EGEDESONSÖZ - EGEÇEP Hukuk Kurulu, 5 Mart 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği değişikliklerine ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yayımladı. Açıklamada, söz konusu düzenlemelerin ÇED mekanizmasını zayıflattığı ve çevre koruma ilkeleriyle çeliştiği öne sürüldü.
“ÇED olumlu kararı kolaylaştırıldı”
Kurul, 24 Temmuz 2025’te yürürlüğe giren 7554 sayılı yasa ile Çevre Kanunu’nun 10. maddesinde yapılan değişikliklerin ardından, yönetmelik düzenlemesiyle bu değişikliklerin daha da genişletildiğini belirtti. Açıklamada, özellikle “ÇED Gerekli Değildir” kavramının kaldırılarak yerine “ÇED olumlu kararı” yaklaşımının öne çıkarılmasının, kamuoyunda olumlu bir algı yaratma amacı taşıdığı savunuldu.
Yeni düzenlemeyle, bazı projeler için ÇED raporu hazırlanması ve halkın katılımı toplantıları yapılmadan da “ÇED olumlu” kararı verilebileceğine dikkat çekilerek, bu durumun ÇED sürecinin temel işlevini ortadan kaldırabileceği ifade edildi.
Ruhsat süreci ÇED’den önce başlayabilecek
Açıklamada, dikkat çekilen bir diğer önemli değişiklik ise ÇED kararı alınmadan önce teşvik, izin ve ruhsat süreçlerine başvuru yapılabilmesinin önünün açılması oldu. Bu durumun, çevresel denetimi zayıflatacağı ve yatırım süreçlerini ÇED’den bağımsız hale getireceği ileri sürüldü.
“Muafiyetler genişletiliyor” uyarısı
Yönetmelikte yapılan tanım değişiklikleriyle “muafiyet” kavramının genişletildiği ve artık kanun değişikliğine gerek olmadan yönetmelik düzeyinde yeni muafiyetler getirilebileceği vurgulandı. Bu durumun, ÇED’in istisna değil kural olması gerektiği yönündeki çevre hukuku ilkesine aykırı olduğu belirtildi.
Ayrıca, denetim süreçlerinden “inşaat öncesi dönem”in çıkarılmasıyla projelerin hazırlık aşamasının denetim dışı bırakıldığına dikkat çekildi.
Turizm ve özel alanlarda Bakanlık takdiri
Değişikliklerle birlikte turizm bölgeleri ve bazı özel alanlarda ÇED sürecinin nasıl yürütüleceğinin doğrudan Bakanlık takdirine bırakıldığı ifade edildi. Kurul, bunun “keyfi uygulamalara açık bir alan yaratacağı” görüşünü dile getirdi.
Madencilikten enerjiye sınırlar yükseltildi
Açıklamada, EK-1 ve EK-2 listelerinde yapılan değişikliklerle birçok proje için ÇED zorunluluğu sınırlarının yükseltildiği kaydedildi. Buna göre:
- Belirli kapasitenin altındaki madencilik faaliyetleri ÇED kapsamı dışına çıkarıldı
- Güneş enerji santrallerinde alan sınırları artırıldı
- Kimyasal ve petrol depolama tesislerinin bazı türleri kapsam dışı bırakıldı
- Küçük ölçekli üretim tesisleri için ÇED zorunluluğu kaldırıldı
Kurul, bu değişikliklerin “çevresel etkisi yüksek olabilecek projelerin denetimden kaçırılmasına yol açabileceği” görüşünde.
“Anayasa ve uluslararası sözleşmelere aykırı”
EGEÇEP Hukuk Kurulu açıklamasında, yapılan düzenlemelerin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. ve 56. maddelerinde güvence altına alınan yaşam hakkı ve sağlıklı çevrede yaşama hakkıyla çeliştiği savunuldu. Ayrıca, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası çevre sözleşmeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına da atıf yapılarak, ÇED süreçlerinin halkın katılımı ve bilgiye erişim açısından kritik önemde olduğu vurgulandı.
AYM süreci devam ediyor
Öte yandan, 7554 sayılı yasa değişikliğinin iptali için muhalefet milletvekilleri tarafından yapılan başvurunun Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmeye devam ettiği hatırlatıldı.
