Eski hamamda eski tasla yeni oluşumu yıkamak

Abone Ol
'Şimdi artık biz kendi sahamızda bir ittifak, kendi sahamızdakilerden bir himaye beklemiyoruz. Kendi yürüyüşümüzü kendimiz kuracak cesarete sahibiz'
Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloğu Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Türkiye'de mevcut olan iki farklı siyasi kanadın dışında üçüncü bir siyasi kalıp arayışı içinde olduklarını belirterek 'yeni oluşum sinyali' vermiş.
Haberi okurken iki şeyi anımsadım. Radikal gazetesinin Pazar ekinde Kürkçünün kaleminden iki sayfalık yazı yayımlanmıştı. Yazıyı okumaya çalışan arkadaşım bana dönerek 'Ne diyor bu yahu… Sen anlarsın belki dilinden' diyerek gazeteyi bana uzattı.
'Madem anlamıyorsun sen de okuma' dedim. Gülüştük… Yazı neredeyse baştan sona Marksist literatürden kelimelerle kurulmuş cümlelerden oluşuyordu. Okuduktan sonra belki okunur düşüncesiyle verilen adrese bir mail attım.
'Sosyalistler neler yapar' diye bir başlık altına bir kaç madde sıralamıştım. Maddenin bir tanesi 'Halkın okuyacağı gazeteleri örgütsel yayın olarak görüp, halkın anlamayacağı dilden yazılar yayımlar' dı. Benim yanılmış olma ihtimalim de vardı elbet. Ben halk olarak yazıyı gereksiz üzerime almış, Kürkçü'nün bugün himaye beklemediği 'kendi sahasındakilere' seslenme ihtimalini göz ardı etmiştim. Yine de halka ulaşılacak bir araç eline geçirdiği halde bir sosyalistin bu fırsatı heba etmesini garipsedim.
Habere konu olan kelimelerin kulvarı da garibe yakın sanki. Himaye beklemediği 'kendi sahasındakilerin' kimler olduğunu az çok anlıyorum ama içinde himaye sözcüğü olan bir cümleye neden ihtiyaç duyulduğunu anlamakta zorlanıyorum örneğin.
Bir de cesaret işi var tabii! Kendisinin veya kendi sahasındakilerin geçmişten bugüne kadar cesaretleri oldukça çok sınandı. Sınayanların aldıkları cevaplar ise tarihe emanet. Bu aşamada cesaret gösterisinin ne gereği vardı?
Diğer anımsadığım ise; 12 Haziran seçimleri arifesinde bir yakınımla İstanbul Maltepe Beş çeşmelerde çay içtiğimiz kafeteryanın hemen önüne kurulmuş seçim standında TKP'li gençler sesli propaganda yaparak broşür ve bildiriler dağıtıyorlardı. Yakınım gençlerin giyim ve davranış biçimlerini kastederek 'Hitap ettikleri halktan giyim kuşam olarak bunlara benzeyen kaç kişi geçecek izle bakalım' dedi. 'Sempatik çocuklar. Hiçbir çıkar gözetmeden nasıl da disiplin içinde çalışıyorlar' diye cümleye başlıyordum ki 'bunu sen ben biliyoruz' diyerek araya girdi.
Gazeteyi okuyan arkadaşımla, çay içtiğimiz yakınımın tespitleri aşağı yukarı aynı. Her ikisi de bir biçimde; parçası olunduğu toplumdan uzak, yabancılaşmış davranış ve dil ile politika üretmenin bir yere varmadığını işaret ediyordu. Keskin söylemlerin ve cesaret gösterilerinin de…
Gençlerin giyim, biçim ve davranışlarının zaman içinde değişeceğini biliyorum. O yüzden içim rahat. Ancak solun müzminleşmiş hastalıkları konusunda aynı şeyi söylemek zor. Ayrıca ilk işi 'sahasındakilere' meydan okumak olan hareketin varacağı noktayı tahmin etmek için siyaset bilimci olmaya da gerek yok sanırım.