Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen kendi gemini kur(tar)maktır.’¶
Memleket iç ve dış düşmanlar tarafından çevrilmiş, makam ve mevkileri işgal edilmiş, varlıkları paylaşılmış, yargı susturulmuş, toplum kamplara bölünmüş, dokunulmazlıklar nedeniyle hırsızlardan, yolsuzlardan hesap sorulamaz hale gelmiş olabilir.
Ülkenin aydınları yandaş, yandaşları aydın görevini üstlenmiş olabilir.
Doğruları söylemek adına kendilerini tehlikeye atan, baskılara maruz kalan, hapislere tıkılan, aç susuz bırakılan aptallar çıkabilir.
Ki bunlar geleceğinizi kurmak için nelerden kaçınmanız gerektiğine dair memleket büyüklerinin sundukları derin örneklerdir.
Ülkenin sahipsiz, gariban, eğitimsiz çocukları, şehitlik, gazilik mertebelerine ulaşabilir, ertesi gün unutulacak görkemli törenlere şahit olabilirsiniz.
Aynı gün en az yedi şehit verilmesi koşuluyla memleket büyüklerinden kanları yerde kalmayacak beyanatları sekiz sütuna manşetten verilebilir.
Demokrasi araç, hukuk baskıda, laisizm iğrenç, bulunabilir.
Tek doğru olarak cemaatlerin, tarikatların şeyhlerin söz ve davranışları olabilir.
Memleketin geleceği yağdanların, yandaşların, ihale komisyoncularının havuzlu villalarında şekillendirilebilir.
İşte bu ahval ve şerait içerisinde dahi vazifen, başarabildiğin ölçüde kapağı cemaatlere, tarikatlara veya bunların uzantısı partilere atmak, müritlikte, biatta, itaatta en iyisi olmaya çalışmaktır.
Başaramadığın veya kabul edilmediğin taktirde feysbuk, emesen ve dahi bilumum dış mihrakların sunduğu geyik muhabbetlerine dalmaktır.
Muhtaç olduğun kudret, şeyhlerin cemaatlerin, tarikatların yüce nefeslerinde mevcuttur.
Ne mutlu Türk(üm) diyene!...