“ÇED, önleme ilkesinin temel aracıdır”
Açıklamanın sonunda, ÇED’in çevre hukukunda “önleme ilkesi”nin en önemli aracı olduğu belirtilerek, bu mekanizmanın zayıflatılmasının telafisi mümkün olmayan çevresel zararlara yol açabileceği uyarısı yapıldı.
Açıklamanın tamamı şu şekilde:
24.07.2025 T.li R.G.de yayımlanarak yürürlüğe giren 7554 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/07/20250724-1.htm ile Çevre Kanunu’nun 10.maddesinde değişiklik yapıldı. Bu değişiklik üzerine 5 Mart 2026 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle de ÇED Yönetmeliğinde önemli değişiklikler yapıldı.
Bu çalışmayla, yönetmelik değişikliğinin ne gibi sonuçlar doğuracağını anlatmaya çalışacağız.
Yönetmlik değişikliğinin yasal dayanağı olan 7554 Sayılı Kanunun 1.maddesine göre, “…2872 sayılı Çevre Kanununun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı” ibaresi madde metninden çıkarılmış ve fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Ancak, bu durum söz konusu teşvik, onay, izin ve ruhsat süreçlerine başvurulmasına engel teşkil etmez….”
Bu değişiklikle EK-2 Listede yer alan projelerinin “ÇED Gerekli Değildir” kararının adı “ÇED olumlu kararı” olarak değiştirilerek, iyi bir şeymiş gibi bir algı yaratılmaya çalışıldı. Bununla da kalmayıp, EK-1 ya da EK-2 Listede yer alan projeler için henüz ÇED olumlu kararı olmadan “teşvik, onay, izin ve ruhsat süreçleri başvurularının yapılması”nın yolu açıldı.
Yasanın iptali için, 260 muhalefet milletvekilinin ortak imzasıyla 17 Eylül 2025 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvuruldu. Yüksek Mahkeme ilk incelemesini 8 Ekim 2025 tarihinde yaptı ve “usul yönünden eksiklik olmadığına, esasın incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin esas kararla değerlendirilmesine” karar verdi.
Anayasa Mahkemesi yasanın anayasaya uygun olup olmadığını inceleye dursun, ÇED Yönetmeliğinde yasayı da aşan değişiklikler yapıldı. Böylelikle ÇED süreçlerinin etkisizleştirilmesi yeni bir aşamaya girdi.
1.) ÇED süreci işletilmeden ÇED olumlu kararı verilecek, yönetmelikle yeni muafiyetler getirilebilecek.
Tanımlar başlıklı 4.maddede yapılan değişikliklerle
- EK-2 Listedeki projeler için verilen “ÇED Gerekli Değildir Kararı” kavramı kaldırıldı. “ÇED Gereklidir kararı” kavramı “ÇED raporu hazırlanmalıdır kararı” şeklinde değiştirildi. Yönetmelikte “ÇED Gerekli Değildir” “ÇED Gereklidir” geçen bütün maddelerde bu değişiklik yapıldı.
- Çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı tanımı genişletildi. “Ek-2’deki listede yer alan çevresel etkileri ön inceleme ve değerlendirmeye tabi projelere ait proje tanıtım dosyasının incelenmesi ve değerlendirilmesi sonucunda, projenin çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucunda ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeyde olduğunun belirlenmesi üzerine, projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararı” eklendi. Bu şekilde EK-2 listede yer alan projeler için ÇED raporu hazırlanmadan, halkın katılımı toplantısı gibi süreçler işletilmeden ÇED olumlu kararı verilecek. . ÇED süreci işletilmeden verilecek bu kararlarla “ÇED olumlu kararı” kavramı anlamını yitirecek.
- “Denetim” tanımındaki Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı alındıktan sonra, kararın verilmesine esas teşkil eden şartlar doğrultusunda yürütülüp yürütülmediğinin tespit edilmesine yönelik denetim çalışmalarından “inşaat öncesi dönem” yönetmelikten çıkartıldı. ÇED’e tabi bir projenin inşaat hazırlıkları artık denetlenmeyecek. Oysa inşaat hazırlıklarının da tek başına çevresel olumsuz etkileri olabilmektedir.
