Fırdöndü gizli tanıklar...

Abone Ol
GİZLİ TANIKLIK 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu ekseninde, hukuk sistemimize girmiştir.’¶ Çok tartışmalı bir konudur ve karşılıklı olarak ’“kasıtlı ve yanlış kullanılmaya’” müsait bir kurumdur.
Terörle mücadele, özellikle bizim coğrafyamızda çok zorlu, çok çetin bir mücadeledir. Devlet adına terörle mücadele eden güvenlik görevlileri, yasalara göre hareket etmek zorundadırlar. Yasalara aykırı hareket edenler cezalandırılır.

Fakat terör örgütlerinin elemanları öyle mi?Her türlü oyun, kalleşlik, tuzak, yalan beyan onlar için olağandır.
Gizli Tanıklık, hukuk sistemimize girince, öncelikle PKK ve dini tarikatlar, bayram ettiler. Aldığı üç kuruşluk maaşına rağmen, ’“CANINI ORTAYA KOYARAK’” terörle mücadele edip, teröristlere dağları dar eden kahramanlarımızı ve Laik Cumhuriyeti korumak için yasaların kendilerine verdiği görevleri yapan komutan, üniversite rektörleri ve aydınlarını hedef alarak, GİZLİ TANIK EĞİTMEYE başladılar.
Özellikle PKK ve poliste örgütlenmiş bir cemaat, bu konuda çok mesafe aldı. Yandaş, besleme ve devlet düşmanı basının, ustaca hazırlanarak dış istihbarat örgütlerince oya gibi işlenmiş bu gizli tanık beyanları ve propaganda planları sayesinde, YARGI baskı altına alındı. AKP Hükümeti de bu pis oyuna çanak tuttu. Özellikle, Antakya halkının alnına ALİ DİBO damgasını yapıştırdığı kişinin, bu çirkin oyundaki rolü epeyce fazladır. Bu hazırlıklar tamamlandıktan sonra Türkiye’’yi sarsacak davalar açılmaya başlandı.
Meşhur Ergenekon denen ve Hint filmleri gibi sonu gelmeyen davanın temeli, iki tanığın ihbarlarına oturtuldu. Biri HOMO, SAHTE HAHAM, aynı zamanda cemaat yetiştirmesi bir sapık, diğeri PKK yetiştirmesi, Danimarka’’da yaşayan eski itirafçı, yeni gizli tanık.
Arkadan, gizli tanık ve tarikat işbirliği ile önce el bombaları, lav silahları çeşitli mühimmat gömüldü; ne kadar ilginçtir ki, bunlar gizli tanıkların ihbarı üzerine bulundu.
En son Erzincan’’da yaşananlar, tam bir akıl tutulması. Türkiye’’nin dört ordusundan en büyüğünü teslim ettiğimiz Orgeneralimiz, 12 adet ’‘gizli tanığın’’ ifadesine göre(!) Terör Örgütü’’nün başı oldu. Yine bunların ifadesine göre de paşanın yardımcısı da Başsavcı oldu. Bu Gizli Tanıkların bazılarının ’“FIRDÖNDÜ’” gibi her gün yön değiştirdiklerini de, bunları kullanan Savcı’’nın beyanından anlıyoruz.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, ’‘gizli tanık’’ müessesinin, istismara açık olduğunu gördüğünden, bu kişilerin kullanımına şartlı olarak izin vermektedir.
Bu konuda Türk Silahlı Kuvvetleri’’nin, MİT ve devletine sadık emniyet görevlilerinin yapması gereken şudur: Bu gizli tanıkların gerçek yüzünü ortaya çıkarmak.

Bu o kadar zor bir olay değildir, istenirse yapılabilir. Yapılmazsa, daha çok sayıda şerefli vatan evladını cezaevlerinde görürüz. Bunun sorumlusu da bu üç kurum olur, ama en baştaki sorumlu TSK’’dır.
BAŞBAKAN’’IN YARDIMCILARI:
Bizim sistemimizde Başbakanlık, neredeyse sonsuz yetkilerle donatılmıştır. Buna karşın sorumluluk alanları da oldukça fazladır. Başbakan bazı yetki ve sorumluluk alanlarını ’“Başbakan Yardımcısı’” adı taşıyan, en güvendiği bakanlarına verir. Bunlar elbette ki özenle seçilir, yeri geldiğinde bu kişiler Başbakan’’a vekalet edeceklerdir.
Başbakan Erdoğan, yardımcıları yönünden çok şanslıdır. İkisini örnek verelim;
Birincisi Ertuğrul Yalçınbayır, ikincisi Abdüllatif Şener. Bu iki yardımcının namuslarına, dürüstlüklerine, devlet kesesinden haram yemeyeceklerine, tüm Türkiye KEFİLDİR. Görev süreleri boyunca, parasal konularda hiçbir olaya bulaşmamışlardır. Başbakan’’ı, böyle dürüst ve namuslu kişileri ’“YARDIMCI’” seçtiği için kutluyoruz.
Bu iki YARDIMCININ son günlerdeki beyanlarına bakınca, Başbakanın elinden canlarını zor kurtarmışçasına konuştuklarını görüyoruz. Şimdi, Başbakan’’ın eski yardımcılarının söylediklerinden bazılarını yazıyorum;

Abdüllatif ŞENER
: Başbakan, özelleştirme İhalelerinde YÖNLENDİRME yapardı. Ben bu yüzden özelleştirmenin sorumluluğunu Kemal Unakıtan’’a devrettim. Görüşmedim dediğine bakmayın, OFER’’la defalarca görüştü. Hatta bir keresinde, Bilkent Otel’’inde OFER, bahçıvan kılığında mutfak kapısından girdi.

Ertuğrul YALÇINBAYIR:
AKP’’yi 9 Yıl önce, YOLSUZLUK, YOKSULLUK ve YASAKLAR’’I yok edelim diye kurduk. Ama şimdi YİYİCİLİK, YALAKALIK, YOBAZLIK arttı.Tayyibe kelime-i tayyib gerektir dedi. Ergenekon davası torba davası oldu, Türkiye bu davada AİHM’’de mahkum olur. Sadullah Ergin ABD’’de olsa Adalet Bakanlığı yapamazdı.
Bu sözler haysiyet sahibi, namuslu insanlar için çok büyük hakaret sebebidir. Akıllı bir insan böyle hakaretlere muhatap olsa, derhal ’‘dava açar ve aklanma-tazminat-cezalandırma’’ yolunu seçerdi. Cahil biri için ise bu hakaretler ’‘cinayet’’ nedeni olabilir. Peki, Başbakan ne yapıyor?Sadece susuyor. Köşe yazarlarından, gazete patronlarına, işçilerden muhalefete kadar herkese bağırıp çağıran, kendi tabiriyle fırça atan Başbakan, sıra bu iki yardımcısına gelince, gene kendi tabiriyle, ’“uysal koyun’” oluyor. Şaşırmamak mümkün değil!
Şimdi Başbakan’’a soruyorum:
İKİ ESKİ YARDIMCINIZ DOĞRULARI MI SÖYLÜYORLAR?BU AĞIR SUÇLAMALARI SUSARAK GEÇİŞTİREMEZSİNİZ.

Bir sözümüz de savcılara...

Eğer bu ülkede BAŞBAKAN YARDIMCILIĞI yapmış kişilerin ifadelerinin, kurgulanmış GİZLİ TANIKLAR kadar değeri varsa ne duruyorsunuz?Elinizi tutan mı var?