Düğmeler yanlış iliklendi!

Abone Ol

Burası Orta Doğu ve memleketimiz Türkiye… Bir İskandinav ülkesinde iki yılda yapılan siyasal tartışmaların bizdeki ömrü sadece bir günlük! İnsanlar yürekleri ağızlarında ABD-İsrail-İran dalaşını izliyorlar. ABD ve İsrail saldırganlarına karşı vatan savunması yapan İran’ın kapattığı Hürmüz Boğazı kuşkulu daha doğrusu korkulu bakışları üzerinde topluyor.

Orta Doğu öyle de Avrupa değil mi? Tramp’ın saat başı değişen ve çelişen cümlelerini “Delidir, ne yapsa yeridir” deyimiyle hafife alabilir miyiz? Şaka değil, adam dünya jandarması ABD’nin başkanı yahu! Düne kadar akla gelmeyen konulara bakışı ekranlarda tartışılıyor. ABD NATO’dan çıkacak mı; çıkmayacak mı? Tramp İran yenilgisini telafi etmek için bu kez Grönland seferine çıkacak mı; çıkmayacak mı? Yoksa göz diktiği Küba’yı yutmaya mı kalkışacak?

Güçler ayrılığını hoyratça örseleyerek tek adamlığa yönelen Orban seçimleri yitirince Avrupa ülkeleri rahat bir nefes aldılar. Avrupa’nın ortasında kendi küçük ama tarihi büyük Macaristan’da olup bitenler aynı yolun yolcularına ders olacak mı acep? Macar seçmenler sadece Orban’a değil, Tramp’a ve Putin’e de unutmayacakları bir ders vererek demokrasi tarihine geçtiler.

Bu arada daha önce birinci perdesi sahneye konulan ve dramatik biçimde biten çözüm tiyatrosunun ikinci bölümü de sessizlik içinde bekleniyor. Perde bir türlü açılmıyor! Oyunu sahneye koyan Devlet Bahçeli “Kurucu önderin statüsü belirlenmelidir” deyince DEM yöneticileri de her gün bu istemi dile getirir oldular. Dünya ve Orta Doğu gündemi arasında sıkışıp kalan “Terörsüz Türkiye” oyunu sıranın kendisine gelmesini bekliyor.

Kanımca aynen birinci perdede olduğu gibi ikinci perde de hayal kırıklığıyla sonuçlanacak. Neden mi? Anlatayım. Bilinen örnektir. Bir gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenirse diğerleri de onu izler. Yanlış sonuna kadar tekrarlanır. Uzun adı “Terörsüz Türkiye” olarak kısaltılan model başta yapılan hatalar nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanacaktır. İlk düğme yanlış iliklenmiştir çünkü!

Terör örgütü PKK’nın 1984 Eruh baskınında bu yana, Türkiye Cumhuriyeti resmi organlarının tamamı örneğin Milli Güvenlik Kurulu PKK ile Kürt sorununu birbirinden ayırmışlardır. İktidar ve muhalefet partileri de bu ayrıma özen göstermişlerdir. Bu çok doğru bir tutumdur. Aksi halde Anayasamıza göre tasada ve kederde ortak olduğumuz T.C. yurttaşı Kürtlerin tamamını terör örgütüyle bütünleştiririz. O zaman “Her Kürt PKK’lıdır” sonucu ortaya çıkar ki bu yargı yanlışların en büyüğüdür ve Kürtlere hakarettir. İşte ilk düğme yanlış iliklenenmiştir! Terör örgütü PKK’yı kuran ve elli bin yurttaşımızı öldüren ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü Abdullah Öcalan “Kurucu Önder” sıfatıyla muhatap alınmıştır. Bu sıfat TBMM’de kurulan komisyonca benimsenmiş olacak ki, Gazi Meclisin üç Milletvekili İmralı Adasına giderek kendisiyle resmi görüşme yapmışlardır. Artık tek muhatap Abdullah Öcalan olmuştur. Bahçeli ve DEM sözcüleri muhataba yasal statü verilmesini istemektedirler.

İkinci düğme de yanlış iliklenmiştir. İspanya, İngiltere gibi ayrılıkçı eylemlerle başı dertte olan devletler asla terör örgütüyle muhatap olmamışlardır. Örgütün parlamentolara yansıyan ve seçimle gelen uzantısı partilerle gizli görüşmeler yapmışlardır. Örgütün gerçekten silahı bırakması durumunda karşılıklı çözüm önerileri ile sorun gündeme alınmıştır. Ama ülkemizde durum böyle olmamıştır. Örgütün uzantısı olduğunu inkâr etmeyen parti, kendini bu konuda muhatap sayması gerekirken tam tersi bir yol izleyerek muhatabın Abdullah Öcalan olduğunu ilan etmekten çekinmemiştir. Bu durumda da ülkemizdeki Kürt yurttaşların temsilcisi PKK terör örgütünün başı olarak resmileşmiştir! Hukuk ve siyasette usul (yöntem) esastan önce gelir. Usul yanlış olunca esasa girmek zor ve hatalı olur. DEM sözcüleri sürekli “Demokratik özerklik”, “Anadilde eğitim” istemekte, vatandaşlık ile ilgili Anayasa maddesinden Türk sözcüğünün çıkarılmasını önermekteler. Bu konularda tartışmaya girmek yanlıştır. Çünkü Bahçeli, DEM ile TBMM’nin komisyonundaki çoğunluk bu sorunları tartışacak tek muhatabın Öcalan olduğunu kabul ederek yanlış iliklemeyi sürdürmüşlerdir. Öcalan bu konularda ne diyor? Devletin kayıtları açıklanmalıdır.

Yukarıdaki sorunlar çözümlenmeden kamuoyunu yeni sürprizler beklemektedir. DEM Milletvekillerinin demeçlerine göre Öcalan için ayrı ikamet binası yapılmıştır. Bahçeli ve DEM’in ısrarla “Kurucu Önder’in statüsünün belirlenmesini” istemelerin nedeni bu olsa gerek. Öcalan hükümlü konumunda çıkarılarak basınla, Türkiye’den ve dışardan gelecek siyasiler, gazeteciler ve hukukçularla doğrudan temas olanağına kavuşacaktır. Demeçler vererek, siyasal yaşamımızın parçası olacaktır!

Görülüyor ki düğmeler işin başından beri yanlış iliklenmektedir. Akla gelen yakıcı sorun ise şudur:

Bu yanlış, hatalı yöntemlerin mi sonucudur? Yoksa bir mizansenin parçası olarak bilerek mi yapılmaktadır?