Çok geçmedi...
Henüz beş gün önce, bu ülkenin insanları ellerinde ay-yıldızlı bayraklarla gece yarısı sokaklara çıkıp, kent meydanlarını doldurup, "En büyük Türkiye..." sloganları atıp, Dünya Kupası Finali'ne katılma sevincini yaşamış, paylaşmışlardı...
Ne güzel bir fotoğraftı; tablo gibi!
Her renkten, her armanın yer aldığı formalarla insanlar sarmaş dolaş bir arada kutlama yapıyor, oynuyor-zıplıyor, sloganlar atıyor, şarkılar söylüyordu değil mi?
Böyle bir tablo karşısında kuşkusuz toplumun büyük kesimi "oh be..." diye rahatlamıştı sanki!
Siyasi ortamın son dönemde gerdiği kitleler de futbolda ortaya çıkan bu başarı karşısında, bir günlüğüne de olsa boşalım yaşamışlardı!
Futbol böyle bir oyundu işte...
O sevinç çok uzun sürmedi!
Ulusal çapta yaşanan o bütünsellik bir anda çözüldü!
Tehdit, hakaret, çatışma, hakem kararları, fair-play karşıtlığı bir anda patladı!
Futbol unutuldu, "üstünlük", "siz bizim mahalleye gelirsiniz", "biz sizi biliriz, siz bizi öğrenemediniz" gibi sporun, futbolun dışında, "güç gösteri" ortaya çıktı...
Ve bunu, kulüp başkanları, üst düzey yöneticiler; maç önü ve sonu profesyonel futbolcular yaptı ne yazık ki!
Sosyal medyada taraftar grupları bölündü; kötücül, küfürlü söylemler havada uçuşuyor!
Yazılı ve görsel medya kalemşörleri her zamanki "çok bilmişliklerini" yine "pişkin" bir biçimde dillendirmeyi, toplumu germeyi sürdürüyor!
Bu nasıl futbol?
Kim kabul edebilir profesyonel bir futbolcu olan Galatasaray kalecisi Uğurcan için Trabzon'da açılan pankartları; tribünden koro halinde edilen küfürleri?
Trabzon'un başkan dahil herhangi bir yöneticisi çıkıp tepki gösterdi mi? Engellemek için çabaları oldu mu?
Ne yazık ki hayır!
Kulüp yöneticiliği bu mu?
Hele kalecilerine sahip çıkmak yerine, "Trabzonspor yöneticilerine kırgınız. Bizimle hiç ilgilenmediler" diye yakınıp, farklı bir bakış açısı yaratan Galatasaraylı yöneticiler!
Onlar da puan yitirmenin sıkıntısıyla nereye bakacaklarını şaşırmış olmalılar!
Ama "söz söylemede" iyiler!
Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi "penaltı" felaketiyle bitince, haftanın tüm gerginliklerine bir yenisi eklendi!
Yasin Kol, 50 metreden penaltıyı verip, VAR'a da gitmeyince olanlar oldu!
Yüzde yüz 5 net gol pozisyonunu değerlendiremeyip Ersin'e takılan Fenerbahçe, penaltı golüyle bir anda şampiyonluğun en büyük adaylarından biri oldu!
Üstelik bu adaylık, daha geçen hafta "her şeyi tükettiler, iflas ettiler, bu yıl da şampiyonluk hovardaca harcanan paralarla boşa gitti" diye eleştiren "futbol ulemalarınca" verildi!
Yayıncı kuruluşun bu sonuçtaki etkisinden, TFF yönetimine, MHK'ye söylenmeyen söz kalmadı; söylemeye de devam ediyorlar, söyleyecekler!
Ve futbolda fair-play adına bir vurdumduymazlık, duyarsızlık örneği Bursaspor-Mardinspor 1969 maçından geldi...
Karşılaşmanın FİFA kokartlı yardımcı hakemi Esra Arıkboğa, Mardinli Mehmet Danış ve İlhan Depe'nin mücadelesinde arada kalıp, havada takla atarak yerde kaldı. Ve ne yazık ki, iki futbolcu da bir şey olmamış gibi arkalarını dönüp gidiyor!
Hangi ara bu kadar duyarsızlaştı, duygularını yitirdi futbolcular? Kenarda oturan yedekler, antrenörler; bir kişi koşmaz mı "ne oldu?" diye...
Nereye gitti sporun "centilmenliği", "birleştiriciliği" ve "kardeşlik" ilkeleri?
Futbol bir oyun olmaktan çıkalı hayli zaman oldu!
Paranın egemen olduğu bugünkü ortam, kendi içinde başka, tribünlerde ise kendilerine destek olacak bir yapıyı destekliyor!
Öyle görünüyor ki, şampiyonluklar, TFF ve MHK başta olmak üzere, kulüp yöneticileri düzeyli bu tartışmalar, taraftar didişmeleri hiç bitmeyecek!