Kanserin neredeyse 'grip' misali karşımıza çıkışı mı, yakın çevremizde kaybettiklerimizin sayısının giderek artması mı, ebeveynlerimizin yaşlılığı mı, yoksa yaş nedeniyle artık yılların geriye doğru saydığı hissiyatı, belki de bütün bu şıklar ve akla gelmeyen diğer nedenler yüzünden mi bilmem; 'ölüm' konusunun düşünce kapımı sık sık çaldığının farkındayım.
Bazen kendi yakınlarımın ölümünü, bazen de 'ya ben de o hastalığa yakalanırsam' sorusunu sorarken buluyorum kendimi.
'Ne ölümden korkmak ayıp, ne de düşünmek ölümü' diyen şaire hak versem de...
Bütün mesele, yaşamı ciddiye alabilmek; 'yetmişinde bile mesela, zeytin dikebilmek/hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için/yaşamak yanı ağır bastığından' dizelerine inansam da… Böyle.
Yakın dostum/arkadaşım olan doktorlara her ne kadar yöneltmesem de…
Beni ya da sizi, ölüm konusunda düşünmeye iten, grip gibi yaygılaşan kanserin, o vakalarla birebir karşılaşan/uğraşan ya da çalıştıkları hastanelerde ölüme direnen hastalarla sürekli iç içe olan, her gün ölümleri yaşayan doktorların, bu konudaki düşüncelerini de merak ederim zaman zaman.
Bu yüzden, Milliyet gazetesinde çıkan bir haber, fazlasıyla dikkatimi çekti. Üstelik bu haberi bana maille gönderen de bir doktor arkadaşımdı.
Dış Haberler Servisi'nin ABD'nin en ünlü gazetelerinden Wall Street Journal'ın internet sitesinden aldığı ve haftanın en çok okunan bu haberi, 'Doktorlar Neden Farklı Ölür' başlığını taşıyordu. Southern California Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Ken Murray, WSJ'deki makalesinde ölümcül bir hastalığa yakalanan doktorun, hayat kalitesini düşürmemek için tedaviye karşı çıktığını ve yavaşça ölümü beklemeyi tercih ettiklerini savunuyor; makalesinde şöyle yazıyordu:
'Akıl hocam ve dostum Charlie'nin midesinde bir yumru olduğu anlaşıldı. Ülkenin en iyi cerrahlarından biri tarafından pankreas kanseri teşhisi konuldu. Cerrah, Charlie'nin 5 yıl olarak verilen tahmini yaşam süresini 3 katına çıkarabilecek bir tedavi önerdi. Başarılı olma şansı yüzde 5 ila 15 arasında değişen tedavi Charlie'nin hayat kalitesini ciddi anlamda düşürecekti. 68 yaşındaki Charlie bu teklifle ilgilenmedi. Ertesi gün evine gitti, muayenehanesini kapattı ve bir daha hiç hastaneye gitmedi. Ailesiyle vakit geçirmeye odaklandı. Aylar sonra evinde öldü. Kemoterapi ve radyoterapi görmedi, herhangi bir cerrahi operasyon da geçirmedi.'
Haber, şöyle devam ediyor:
Ken Murray, 'Amerikalı doktorların neden daha farklı ölmeyi tercih ettikleri' yazısında bu anekdotu anlattıktan sonra 'Amerikalı doktorlar hastalıklarını öğrendikleri andan itibaren neler olacağını, tercihlerini biliyorlar. Genelde her türlü tedaviye de erişimleri oluyor. Fakat sakin ve usulca ölmeyi tercih ediyorlar' ifadesini kullandı.
Peki kariyerleri boyunca binlerce hastayı kendi durumlarına özel tedavilerle yaşama döndüren doktorlar, kendileri hasta yatağında olduğunda neden farklı bir yol izliyorlar?
ABD'de Penn State Üniversitesi'nde 2003'te yapılan bir araştırma, doktorların ölümcül hastalık durumlarında nasıl bir prosedür izlenmesi konusunda yakınlarına ayrıntılı 'direktifler' verdiğini ortaya çıkardı.
Araştırmaya katılan 765 doktorun yüzde 64'ü ölümcül hastalık durumlarında hayatlarını kurtarmak için hangi adımların izlenip izlenmemesi konusunda detaylı kararlarını ailelerine bildiriyorlar. Yaşça büyük doktorlar 'düzenlemeler' konusunda genç meslektaşlarından daha hassas oluyorlar. Doktor olmayan hastalarda ise ağır tedavi gerektiren durumlarda tedaviye ilgili kararları önceden belirleyenlerin oranı yüzde 20 olarak tespit edildi.
Minnesota Üniversitesi'nde yapılan bir başka araştırma ise doktorlar ve sıradan hastalar arasındaki tercih farkını, kalp masajı olarak bilinen CPR (kardiyopulmoner resüsitasyon) örneği üzerinden ortaya koydu.
Susan Diem'in yaptığı araştırmaya göre televizyon dizilerinde acil durumdaki hastalara kalp masajı uygulandığı vakaların yüzde 75'i başarılı sonuçlanıyor. Halbuki 2010 tarihli bir araştırmaya göre, 95 binden fazla kalp masajı vakasının sadece yüzde 8'inde hasta bir aydan fazla yaşayabiliyor. Bu grubun da sadece yüzde 3'ü geri kalan hayatlarını normal geçirebiliyor. WSJ'deki makalenin yazarı Murray 'Kalp masajı doğru yapıldığında kaburga kemiklerini kırar. Doktorlar bunu bildikleri için hayata geri dönmek için kaburgalarının kırılmasını tercih etmiyorlar' diyerek doktorların yaklaşımını savundu.
Murray tartışma yaratan makalesinde beyin kanseri olan kuzeninin tedaviyi reddettiğini, 8 ayın sonunda öldüğünde ise sağlık masrafının yalnızca 20 dolarlık baş ağrısı ilacından ibaret olduğunu söyledi. Doktor Murray, kendi bakış açısını savunduğu makalesinde kendisinin de örnek verdiği vakalardaki gibi sakin sessiz ölmeyi tercih edeceğini söyledi.
Ancak Murray'in şahsi fikirleri tıp camiasında herkes tarafından paylaşılmıyor.'
*
Sonunda kaçınılmaz olarak ölüm varsa, örneğin size 'tedavisiz 1 yıl, tedavi olursanız 3 yıl yaşarsınız' denilse, hangisini seçersiniz?
Uzun ve ağır tedavileri göze alıp, kaçınılmaz sonu uzatmayı mı, yoksa kalan zamanınızı doktorlardan/hastanelerden/ilaçlardan uzak, sadece kendinize ve sevdiklerinize ayırarak geçirmeyi mi?
Benim cevabım, 'Böyle ciddi/yaşamsal bir karara varabilmek için, o günün gelmesi lazım. Ama şu an içimde; 'kalan ömrümü sadece istediklerimi yaparak geçirmek' ihtimali ağır basıyor…'
Sizin cevabınız ne?