EGEDESONSÖZ – Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP), 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle yayımladığı kapsamlı açıklamada, Türkiye'nin ekoloji karnesinin "talan, yağma ve mücadele" başlıklarıyla özetlenebileceğini belirtti. İklim politikalarından madenciliğe, kıyıların kullanımından su havzalarına kadar birçok konuda eleştirilerde bulunan platform, doğa ve yaşam alanları üzerindeki baskıların arttığını savundu.
Açıklamanın tamamı şu şekilde:
5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ’NDE TÜRKİYE’NİN EKOLOJİ KARNESİ: TALAN, YAĞMA, MÜCADELE!
Dünyanın karşı karşıya olduğu ekolojik yıkımın sebebi; Doğayı sınırsız bir kaynak, yaşam alanlarını ise sermaye birikiminin nesnesi olarak gören kapitalist büyüme anlayışıdır. Geçtiğimiz yıl yürürlüğe giren 7554 sayılı Kanun ülkemizde; maden projeleri, enerji yatırımları, mega altyapı projeleri ve turizm yatırımları aracılığıyla hızlanan doğa yıkım politikalarının kanunlaşmış halidir. Sadece 7554 sayılı Kanun mu? Hayır! Gelin son bir yılda ekolojik yıkım yaratan neler yaşadık ona bir bakalım.
İKLİM KANUNU MU YOKSA EMİSYON TİCARET KANUNU MU ?
İklim krizine karşı; eko kırımın suç olarak tanınmadığı, iklim adaleti ilkesini esas almayan, fosil yakıt şirketleri ve sermaye grupları ile birlikte hazırlanarak yasalaşan ' İklim Kanunu, Emisyon Ticaret Sistemi ve Karbon Kredileri " üzerinden kirletenlere yeni ticaret alanları açmayı hedefleyen bir karbon piyasası yasası niteliğindedir.
COP31, HALKLARIN İKLİM ZİRVESİ VE TÜRKİYE'NİN İKİYÜZLÜ POLİTİKALARI
Türkiye, 2026 Kasım ayında Antalya’da gerçekleşecek COP31’e, iktidarın “iklim liderliği” ve “yeşil dönüşüm” söylemleri eşliğinde ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, ülkenin dört bir yanında fosil yakıt ve maden projeleri için ormanlar, meralar ve tarım alanları sistemli biçimde talan edilmektedir.
EGEÇEP COP31’e, “yeşil yıkama” söylemini teşhir etmek, ekokırım suçunun adını koymak ve iklim adaleti talebini ulusal ve uluslararası ölçekte büyütmek amacıyla katılacaktır.
EGEÇEP, aynı günlerde yine Antalya’da yapılacak Halkların İklim Zirvesi’nde iklim krizinin gerçek mağdurlarının yanında aktif bir bileşen olacaktır.
NÜKLEER ENERJİYE HAYIR
Türkiye’de nükleer enerji, iktidar tarafından “temiz” ve “yerli” bir çözüm olarak pazarlanırken, Gaziemir Aslan Avcı Kurşun Fabrikası’ndaki 3500 ton tehlikeli atığın ve yaklaşık 550 kilogram radyoaktif atığın nereye, nasıl taşındığı hâlâ açıklanmamıştır.
EGEÇEP, nükleer santrallerin kurulmasına; taşıdığı risklerle, olası kaza ve sızıntılarla sadece bulunduğu ekosistemi değil, bir bütün olarak toplumun sağlığını ve geleceğini tehdit etmekte olduğu için karşıdır. Enerji talebinin azaltılmasını, kamusal ve yerel denetime açık, doğayla uyumlu enerji politikalarını savunmaktadır.
MADENCİLİK , ORMANLAR VE TARIM ALANLARI
Ege ve tüm ülke; Kaz Dağları, Madra Dağı, Murat Dağı, Kozak Yaylası, Uşak Kışladağ, İzmir Efemçukuru, Milas Akbelen gibi bölgeler, ormanları, meraları ve tarım alanlarıyla birlikte madenciliğin ve ekstraktivizmin sistematik saldırısı altındadır.
Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes havzalarında sanayi tesisleri, biyokütle santralleri ve yeni maden projeleri bir ekokırım girişimidir.
EGEÇEP; 20 yıl önce EGEÇEP’i meydana getiren damarlardan biri olan, altın madenciliğine karşı doğan ELELE Hareketi gibi dayanışmaların yeniden canlandırılmasını, Ege’nin ve ülkenin dört bir yanındaki maden karşıtı mücadeleleri ortaklaştırmanın önemli bir aracı olarak görmektedir.
