Her gün yeni bir şeyler öğreniyorum çevremdeki kişilerden. Geçen hafta da yüksek lisans öğrencim 'Dunning-Kruger Sendromu' ile ilgili şimdiye kadar hiç duymadığım bir konudan bahsetti. 'Pınar'cım, bu nedir, ne işe yarar' diye sorduğumda, çok tatlı bir açıklama getirdi, hatta daha da ilave ederek, bu konuda beni daha da bilgilendirecek araştırma bulguları gönderdi. Okudukça gülmeye başladım, çevremde bu konuda ne kadar çok insan olduğunu düşünmeye başladım.
Dunning-Kruger Sendromu aslında Türkçe'de ya da yönetim biliminde 'Cahillik Sendromu' olarak geçiyor. Ne kadar ekzantrik değil mi? Kim Cahillik Sendromu'na düştüğünü kabul eder ki? Yada böyle bir sendromun belirtileri nedir ki, insanlar bunu fark etmiş olabilsinler? 'Dunning-Kruger etkisi' olarak da bilinen bu sendrom, ismini araştırma yapan kişilerden almış aslında... Bu araştırma; fikri insanların kendi yeteneklerini değerlendirme konusunda kusurlu olmalarından dolayı çıkmış. Araştırmacılar bu konu üzerine hipotezler geliştirmişler ve tahminlerini bilgi, bilgelik ve kavrayışın önemli olduğu üç alanı (mizah, mantık ve gramer) dikkate alarak, Cornell Üniversitesi'ndeki farklı öğrenci gruplarına çeşitli testler uygulayarak analizler yapmışlar. Yaptıkları tahminlerin doğruluğunu sınamaya çalışmışlar.
Teste katılan öğrencilerden en başarısız %25'lik dilim içinde olan öğrenciler, sınav sonuçları hakkında tahminlerde kendi gerçek başarılarının çok üzerinde bir sonuç beklediklerini ifade etmişler. Birinci testte, başarı düzeyi %12 olan bu grubun üyeleri, kendi başarılarını %58 olarak; ikinci testte ise, başarı düzeyi %12 olan grubun üyeleri, kendi başarılarını %62 olarak tahmin etmişler. Benzer sonuçlar diğer testlerde de çıkmış. Buna karşılık çok şaşırtıcıdır ki testlerde en başarılı 'en yetkin' olan grup kendi skorunu ve muhakeme becerilerini olduğundan düşük tahmin etmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken durum, teste tabi tutulan kişilerin saygın bir eğitim kurumunun (Cornell Üniversitesi) öğrencileri olmalarıdır. Yani bu kişiler, sıradan kişiler değillerdir. Bu tutum tamamen ''öz değerlendirme' becerilerinin yokluğu veya zayıflığı ile ilgili bir durum olup, yazarların bulgularının ''sendrom'' olarak anılmasına yol açmıştır.
Bu araştırmanın sonucu ile ilgili olarak, Psikolog Pınar Özgüren: 'Kişi, kendi kişisel yetersizliklerinin neler olduğunun farkına varmadığı durumlarda, yaşadıklarını kendisi için bir avantaja çevirme becerisine sahip olacaktır' şeklinde bir yorumda bulunmuştur. Bu yorum oldukça dikkatimi çekti. Bu kişilerin gerçekten kendilerinin 'iyi' olduğuna inanmaları önemli bir konuydu. Bu yüzden de bu gruba giren kişiler, öne çıkmaktan, yaptıklarıyla gurur duymaktan sakınmıyorlardı. Diğer yandan da bu grubun karşı tarafında, nitelikli ama kendini ortaya koymayan, kendi başarılarıyla övünmeyen insanlar vardı. İyi de bu insanlar maalesef nitelikli oldukları halde neden geri planda kalıyorlardı??
Bu garip sendrom ifadesi, inanın beni biraz düşündürdü. Yaşamınız boyunca çevremizde böyle insanlarla karşılaşmış olduğunuzu tahmin etmeye başladım. Belki biz bile bu duruma çok sık düşmüş olabiliriz. Çok iyi bildiğimizi düşünürüz, çok başarılı olduğumuza inanırız, çok haklı olduğumuzu iddia ederiz çoğu zaman. Haklı değil miyim? Peki o zaman sizce, gerçek 'Öz değerlendirme becerisine' acaba kaç kişi sahiptir? Yaşamımıza kaçımız objektif olarak bakabiliyoruz? Her geçen gün her halde buna 'yaş döngüsü' deniliyor, yaşamımı daha farklı sorgulamaya başladım.
Bu sorgulamada kendimi haklı çıkarmaya çalışmaktan ziyade, 'acaba nerelerde hata yapıyorum?' sorusunu kendime sormayı tercih ediyorum. Bu bazen ikili ilişkilerimde söz konusu olurken, bazen de iş hayatım ile ilgili sorunlarıma çözüm bulmaya çalışırken oluveriyor.. Teste katılan öğrenciler sınavları sonucunda, çok daha iyi başarı olacaklarını düşünürlerken, birden 'başarı yüzdelerinin' daha düşük çıkmış olduğunu gördüklerinde nasıl 'sendrom' yaşıyorlarsa, bizlerde bu ve benzeri durumlarla karşılaştığımızda aynı duruma düşmüyor muyuz?.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Bir siyasi parti lideri, kendisinin yapmış olduğu bütün etkinlikleri hep 'başarılı' olarak görebiliyor.. Kişiler kendilerinden o kadar emin davranıyorlar ki, çevrelerindeki kişilerin kendileri hakkında neler dediklerini duymuyorlar bile…
Bir kadın, eşi ile ilgili sorunlar yaşadığında, kendini o kadar haklı görüyor ki, karşı taraftaki kişinin dediği sözleri dinleme gereği bile duymuyor. Bir baba, oğlu yada kızı ile ilgili öyle kararlar alıyor ki, sanki aldığı kararlar gerçekten çok doğruymuş gibi kendisine tepki gösteren kişilerin sözlerini bastıracak iddialarda bulunuyor. Bir işveren, yönetim alanında o kadar başarılı çalışmalar yada uygulamalar yaptığını zannediyor ki, işletmenin her geçen gün zarar ettiğini ya da yanında çalışan kişilerin bu iş yerinde çalışmaktan ne kadar mutsuz olduklarının farkında bile olamıyor..
Kısacası, 'Cahillik Sendromu' hepimizin bazen düştüğü bir durum olabiliyor. Kişinin kendi öz değerlendirmesini yaparken, düşmemesi gereken bir 'boşluk'.aslında. Hem de ciddi 'derin bir boşluk'. Hani diyoruz ya bazen, 'yaşamı sorgulamak' lazım diye, bu sendrom gerçekten kişinin, kendisi ile baş başa kalacağı özel bir enstrüman.. Eğer bir yerde hata yaptığınızı düşünüyorsanız, hemen karar verdiğiniz sonucun tam TERSİNE yapın. Çünkü doğru olan BU OLACAKTIR…Aklınızdan geçen ilk karar değil…