- Tanımlara “Muaf “ eklendi. “Niteliği, prosesi, türü, üretim yöntemi itibarıyla Ek-1 ve Ek-2’deki listelerde yer alan, ancak işletmeye veya üretime geçtiği tarihte yürürlükte olan, bu Yönetmelikte yer almayan veya bu Yönetmelik hükümlerine göre kazanılmış hakları sebebiyle bu Yönetmelik hükümleri uygulanmayan projeler” şeklinde tanımlandı. Bu yeni kavramla ÇED’den muaf olma hali hak olarak tanımlandı. Bu yaklaşımla ÇED’in esas olduğu ilkesi zayıflatıldı. Yeni tanımla birlikte, yönetmelikte bulunan “kanunen muafiyet”teki “kanunen” sözcüğü de çıkartıldı. Geçici 2.maddenin “Kanunen muafiyet hakkı olan projeler” olan başlığı “Muafiyet hakkı olan projeler”olarak değiştirildi. Değişiklikle muafiyetin kanunla yapılmasından vazgeçiliyor. Bunu basit bir sözcük değişikliği olarak görmemek gerekir, muafiyetin önündeki kanunen sözcüğü kaldırılarak, kanun değişikliğine ihtiyaç olmadan yönetmelikle yeni muafiyetler getirilmek isteniyor.
2.) İnceleme ve değerlendirme yapmayacak “komisyon” geliyor;
Yönetmelikteki “İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu”, “Komisyon” olarak değiştirildi. Bunun da küçük bir sözcük oyunu olmadığını düşünüyoruz. Komisyonun işlevini azaltmaya yönelik bir değişiklikle karşı karşıyayız.
3.) Turizm yatırımlarında, Yönetmeliğe göre değil, Bakanlığın takdirine göre ÇED yapılacak;
Olağanüstü durumlar ve özel hükümler başlıklı 24.maddeye, “kuraklık” hali eklendi. Bunun yanı sıra “kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi, turizm merkezi, turizm tesis alanı olarak belirlenen alanlar ile il ya da ilçe merkezlerinde yer alan mevcut işletmede olan turizm tesisleri ve bu tesislerde yapılacak kapasite artışlarına ilişkin projeler” ile “ÇED Olumlu kararı verilmiş olan ve karara esas ÇED proje alanı sınırları içerisinde, kapasite artışı olmaksızın ana ve/veya yardımcı ünitelerinde alansal revizyon planlanan projeler.”de özel hükümlere tabi hale getirildi. Değişiklikle, bu projelerin ÇED sürecine ilişkin yöntem Bakanlıkça belirlenecek. Bakanlık yönetmeliğe bağlı kalmaksızın keyfi uygulama yapabilecek. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın kötü uygulamaları ve üstlendiği çevreye zarar veren rolleri dikkate alındığında bu projelerin çevresel etki değerlendirmesinin yapılmayacağı ortada.
4.) EK-1 LİSTEDEKİ DEĞİŞİKLİKLER
Bu listede yer alan faaliyetler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'ndan "ÇED OLUMLU" veya "ÇED OLUMSUZ" kararı alması gerekmektedir.
9- Yollar ve havaalanları: Havaalanları/havalimanları bendinde hava kampüslerinin hariç olduğu belirtildi. “Otoyollar ve devlet karayolları” düzenlemesi, “erişme kontrolü uygulanan karayolları ile bu yollara uzunluğu 20 km ve üzeri şerit eklenmesi ve/veya güzergâhının değiştirilmesi,” şeklinde değiştirildi.. “Demiryolu hatlarının inşası” düzenlemesi de “Mevcut demiryolu güzergâhı korunarak uzunluğu 70 km ve üzeri hat sayısının çoğaltılması,” şeklinde değiştirildi..
Bir havaalanı ya da heliport pisti niteliği taşımasa da, amatör ve sportif havacılık faaliyetlerine uygun şekilde tasarlanmış tesislerin inşaatı ve faaliyetinin çevresel etkisinin olmadığı söylenemez. Yine otoyollar ile demiryollarının belli mesafeden uzun olması halinde ÇED’e tabi olması, korumacı bir yaklaşım değildir.
25- Madencilik projeleri: “c) 400.000 ton/yıl ve üzeri kırma, eleme, yıkama, kurutma, cevher hazırlama işlemlerinden en az birini yapan tesisler,” eklendi. 400.000 ton/yıl kapasitenin altında olan kırma, eleme, yıkama, cevher hazırlama tesisleri için ÇED zorunluluğunun olmaması kabul edilemez. Zira 399.999 ton/yıl kapasiteli madencilik tesislerinin çevresel olumsuz etkisinin olmayacağını hiç kimse ileri süremez.
