Sevinmeli mi üzülmeli mi insan bilemiyor. Yok yok düştüğü için sevinmeli elbette. Hangi parti için açılırsa açılsın partinin kapatılmasına o partinin muhalifleri tarafından karar verilecek olması (İktidarda da olsa her parti diğerinin muhalifidir.) her zaman ve her yerde olduğu gibi etkinliği eline geçiren partinin diğerini tasfiye etmesi ile sonuçlanır.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ’“parti kapatmayı idama benzetti ve tüzel kişilerin idamı kapatılması ile olur.’” Dedi. Bu nedenle meclisin izin vermesinin daha doğru olacağını savundu.
Buna doyurucu bir itiraz gelmedi. Muhalifler anlayamadılar ve gerekli cevabı veremediler.
İdamda önce yargı kararını verir, sonra meclis onaylar. Yani fail ve fiil önce yargı süzgecinden geçer ve mevcut yasalar bağlamında bir mahkeme kararı oluşur. Buna karşılık getirilmek istenen düzenleme de ise daha yargıya gitmeden meclis izni istenmektedir. Bir anlamda dokunulmazlık zıhına bürünüyor partiler. Biliyorsunuz bir kısım üst düzey kamu görevlilerinin yargılanması belli makamların iznine bağlıdır. İzin verilmediği taktirde yargılama yapılamaz. Milletvekilleri de yargılanamıyor meclisin izni olmadan. İşte bu durum kamu vicdanını yaralıyor. Oysa tutuklama olmaksızın yargılama yapılsa mahkeme kararı oluşsa oluşan karara göre meclis veya ilgili makamlar izin verip vermemeye karar verse o zaman vicdanlar rahatlayacaktır. Çünkü ne meclis ne de diğer yetkili makamlar suçu mahkeme kararı ile sabit olan birinin arkasında duramaz. Durdurmazlar.
Yargılama izni vermeye yetkili olanlar, suçun var olup olmadığına karar veriyorlar bir anlamda. Yani savcı görevi üstleniyorlar. Savcılar yasayı hukuku bilen insanlar. Buna karşılık mesela kaymakam hukuku ancak kendi görevi bakımından bilir. Bir savcı kadar bilemez.
Şu soru önemlidir. Kaymakamdan genel müdürden esirgenmeyen yetki neden savcıdan esirgenir?Cevapta herhalde şöyle olmalıdır. Savcı cumhuriyetin savcısıdır. Kamuyu temsil eder. Adam kayırmaz, torpil geçmez, o zamanda iktidarın korumak istedikleri korunmaz hale gelir.
Elbette bu sonuç yolsuzluklara götürür. Götürdüğü de bilinen bir gerçektir.
Sevinelim mi, üzülelim mi sorusuna gelince; Tüm baskılara yandaş yayınlara karşın hala vicdani hür birkaç kişi çıkabiliyor. Bu az da olsa insana umut veriyor. Buna seviniyor insan. Buna karşılık 327 oyun yanlışa evet demesi, yanlışta direnmesi gerçekten insanı üzüyor.
En kötü tarafı ise diyelim CHP veya MHP iktidarda ve bu paketi meclise sunmuş. Bu 327 vekilden kaçı aynı şekilde oy kullanırdı acaba. Doğrusu merak ediyorum.
Ve bir senaryo: Cumhurbaşkanı’’da parti kapatılması, Anayasa Mahkemesi ve HSYK ile ilgili düzenlemelerin paketten çıkarılmasını istiyor. Paket bu haliyle kabul edilir ve önüne gelirse bu maddeleri ayırıp diğer maddeleri onaylamayı göze alamıyor. Bu konuda Başbakan ile ters düşmek istemiyor. O zaman daha uygun ortam sağlanıyor. Kendisine yakın milletvekilleri bu üç konudaki maddelere red oyu vererek düşürüyor. Kalan maddeler zaten toplumun kabul ettiği maddeler olduğu için onaylıyor. Halk oyuna bile gerek kalmadan maddeler yasalaşıyor. Muhalefet de bir anlamda istediğini elde etmiş oluyor. Anayasa mahkemesine gitmiyor.
Hükümette kabul görmüş maddelerin kazandırıcısı olarak ezilmeden üzülmeden bu badire atlatılmış oluyor.
Basına yansıyan kim oy vermedi totolarını düzenlerken bu senaryodan da tüyo almakta fayda var.
Yaşayıp göreceğiz.