ACELE KAMULAŞTIRMA
Acele kamulastırma karşısında
“Toprağımızı Vermiyoruz”
İktidarın, “kamu gücü”nü kullanarak kurduğu, yerel halkı mülksüzleştiren, yerinden eden yağma rejiminde; acele kamulaştırma kararları, rezerv ve riskli alan ilanları, ÇED gerekli değildir ve ÇED muafiyeti uygulamaları, plan değişiklikleri ve 2009/7 sayılı genelge, bu hukuksuz sürecin temel araçları haline gelmiştir.
EGEÇEP olarak “Toprağımızı Vermiyoruz” diyen köylülerin ve halkın yanında olmaya devam edecek, acele kamulaştırma kararlarına karşı açılan davaların takipçisi olacak, çevre davalarının kamu davası sayılması ve masraflarının kamu tarafından karşılanması için başlattığımız Doğa İçin Adalet Kampanyası ile mücadeleyi devam ettireceğiz.
Akbelen’i savunmaya devam edeceğiz!
7554 sayılı Kanunla birlikte YK Enerji’nin yıkımını devam ettirebilmesi için Milas’ta adrese teslim yasa çıkarıldı. Bu yasaya dayanarak Milas’taki 7 köyde, toplam 679 parseldeki taşınmazlar hakkında 10 Ocak’ta Cumhurbaşkanı kararıyla acele kamulaştırma kararı verildi. Kamulaştırılacak alanların değerlerinin tespiti ve el konulması amacıyla Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde devam eden dava kapsamında köylerde keşfe başlanmış, İkizköylü Esra Işık, 30 Mart’ta “habersiz” şekilde yapılan keşfin bir gün sonrasında, kamu görevlisine görevini yaptırmamak gerekçesiyle tutuklanmıştı.
İkizköylülerin ve verilen hukuk mücadelesinin sonucunda karara karşı açılan davalar sonucunda, Danıştay 6. Dairesi kararı “hukuka aykırı” bularak yürütmeyi durdurdu. Kararın ardından mahkemeye dilekçe veren Işık’ın avukatları; Danıştay’ın kararı gereğince Işık’ın tutuklanmasına gerekçe gösterilen dava dosyasının konusunun ortadan kalktığını, konusu ortadan kalkan davanın keşfinin de geçerli olmasının mümkün olmadığını, bu nedenle “görevi yaptırmamak için direnme suçlamasının hukuken çöktüğünü vurgulayarak, Esra Işık’ın tahliye edilmesini talep etti. Esra Işık 11 Mayıs’ta tahliye edildi. Ancak bölgede acele kamulaştırma riski hâlâ devam ediyor. İkizköylülerin mücadelesinde her zaman yanlarında olmaya, köylülerin mülkiyet ve yaşam hakkını savunmaya, doğanın talanına karşı ses çıkarmaya devam edeceğiz.
KIYILARIN YAĞMALANMASI VE KIYI MÜCADELESİ
Anayasa ve Kıyı Kanunu’na rağmen, kıyılar, turizm şirketleri, özel siteler ve dev otel projeleriyle tahrip edilirken, halkın eşit, ücretsiz ve engelsiz erişim hakkı gasp edilmekte, coğrafyaya has kültürel ve ekonomik yaşam da yıkıma uğramaktadır.
EGEÇEP, kıyı savunucuları ve yerel inisiyatiflerle birlikte hareket edecek, Kıyı Hareketleri Dayanışma Ağı ile omuz omuza kıyı işgallerine karşı mücadeleyi büyütecektir.
SU KRİZİ,HAVZALAR VE SU HAKKI
Gediz Nehri ve Gediz Deltası, yıllardır sanayi deşarjları, evsel atık sular, tarımsal kimyasallar ve madencilik faaliyetlerinden kaynaklanan ağır metal ve pestisit kirliliğiyle boğuşurken, Gediz Deltası’ndaki dalyan ve tuzla alanlarında nikel, krom, kurşun ve cıva düzeylerinin, kritik eşiklerin üzerine çıktığı, nehir suyunun krom ve kurşun açısından “kirli” sınıfına dahil olduğu tespit edilmiştir.
Gediz havzasında kurşun fabrikaları, nikel madenleri, biyokütle santralleri ve yeni planlanan toryum–zirkonyum madenciliği projeleri, bir ekokırıma işaret etmektedir.
Küçük Menderes havzasında ise yeraltı suyu aşırı çekim nedeniyle hızla tükenirken; kentsel ve endüstriyel atık sular, tarımdan dönen pestisit ve gübre yüklü sular, hayvansal atıklar, zeytin işleme tesisleri ve jeotermal sahalar havzayı ağır bir kirlilik baskısı altına almıştır.