29- Ambalajlanmış petrol, doğalgaz, petrokimya ve kimyasal madde depoları için ÇED zorunluluğu olmayacak; “Toplam Kapasitesi 50.000 m3 ve üzeri olan petrol, doğalgaz, petrokimya ve kimyasal maddelerin depolandığı tesisler, düzenlemesine “perakende satışa hazır halde ambalajlı ürün depolama alanları hariç” cümlesi eklenmiş. Bu değişiklikle ÇED süreci işletilmeden, ciddi çevresel risk taşıyan petrol ve kimyasal maddelerinin depolandığı alanlar inşa edilebilecek, bu maddeler depolanabilecek.
43- Güneş Enerji Santrallerinin ÇED zorunluluğu sınırı daraltılmış “Proje alanı 20 hektar ve üzerinde veya kurulu gücü 10 MWm ve üzerinde olan güneş enerji santralleri” şeklindeki düzenleme “Güneş enerji santraller” başlığı altında, “a) Proje alanı 25 hektar ve üzerinde olan arazi güneş enerji santralleri (çatı ve cephe sistemleri hariç)” “b) Proje alanı 2 hektar ve üzerinde olan yüzer güneş enerji santralleri,” şeklinde değiştirildi. Arazi güneş enerjisi santrallerinde 20 hektar olan alt sınırın 25 hektara yükseltilmesi, yüzer santraller için de 2 hektarlık alt sınır belirlenmesi korumacılık değildir.
5.) EK-2 LİSTEDEKİ DEĞİŞİKLİKLER
Seçme-Eleme Kriterleri Uygulanacak Projeler Listesi (Ek-1 Listesinde Yer Alan Alt Sınırlar Bu Listede Üst Sınır Olarak Alınır) Bu listede yer alan faaliyetler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ya da yetkilendirilen Çevre İl Müdürlükleri tarafından "ÇED OLUMLU" veya " ÇED RAPORU HAZIRLANMALIDIR” kararı alması gerekmektedir.
21- “Klinker öğütme tesisleri” “Klinker öğütme tesisleri” ve “5 ton/gün ve üzeri mikronize öğütme tesisleri (maden ruhsat sahaları dışında kurulacak olan tesisler),” olarak değiştirildi. Bu değişiklikle maden sahası dışında kurulacak günlük 5 tondan daha az kapasiteli, kalsit, mermer, kuvars, bentonit gibi madenlerin veya endüstriyel minerallerin, kırıcılarda küçültüldükten sonra bilyalı veya dikey değirmenlerde çok ince toz (mikron boyutunda) haline getirildiği tesisler ÇED kapsam dışı sayılıyor.
26- Bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretimi:
“Bitkisel ham yağ veya rafine yağ üreten tesisler(Kekik, papatya ve benzeri esansiyel yağların üretimi hariç)” düzenlemesi “5 ton/yıl ve üzeri bitkisel ham yağ veya rafine yağ üreten tesisler (esansiyel yağların üretimi hariç),” olarak değiştirildi. Yani yılda 5 tonun altında üretim yapan tesisler için ÇED kapsam dışı olacak.
“Su ürünleri işleme tesisleri”“30 ton/yıl ve üzeri su ürünleri işleme tesisleri” olarak değiştirildi. Bu değişiklikle yılda 30 tondan az üretimi olan su ürünleri işleme tesisleri ÇED kapsam dışı olacak.
“Rendering tesisleri,” düzenlemesi “10 ton/gün ve üzeri hayvansal ürünlerin işlendiği (et, sakatat ve benzeri) tesisler (fiziksel işlem, perakende satış işlemleri ve su ürünleri hariç),” olarak değiştirildi, Yani günde 10 tonun altına üretim yapan tesisler ÇED kapsam dışı hale getirilmiş Bu değişiklik Bakanlığın RENDERİNG TESİSLERİ Çevresel Etkiler başlıklı belgesine de aykırı.
Bkz;https://webdosya.csb.gov.tr/db/ced/editordosya/RENDERING%20TES%C3%84%C2%B0SLER%C3%84%C2%B0.pdf
28-Altyapı tesisleri;”d) İl yolları ve çevre yolları (Mahalle ve Köy yolları hariç)” düzenlemesi “d) Erişme kontrolü uygulanan karayolları haricindeki tüm yollar ile bu yollara uzunluğu 20 km ve üzeri şerit eklenmesi ve/veya güzergâhının değiştirilmesi (belediye ve köy yolları hariç),” şeklinde değiştirildi. “f) Demiryollarında uzunluğu 20-70 km arasında güzergâh değiştirilmesi ve/veya hat sayısının çoğaltılması” ve “g) Bağlantı ve iltisak amaçlı uzunluğu 20 km ve üzeri demiryolu hatları” şeklinde yeni düzenlemeler yapıldı. Bu değişikliklerle 20 km.ye kadar yollar, demiryolları ÇED kapsam dışına alınmış.
