Böyle bir konferans başlığı bazı memleketlerdeki bazı kişilere komik gelebilir. Ama böyle bir konferans düzenlendi!
Fosil yakıtların yükselen maliyeti, küresel ekonomiyi yeniden ciddi bir tehdit altına alıyor. Geçtiğimiz hafta, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran limanlarına yönelik olası ablukanın aylarca devam edebileceği uyarısı üzerine petrol fiyatları hızla tırmandı ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana gördüğü en yüksek seviyeye ulaştı. Bu gelişmeyle birlikte, küresel durgunluk riski de her geçen gün daha belirgin hale geliyor.
Ancak aynı günlerde, umut verici bir gelişme Kolombiya’nın Atlantik kıyısında yaşanıyordu. Gönüllü bir ülkeler koalisyonu, bu kısır döngüyü kırmak amacıyla harekete geçti.
Dünyada bir ilk olarak SantaMarta’da düzenlenen “Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı”na yaklaşık 60 hükümet bir araya geldi. Katılımcı ülkeler, fosil yakıt bağımlılığından kurtulmak için somut yol haritaları hazırlama konusunda mutabakata vardı.
Donald Trump’ın ikinci başkanlığı döneminde, iklim krizi küresel gündemden büyük ölçüde kayboldu. Yönetiminin yeşil harekete yönelik koordineli saldırısı, ABD hükümetinin Paris Anlaşması’ndan bir kez daha çekilmesine; BM iklim değişikliği sözleşmesinden ayrılmasına; dünya çapında dayanıklılığı ve uyumu iyileştirmeye yardımcı olan bir dizi projeyi fonlamayı durdurmasına ve diğerlerinin de kendilerinin örneğini izlemesini talep etmesine yol açtı. Son Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası Grubu (WBG) bahar toplantılarında, ABD, ülkelerin iklim değişikliğinden bahsetmesini bile engellemek için elinden gelen her şeyi yaptı.
Ancak ABD küresel ölçekte geri planda kalmaya başlıyor gibi görünüyor. BM İklim Yüksek Komiseri Simon Stiell’ingeçen Perşembe günü belirttiği gibi, İran’daki savaşın bir sonucu olarak “büyük bir ironi ortaya çıkıyor”…Stiell şöyle diyor: “ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla yükselen petrol fiyatları, yenilenebilir enerji patlamasını hızlandırdı. Dünyanın dört bir yanındaki hükümetler, işletmeler ve haneler, fosil yakıtların yüksek maliyetinden kurtulmak için güneş enerjisine ve rüzgâr enerjisine yöneliyor.”
Petrol ve doğalgaz şirketleri, özellikle ABD merkezli olanlar, kısa vadede büyük karlar elde edebilirken, iş işten geçmiş durumda. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) İcra Direktörü Fatih Birol, Guardian’a verdiği demeçte, savaşın fosil yakıt endüstrisini sonsuza dek değiştirdiğini, güvenilirlik imajını yerle bir ettiğini ve nükleer enerji ile yenilenebilir enerjiyi güçlendirdiğini söylemişti.
Dünya hala fosil yakıtlara ihtiyaç duyacak ve bunları kullanacak, ancak ülkeler güvenlerini kaybediyor gibi görünüyor.
Fatih Birol, “Vazo kırıldı, hasar oluştu – parçaları tekrar bir araya getirmek çok zor olacak. Bunun küresel enerji piyasaları üzerinde önümüzdeki yıllar boyunca kalıcı sonuçları olacak” diyor.
Eylem için bir yol haritası
İklim değişikliği konusunda daha fazla adım atılmasını isteyenler için bu durumun büyük bir ironi taşıdığı açık. Kolombiya ve Hollanda’nın ortaklaşa düzenlediği zirve, BM iklim sürecine duyulan büyük hayal kırıklığından doğdu. Gönüllülük esasına dayanması ve dünyanın en büyük emisyon salan ülkelerinin çoğunun katılımının olmaması gibi bazı çekinceleri var.
Bu zirve dünyanın sorunlarını çözmeyecek veya resmi BM iklim sürecinin yerini almayacak, ancak kendi yöntemleriyle iklim hareketindeki mevcut sorunların bazılarını çözmeye yardımcı olabilir. Bu konuda harekete geçmek isteyen ülkelerden destek almak gerekiyor. Ayrıca, büyük ölçüde otokratik rejimler olan ve bu konuda isteksiz olan hükümetlerle iletişim kurmanın bir yolunu bulmaları gerekiyor.
Petrodevletler ve elektrodevletler
Sonuç olarak, görüşmelere 59 ülke katıldı; bu ülkeler küresel GSYİH’nin yarısından fazlasını, enerji talebinin neredeyse üçte birini ve fosil yakıt arzının beşte birini temsil ediyordu.
Trump yönetiminin iklim ve enerji dönüşümü konusunda harekete geçmeyi reddetmesi, teknolojik bir ayrılığa yol açtı. Bir yanda, fosil yakıtlarla tam enerji bağımsızlığına sahip olan ve Trump yönetiminde geçen yüzyıla hâkim olan teknolojileri kullanmaya devam etmek isteyen ABD var. Diğer yanda ise, dünyanın ilk elektrikli devleti olma yolunda ilerleyen, güneş panelleri, rüzgar türbinleri, uygun fiyatlı elektrikli otomobiller ve bunların üretimi için gerekli tedarik zincirlerinin üretiminde hakimiyet kuran Çin var.
Petrol devleti ve elektrik devleti ayrımı son bir yıldır gündemde. Buradaki fikir şu: Ya petrol, gaz ve kömüre bağımlısınız ya da elektrikli bir geleceğe geçiyorsunuz. Donald Trump’ın her şeyi çok net bir şekilde ortaya koymasıyla bu tartışma daha da alevlendi.