Erdal Eren'in anısına...

Abone Ol
Sisli bir kent puslu akşam
Camlarına yaslanmada
Odada sen bir başına
Kaygılarla kuşatmada
Söyle canım söyle bana
Anlat nedir genç olmak?
Genç olmak, geleceği temsil etmektir, yeni olanı temsil etmektir. Geleceğin sahiplerdir gençler. Ortaçağın tüm gerici fikirleriyle donatılmış, bebek katili haline getirilenler değil, Dünyayı bir avuç azınlığın hırsları uğruna kana bulayanların karşısında durabilmektir genç olmak.
13 Aralık 1980’…
12 Eylül darbesi tarafından, yükselen halk ve gençlik mücadelesini bastırmak için idam edilmiş gençlerden biriydi Erdal Eren.
25 Eylül 1964 yılında Şebinkarahisar ’– Giresun da dünyaya gelen Erdal Eren, Ankara Yapı Meslek Lisesi öğrencisiydi. Yurtsever Gençlik Derneği üyesi olan Erdal Eren, 30 Ocak 1980 tarihinde MHP bakanı Cengiz gökçek’’in koruması Süleyman ezendemir tarafından öldürülen ODTÜ öğrencisi Sinan Suner’’ in acımasız ölümünü protesto etmek amacı ile yapılan gösteride göz altına alınan 24 kişiden birisi idi. Gösteri sırasında sırasında çıkan çatışmada er Zekeriya önge’’ yi öldürdüğü gerekçesi ile tutuklandı. 19 Mart 1980 tarihinde daha 17 yaşındayken idama mahkum edildi Milli Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan kararla 13 Aralık 1980 tarihinde idam edildi.
Erdal idam edilmeden önce kendisini ziyaret eden gazetecilere ’‘ avukatıyla görüştürülmediğini, 18 yaşının altında olmasına rağmen idam edilmek istendiğini, 18 yaşından küçük olduğunu tespit edecek olan kemik testi yapılması talebinin kabul edilmediğini, kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden korkadığını’’ söyledi.
Erdal’’ın işçi sınıfına olan bağlılığı, örgütlülüğü ve inancı bugünün gençliğine ışık olmalı. Elbette sadece böyle acılı günlerde Devrimcileri sizlere anlatıp geçmek değil amacım, bu cesur ve mücadeleci yüreklerle, bugünün gençliğine ışık tutmak.
13 Aralık 1980 ’‘in ardından geçen tam otuz yıl. Geçen zaman ne acıları dindirdi nede halkın üzerindeki emperyalist baskıyı azalttı.Bizler, yani Ülkesinin bağımsızlık mücadelesine kendisini adamış gençler, ne baskıdan, ne zulümden nede yargılanıp asılmaktan korkan gençleriz. Çünkü; mücadele ruhumuzu ilk önce en büyük Devrimci Mustafa Kemal Atatürk ve devrimci önderlerden almışızdır. Korkmadan, yılmadan zafere yani; bağımsız bir Türkiye’’ye kavuşana kadar bu yolda omuz omuza olmaya, inanmaya ve başarmaya and içtik.
Ve son olarak Erdal Eren’’in ailesine yolladığı mektuplardan bir tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Ruhun şad olsun Erdal Eren’…
Sevgili annem, babam ve kardeşlerim;
Sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. Ayrıca konuşma olanağımız ve görüşmemizde olmadı. Zaten dışarıdayken de birbirimizi anlayacak şekilde konuşamadık.(Bu konuda sizlere karşı büyük oranda hatalı davrandım. Ancak bunu size karşı saygı duymadığım, bu nedenle böyle davrandığım şeklinde yorumlamamanızı dilerim) Bu nedenle sizlere anlatacağım, konuşacağım çok şey var.
Ancak olanak yok. Düşüncelerimi bu mektupla anlatmaya çalışacağım. Şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. Ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. Çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. Buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. Böyle düşünmem, böyle davranmam,halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir. Ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. Elbette ki hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. Ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir. Biliyorsunuz ki bu ceza işlediğim iddia edilen suçtan verilmedi. Asıl amaçlanan böyle bir olayla gözdağı vermek ve mücadeleyi engellemek hedefine dayalıdır. Bu nedenle sizinde bildiğiniz gibi, kendi hukuk kurallarını çiğneyerek bu cezayı verdiler.

Cezaevinde yapılan (Neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda Ölü korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. Sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım yada meselenin önemini, ciddiyetini kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. Bütün bu yapılanlar,başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi. Halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. Mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur.
Mesele benim açımdan kısaca böyle. Ancak sizin açınızdan daha farklı, daha zor olduğunu biliyorum.
Anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz. Ve evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. Ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. Şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. Mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar.
Sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. Zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz.
Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim.
Devrimci selamlar
Oğlunuz Erdal