41. Güneş Enerji Santralleri; “proje alanı 2 hektar ve üzerindeki” EK-2 listeye tabiyken, değişiklikle “Proje alanı 7,5 hektar ve üzerinde olan arazi güneş enerji santralleri ile proje alanı 2 hektara kadar olan yüzer güneş enerji santralleri,”düzenlemesi getirildi. Böylelikle proje alanı 7,5 hektara kadar olan arazi güneş enerji santralleri ÇED kapsam dışına alınmış.
Bu değişikliklerle, çevre hukukunun temel kuralları ve ilkeleri yok sayılmıştır.
Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED), Çevre Hukukunun çok önemli bir konusunu, mekanizmasını oluşturur. ÇED, Çevre Hukukunun ilkelerinden olan önleme ilkesinin en somut uygulamasıdır. Önleme ilkesi, kısaca meydana gelmeden önce zararın ortaya çıkmasını önlemektir, çevre üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilecek faaliyetlerin en erken aşamada engellenmesidir. Önleme ilkesi, Çevre Hukukunun en öneli ilkesi olan ihtiyat ilkesinin çekirdeğini oluşturmaktadır. Önleme ilkesine bir çok ulusal ve uluslararası hukuk metinlerinde yer verilmiştir. Çevre Hukukunun onarma, düzeltme, temizleme gibi gidericiliği araçlarının hepsi önleme ilkesinin uygulamalarıdır. ÇED, planlama, yasaklama, en iyi teknolojiyi kullanma, izin sistemi en önemli önleme ilkesi uygulamalarıdır. Önleme ilkesine, Çevre Kanunu’nun “İlkeler” başlıklı 3. maddesinin (a) ve (b) bentlerinde “kirliliğin önlenmesi” ve “çevrenin bozulmasının önlenmesi” şeklinde yer verilmiştir. Bu görev, başta idare olmak üzere, meslek odalarına, birliklere, sivil toplum kuruluşlarına ve “herkes”e yüklenmiştir. Kanun’un “Kirletme yasağı” başlıklı 8. maddesinin ikinci fıkrasında bu ilke; “kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililerin, kirlenmeyi önlemekle yükümlü olduğu” şeklinde düzenlenmiştir.
Çevre Hukukunda, çevre hakkının, bilgiye erişim, karar alma süreçlerine katılım ve adalete erişim şeklinde 3 temel unsuru olduğu kabul edilmiştir. ÇED süreçleri, bilgiye, erişim, karar süreçlerine katılım ve adalete erişim haklarının tamamının eksiksiz sağlanması halinde önleme işlevini görebilecektir.
Çevre Kanunu’nun Tanımlar başlıklı 2.maddesine göre; Çevresel etki değerlendirmesi: “Gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları” ifade eder. Aynı tanım Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin madde 4/1-e’de de yer almaktadır.
Anayasa’nın 17/1. maddesine göre; “.. Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir..” Anayasa’nın 56/2 maddesine göre de “...çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir...” Anayasanın 56. Maddesi ile sadece bizlerin değil, gelecek nesillerin de yaşama hakkı güvence altına alınmıştır. Bu çerçevede, insan ve canlı yaşamının devamlılığı adına, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının bir insan hakkı olarak ve kamusal bir anlayışla ele alınması gerekmektedir.
Anayasa 90.maddesine 5170 / 7 no lu kanunla eklenen maddeye göre; ‘’Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri dikkate alınır.’’ Bilindiği gibi, Anayasanın 56 maddesi‘’temel haklar ve ödevler’’ bölümünde düzenlenmiş ve ‘’çevre hakkı’’ yeni kuşak haklarından olup, temel hak ve özgürlüklere ilişkin sözleşmeler kapsamında mütalaa edilmektedir.