Büyük Menderes havzası, arıtılmamış evsel ve endüstriyel atık suların, jeotermal akışkanların ve tarımsal kimyasalların doğrudan nehre ve kollarına bırakılması nedeniyle ağır biçimde kirlenmiş, incir, pamuk, zeytin gibi temel tarım ürünlerinin yetiştiği havzada, zeytinyağı tesislerinin karasuları ve jeotermal santrallerin sodyum–bor deşarjları, hem su ekosistemini tahrip etmiş, hem de verimli toprakları zehirlemiştir.
Edremit Körfezi üzerinde yer alan Kuzey Ege Su Havzası’nda yürütülen metalik madencilik, taş ocakları, endüstriyel zeytin fabrikaları (pirina) ile yer altı ve yer üstü su varlıkları yok edilmekte, yürütülen ekstraktivizm ile orman varlıklarına, tarım alanlarına, meralara şirketler tarafından el konulmaktadır...
EGEÇEP, Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes ve Kuzey Ege havzalarını; sadece su yolları değil, milyonlarca insanın, sayısız canlı türünün ve Ege tarımının kalbi olan yaşam havzaları olarak görmekte, katılımcı bir su hakkı mücadelesini büyütmeyi önüne görev olarak koymaktadır.
KENTLER ,ATIKLAR VE YAŞAM ALANLARI
Kentlerimiz plansız büyüme, betonlaşma ve rant odaklı projelerle ekolojik krizlerin yoğunlaştığı mekânlara dönüşmüştür. İzmir’in çöplüğü haline getirilen, ömrünü çoktan doldurmuş Harmandalı depolama sahası, hem ciddi bir çevre sorununun hem de kent adaleti ihlalinin çarpıcı örneklerinden biridir.
EGEÇEP, atıkların ayrıştırılması, geri dönüşümün ve atık azaltımının esas alınması, doğaya zarar vermeyen teknoloji ve yer seçimiyle yeni atık yönetimi politikalarının hayata geçirilmesini savunmaktadır. Harmandalı başta olmak üzere, kentlerde ekolojik adaleti ve halk sağlığını gözeten çözümler için mücadeleyi sürdüreceğimizi duyuruyoruz.
GIDA EGEMENLİĞİ,TARIM VE SAĞLIKLI YAŞAM HAKKI
Derinleşen yoksulluk, tarımsal üretimdeki çöküş, küçük çiftçilerin tasfiyesi, tarım arazilerinin inşaat, sanayi ve madenciliğe açılması, gıda krizini her geçen gün daha da ağırlaştırmaktadır.
EGEÇEP, gıda güvenliği ve sağlıklı gıdaya erişimi temel bir hak olarak görmekte; yerel, küçük ölçekli, ekolojik tarımı ve üretici-tüketici dayanışma ağlarını savunmaktadır.
SOKAK HAYVANLARI,YAŞAM HAKKI VE KENT DEMOKRASİSİ
Hükümet, sokak hayvanlarını bir “güvenlik” ve “halk sağlığı” sorunu olarak tanımlayarak itlaf ve kapatmaya dayalı politikaları gündeme getirmektedir.
EGEÇEP, sokak hayvanlarına da sağlıklı ve güvenli bir ortamda yaşama hakkını tanıyan, katılımcı bir kent demokrasisi inşa edilmesi mücadelesinin parçası olduğunu bir kez daha ilan eder.
SAVAŞ,EMPERYALİZM VE EKOLOJİK YIKIM
Savaşlar, gezegendeki en büyük ekolojik tahribat nedenlerinden biridir. Bombardımanlar, silah denemeleri, altyapıların yok edilmesi, petrol ve gaz tesislerinin hedef alınması ve zorunlu göçler, ekosistemleri ve iklimi derinden sarsan ekokırım süreçleridir. ABD’nin İran’a yönelik emperyalist saldırısı, büyük bir ekolojik felaketin kapısını aralayan son hamle olmuştur.
EGEÇEP, 20 yıldır Ege’den bütün ülkeye yayılan bir hatta, halkların eşitliği ve kardeşliğinden, çatışmasızlıktan ve barıştan yana bir çizgiye sahiptir; “ekolojik barış”ı, insanın hem insanla hem de doğayla barışı olarak tanımlar.
EGEÇEP olarak, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde bir kez daha birlikte mücadelenin altını çiziyor; talancı ve yağmacı şirketlere ve politikalara karşı; ağacı, suyu, toprağı, zeytini, ormanı, yaşam alanlarını savunma mücadelesini büyütmeye çağırıyoruz