sokak lambasının çıplak ışığı ve tekerleklerin ıslak sesleri’… Dünyanın nefes aldığına inanıyorum o zaman...
Gece kelebeğiydi, cam açıktı. Geldi’… Geceydi, yağmur da vardı’… Dünya derin derin soluyordu. Arkadaki koltuğun üzerine konmuştu, griydi. Yalnız değildim artık. Bir şarkının ezgisiyle çırptı kanatlarını. Korktum camı kapattım. Perdenin üzerine kondu. Işıkları söndürdüm çünkü ancak karanlıkta görebiliyordu. Küçük bir mum yaktım. Hepimiz yalnızdık bir parça ışığın aydınlığında ve hepimizin gözlerinde bir gölgenin izi vardı. Gözlerine bakmak istedim, küçücüktü. Dokunsam dağılacaktı kanatları, vazgeçtim. Kendi gözlerime baktım onu gördüm. Toprağın telaşsız dinginliğiyle içime dönmüştü.
Bu gece son bir kez dönüp sayfalarını çevireceğim ruhumun. O görecek bir tek, kanatlarını titretecek, içimi titretecek, canımı yakacak’… O yansımalara bakacak, ben yanılsamalarıma. Susuyoruz ikimizde’…
Biliyorum odama hoş geldiğinde gördüğün manzarayı sevmedin. O yüzden özlemle bakıyorsun dışarı ama yağmur var’… Sabah olduğunda senden aldığım şehri geri vereceğim’… Sonra sus olacağım yeniden’…
Gözgöze geliyoruz sigara paketimle, kurnaz bakıyor ’“Hadi iç, bir adım daha öl’” der gibi’… ’“üç adım ölsem’” Kelebeğin kanadından birkaç pul dökülüyor, çekiyorum elimi paketten. Uykusuzluğun tadı kekremsi’… Kelebeğe bir önerim var’… hadi oturduğumuz dalı birlikte keselim Nasrettin’’i üzelim’…. Gülümseyince mi titriyor kanatların, korktuğunda mı yoksa acı çekerken mi?Ya da ya aşk yaparken mi-mi.. yok yok dağıldım iyice, bak kanatlarımın pulları nasıl saçıldı etrafa’… Hem mum alevi de titriyor. Ölecek az sonra’… Kazan doğurdu Nasrettin de öldü.
Parmak uçlarımda hissettim şehri bu gece, ufaladım döktüm kelebeğin kanatlarına. Korkma benden dedim yalnız olsam da zararsızım, sızım var biraz yalnızca. Geçer birazdan, korkma. Hem bak düşlerim duruyordu epeydir o koltukta sen de üstüne kondun’… Gurbet elde bir hal geldi başına’…
Bu eve ait olmayan ama en çok yakışan sensin bu gece’… Sahi nedir aidiyet?Şarabın şişeye olan aitliği mi?Yoksa sigaranın dudaklarıma olan aidiyeti mi. Gülüyorsun yok yok gülümsüyorsun’… Neden hep kendimizden daha büyük ve daha güçlü bir olguya ait olmak isteriz? Güç şarapta mı şişede mi?Dünya güçten ibaret miydi?Tamam tamam yormayacağım seni sorularımla.
Güneşin o sinsi, kızıl çizgisi gökyüzünü parçalara bölüyor. Sokak lambası birdenbire susuyor. Bütün yağmur damlalarını yutmuş toprak. Tuhaf bir ayaz’… Gözkapaklarım ağır’… Kanım yorgun’… Ruhum çıplak’… Paramparçayım’…
Sabahtı’…. Cam kapalıydı’… Kalktım aceleyle perdeleri çekip camı açtım. Uçmadı, kanatlarındaki tozlarını gördüm halının üzerinde’… Kanatları solmuştu. Camı açtım. Usulca bıraktım pencere kenarındaki menekşenin dibine.
Dünyanın soluğu bir anda kesildi’… Gurbet elde bir hal geldi başına’…
Artık ışıksın ve zaman’…