Anayasanın 90. maddesi uyarınca ÇED uygulamasında dikkate alınması zorunlu olan çevre koruma sözleşmelerine örnekler;
· 1972 Stockholm Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı Deklarasyonu’nun 1. maddesine göre; “…İnsanın, hürriyet, eşitlik ve yeterli yaşam koşullarını sağlayan onurlu ve refah içinde bir çevrede yaşamak temel hakkıdır. İnsanın bugünkü ve gelecek nesiller için çevreyi korumak ve geliştirmek için ciddi bir sorumluluğu vardır…”, 2. maddesine göre de; “…bugünkü ve gelecek nesiller için ihtiyaca göre özenli planlama veya yönetim ile dünyanın doğal kaynakları, hava, su, toprak, flora ve fauna dahil, özellikle de doğal ekosistemleri temsil eden örnekler korunmalıdır…”
· 1992 - Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Üzerine Rio Zirvesi Sonuç Deklarasyonu; * İnsanlar, doğa ile uyum içinde sağlıklı ve verimli bir hayata layıktır. * Çevre konuları en iyi şekilde, ancak ilgili bütün vatandaşların katılımı ile yönetilir. Devletler, geniş çapta çevre bilgilendirmesi yaparak kamuoyu aydınlatılmasını ve katılımı gerçekleştirecek ve teşvik edecektir.
· 1992 - BM-Rio-Gündem 21 Sözleşmesi (R.G; 25/7/1995-22534 mük. sh.157) * Hükümetler, iş çevreleri ve kalkınma kuruluşları, kalkınma projelerinin biyolojik çeşitlilik üzerine etkisinin nasıl değerlendirileceğini ve bu çeşitliliği kaybetmenin maliyetinin nasıl hesaplanacağını öğrenmelidirler. Önemli etkileri olabilecek projelerde, halkın geniş ölçüde katılmasıyla çevresel etki değerlendirmesi yapılmalıdır. * Kişiler, gruplar ve kuruluşlar, özellikle kendi toplumlarını etkileyebilecek çevre ve kalkınma kararlarını bilmeli ve bunlara katılmalıdır. İnsanlara kararlar hakkında bilgi vermek için, ulusal hükümetler, kişilerin çevre ve kalkınma konularıyla ilgili bütün bilgilere ulaşmasını sağlamalıdır. Bu bilgi, çevre üzerine önemli etkisi olan veya olabilecek olan üretim veya faaliyetleri ve çevre koruma önlemlerini içermelidir.
· 1992-BM-Rio-Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi-(4177 no lu kanunla onay;27/12/96-22860) * Madde 14./1 (a); Sözleşen devletler; biyolojik çeşitlilik için önemli olumsuz etkiler doğurabilecek mevcut proje önerilerinin, bu olumsuz etkileri engellemeye veya en aza indirmeye yönelik bir çevresel etki değerlendirmesine tabi tutulmasını öngören uygun işleyişleri yürürlüğe koyacak ve elverdiğince halkın da bu işleyişlere katılmasını sağlayacaktır.
· 1979-Avrupa Konseyi-Avrupa'nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma BERN Sözleşmesi ( 20/2/1984-18318) Madde 3; Her akid taraf, yabani flora ve fauna ile doğal yaşama ortamlarının, bilhassa nesli tehlikeye düşmüş ve düşebilecek türlerin, özellikle endemik olanlarının ve tehlikeye düşmüş yaşama ortamlarının, bu sözleşme hükümlerine uygun olarak muhafazası amacıyla ulusal politikalarını geliştireceklerdir. Her akit taraf, planlama ve kalkınma politikalarını saptarken ve kirlenme ile ilgili mücadele önlemlerini alırken, yabani flora ve faunanın muhafazasına özen göstermeyi taahhüt eder.
Anayasa Mahkemesi kararlarında çevresel etki değerlendirmesinin önemi anlatılmaktadır;
Anayasa Mahkemesi E: 2006/99 K: 2009/9 15.01.20009 tarihli norm denetimi kararı
“…Anayasa'nın 56. maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” hükmü yer almaktadır.
