Dünyanın ortak sorunları

Abone Ol
Elazığ Kovancılar ve çevresinde yaşadığımız deprem sonucu ortaya çıkan en belirgin sonuç, cahillik ve yoksulluk. Yüreklerimizi parçalayan can kayıpları karşısında insanın kahrolmaması olası değil. ’¶
Yoksulluk sadece bizim değil, dünyanın da en önemli sorunu. ’“Bana ne dünyanın bir ucundaki yoksulluktan’” diyemeyiz. Yoksulluk, tıpkı bulaşıcı bir hastalık gibi tüm dünyayı sarmaya başladı.
Birleşmiş Milletler dahil, dünyadaki tüm kuruluşlar, bu ortak derde çözüm arıyorlar.
Dünya nüfusu 6,5 milyara yaklaşmıştır. Eğer bu gidiş kontrol altına alınmazsa, içecek bir yudum su,
yiyecek bir dilim ekmek ve soluyacak bir nefeslik temiz hava sorun haline gelecektir. Böyle olunca da ’“zor, oyunu bozar’” sözü bir kez daha geçerlilik kazanacak ve kaybeden yine gelişmemiş ülkeler ve yoksullar olacaktır.
Dünya nüfusunun yarısı, 2 dolardan aşağı bir günlük gelirle yaşamaya çalışmaktadır. Gelir dağılımındaki bu eşitsizlik nedeni ile eğitimsizlik, sağlık hizmetlerinden yoksunluk insanlığın tümünün sorunudur.
Terör, uyuşturucu, kaçakçılık ve yolsuzluklarla mücadele insanlığın ortak dertlerindendir ve bunların azaltılması veya yok edilebilmesi için mutlaka uluslararası işbirliği şarttır.
Ayrıca, kanser, hepatit B, C ve AIDS gibi hastalıklar da ortak dertlerimiz arasındadır.
21. Asrın başında insanlık, büyük ölçüde şu değerlerde anlaşmıştır: Demokrasi, İnsan Hakları, Piyasa Ekonomisi. Bu değerler, insanlığın ortak hedefi haline gelmiştir.
Bilgi çağının gereği olan rekabet ve kalitenin küreselleşmesi, ekonomiye evrensel ölçüler getirmiştir. G-8’’ lerin Okinava, Birleşmiş Milletler’’in Milenyum Bildirileri, 21. Yüzyıl’’da refahın ve zenginleşmenin yolunu işaret etmektedir.
Fakirliği, yoksulluğu azaltmanın çaresi, sürdürülebilir ve geniş tabanlı kalkınmadan geçiyor. Bu kalkınmayı gerçekleştirmek için; devletin, çağın icaplarına uygun olarak yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Siyaset, temsili demokrasiden daha katılımcı bir demokrasiye geçmelidir. Sivil toplumun gücü ve etkinliği daha da artmalıdır. Çağdaş, özgürlükçü ve katılımcı anlayışta bir Anayasa’’nın şemsiyesinde, parti içi demokrasinin olduğu bir Siyasi Partiler Yasası, çağdaş standartlarda bir seçim kanunu ve engelleyen değil, çalıştıran bir TBMM İç Tüzüğü, beraberce düşünülerek yapılmalıdır. Bunlar yapılmadığı takdirde, dünyada yaşanan acımasız rekabet ortamında yine kaybetmeye mahkûm oluruz.
Bunlar, Türk Milletinin ’“olmazsa olmazlarıdır’”. Yeni yapılanma, önümüzde yapılacak seçimin temelini teşkil etmelidir. Partiler hazırlıklarını tamamlamalı, kamuoyu ile paylaşmalı ve mümkünse aynı görüşte partiler millete taahhütte bulunup, seçime beraberce gitmelidirler.
Bunlar bizim temel meselelerimiz dedik fakat, mevcut iktidarın bunlarla ilgilenecek ne niyeti, ne birikimi, ne de hazırlığı var. Ülkenin kaynaklarını ve zamanını, kendi kafalarının arkalarındaki rejime götürecek yoldaki engelleri (!) temizlemekle meşguller. Bir gün Ordu’’ya, bir gün Yargı’’ya vurmaya devam ediyorlar. Sanki bu Ordu ve Yargı ’“düşman Ordusu-düşman Yargısı’”. AKP yönetiminin içini hınç ve kibir kaplamış. AKP’’nin ülkemize kalıcı bir eser bırakması da mümkün değil; küreği tersten tutmuşlar, çabalayıp duruyorlar. Allah ıslah etsin.