Anayasa'nın 56. maddesinin gerekçesinde, vatandaşın korunmuş çevre şartlarında, beden ve ruh sağlığı içinde yaşamını sürdürmesini sağlamanın Devletin ödevi olduğu, Devletin hem kirlenmenin önlemesi hem de tabiî çevrenin korunması ve geliştirilmesi için gereken tedbirleri alması gerektiği belirtilmiştir
(…)
Günümüzde çevrenin kirlendikten veya bozulduktan sonra eski hale getirilmesinin çok külfetli olması, hatta kimi durumlarda olanaksız bulunması nedeniyle, kirlenen çevreyi temizleme veya bozulan çevreyi onarma yerine, olumsuz etkileri baştan önlemenin yöntemleri aranmaktadır. ÇED, kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve faaliyetlerin, doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesinde kullanılan yöntemlerden birisidir. ÇED ile korunmaya çalışılan temel unsur, çevre ve bu çevre içerisindeki varlıklardır…”
Anayasa Mahkemesi Başvuru Numarası : 2017/33865 K.Tarihi : 1/11/2023 (RG: 20.05 2024)- Cerattepe Kararı
“…55. Çevresel meseleler bağlamında devletin usule ilişkin yükümlülükleri daha önce Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında ortaya konulmuştur. Buna göre muhtemel olumsuz çevresel etkilerin önlenmesi veya en aza indirilmesi amacının gerçekleştirilebilmesi için sürece dâhil olan söz konusu tarafların menfaatlerinin titizlikle değerlendirilmesi, bu değerlendirmenin sağlıklı şekilde yapılabilmesi için de ilgili tarafların sürece etkin katılımının sağlanması gerektiği tartışmasızdır (Mehmet Kurt, §§ 61-66; Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, §§ 64, 65; Ahmet İsmail Onat, §§ 79-81; Fevzi Kayacan (2), §§ 56-61; Ahmet Bilgin ve diğerleri, § 56).
(…)
57. Bu bağlamda söz konusu çevresel etki kapsamında karşı karşıya gelen menfaatler arasında adil bir dengenin tesis edilip edilmediğinin tespit edilmesi gerekir. Bu alanda kamusal makamların sahip olduğu geniş takdir yetkisi dikkate alındığında çevresel meseleler bağlamında Anayasa Mahkemesinin görevi, söz konusu çevresel rahatsızlığın nasıl sonlandırılacağı veya etkilerinin nasıl azaltılacağının bizzat belirlenmesi değildir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, yargısal makamlar başta olmak üzere kamusal makamların konuya gereken özenle yaklaşıp yaklaşmadıklarını ve ilgili tüm menfaatleri gözetip gözetmediklerini değerlendirmek durumundadır (Mehmet Kurt, § 78; Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, §§ 70, 71; Ahmet İsmail Onat, § 87; Fevzi Kayacan (2), §§ 66, 67; Ahmet Bilgin ve diğerleri, § 61).
58. Karmaşık çevresel sorunların ele alınıp çözümlenmesi aşamasında karar süreci, çevreye ve kişi haklarına zarar verebilecek faaliyetlerin etkilerini önceden değerlendirecek ve önleyecek şekilde tesis edilmelidir. Böylece bireysel ve kamusal menfaatler arasında adil bir denge tesis edilerek karşıt görüşlerin dile getirilmesine olanak tanıyacak gerekli etüt ve değerlendirmelerin gerçekleştirilmesi sağlanacaktır. Bu bağlamda söz konusu sürece ilişkin bilgilere erişim ve karar alma sürecine aktif katılımın yanı sıra karardan etkilenebilecek olan bireylerin karar alma sürecinde görüş ve menfaatlerinin yeterince dikkate alınmadığını dile getirebilmek için konuyla ilgili her türlü tasarrufa karşı yargısal başvuru hakkına sahip olmaları ve iddialarının yargısal makamlarca özenli bir şekilde değerlendirilmesi son derece önemlidir (Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, § 75; Ahmet İsmail Onat, § 94; Fevzi Kayacan (2), § 71; Ahmet Bilgin ve diğerleri, § 62). Bu anlamda anılan anayasal güvenceleri gözeten bir yargılama süreci yürütülmesi ve neticede ulaşılan sonucun konuyla ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir…”
Çevresel Etki Değerlendirmesinin önemi AİHM kararlarında da vurgulanmaktadır.
"...Bir Devlet için çetrefil nitelikteki çevresel ve ekonomik sorunların ele alınıp, çözümlenmesi aşamasında, karar süreci, her şeyden önce, çevreye ve kisi haklarına zarar verebilen faaliyetlerin etkilerini önceden önleyecek ve değerlendirecek şekilde tesis edilmelidir. Böylece çeşitli menfaat çatışmaları arasında adil bir denge tesis edilerek; karşıt görüşlerin dile getirilmesine olanak sağlayacak gerekli etüt ve anketlerin gerçekleştirilmesi sağlanacaktır. Bu inceleme sonuçlarına ve karşı karşıya kaldıkları tehlikeyi değerlendirmeye olanak sağlayan bilgilere halkın erişebilmesinin önemi şüphe götürmez. Nihayet, karardan etkilenecek olan tüm bireyler, karar süreci içinde görüş ve menfaatlerinin yeterince dikkate alınmadığını dile getirebilmek için, konuyla ilgili her türlü tasarrufa karsı yargısal başvuru hakkına sahip kılınmalıdır..." (AİHM- ÜÇÜNCÜ BÖLÜM TAŞKIN VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE 46117/99 - 10 Kasım 2004)
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. maddesi yaşam hakkını mutlak ve vazgeçilemez temel insan haklarının başında saymaktadır. Çünkü yaşam hakkı, diğer temel hak ve özgürlüklere sahip olmanın ön koşulu olup, diğer hakların söz konusu olabilmesi, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının gereği gibi sağlanmasına bağlıdır. Çevre hakkı ile yaşam hakkı bu nedenle anlamlı bir bütün oluşturmaktadır.
Çevre hakkının ise bilgiye erişim, karar alma süreçlerine katılım ve adalete erişim şeklinde 3 temel unsuru olduğu genel kabul görmektedir. Bunun düzenlendiği en önemli hukuk metni olan Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Çevresel Karar Verme Sürecine Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (Aarhus Sözleşmesi) ile çevre hukukunun gelişiminde yeni bir dönem başlamıştır. Türkiye, bu sözleşmeye taraf olmamakla birlikte AİHM Türkiye’nin taraf olduğu kararlarında ve Anayasa Mahkemesi'nin bazı kararlarında Aarhus Sözleşmesi hükümlerine dayanılmaktadır. Örneğin; (Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Numarası; 2013/2552, Karar Tarihi; 25.12.2016) Diğer yandan Avrupa Konseyi Parlamentosu 27 Haziran 2003 tarihinde, çevre ve insan hakları konusundaki 1614 (2003) sayılı Tavsiyeyi kararında; "...İnsan Hakları Avrupa Anlaşmasının 2,3 ve 8. maddeleri ile anlaşmayı Kabul Protokolünün 1. maddesi ile garanti edildiği şekli ile aile ve özel hayata, sağlığa, hayata, şahsın fiziksel bütünlüğüne ve iyiliğine uygun bir korumayı sağlamak, aynı zamanda çevreyi koruma gereksinimi de özellikle hesaba katmak gerekmektedir. İnsanlara, sağlıklı, yaşanabilir ve haklara sahip bir çevrede yaşama hakkının tanınması, Devletlerin çevreyi milli yasalar ile, tercihen Anayasa düzeyinde koruma zorunluluğunu da kapsar. Aarhus Anlaşması tarafından tanınan, çevresel bilgilere, karar prosedürlerine ve çevre konulu mahkemelere halkın katılım hakkının ve bireysel hukuk haklarının garanti edilmesi...." ni kararlaştırmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Konseyi üyesi olmakla, 1614 sayılı tavsiye kararı gereğince, sağlıklı çevrede yaşama hakkı ile ilgili değerlendirme yapılırken Aarhus Sözleşmesi hükümlerinin gözetilmesi gerekmektedir.
Anayasanın 90. maddesinin son fıkrasının üçüncü cümlesiyle, evrensel ve bölgesel ölçekli uluslararası insan hakları hukukunun kaynaklarını oluşturan sözleşmelerden taraf olduklarımızı, denetim organlarının kararlarını da kapsayacak biçimde ulusal düzenlemelere üstün tutarak doğrudan, doğruya uygulama yükümlülüğü getirilmiştir.
7554 Sayılı Kanunun 1.maddesi ile Çevre Kanununda yapılan değişiklikten sonra yapılan bu yönetmelik değişikliğiyle ÇED kapsam dışı olan projeler artırılmış, ÇED süreçleri etkisiz hale getirilmiştir. Bu nedenle yönetmelik değişikliği, Anayasanın 17 ve 56. Maddesi ile Anayasanın 90. maddesi ile anayasa aykırılığı dahi ileri sürülemeyecek uluslararası çevre koruma sözleşmelerine aykırılık oluşturmaktadır.
EGEÇEP HUKUK KURULU