İnsanların yaşamlarında seçme hakları olduğu gibi, seçemedikleri de vardır. Hem de seni, kendini ifade eden kimliğin gibi...’¶ Aslında sen 'o'sundur. Gururla taşısan da kimliğini, seni onunla ararlar, yargılarlar, sorarlar, kontrol ederler.
Aslında sen seçmemişsindir kimliğini, bilgilerini, ananı, babanı, doğduğun yeri, doğum tarihini, dinini...
Kimse sormamıştır sana’… Ama yine de o kimlik temsil eder seni, o kimliktir yaşamın kendisi...
Seni tarif eder ilerleyen yaşamında’… Birilerine göre doğduğun yer doğru olur, hem şehrim derler, birilerine göre ise bizden değilsin derler yanlış olursun’… Oysa ne kadar acımasız bir önyargıdır bu...
Kimsenin aklına gelmez öğretmen, polis, doktor, asker çocuğu olabileceğin, ailenin görev gereği gittiği yerde dünyaya gelmenin suç ya da avantaj olacağını nereden bilebilirsin ki?
Nasıl ki kimliğindeki bilgilere müdahale hakkın yoksa, bu bilgiler üzerinde de seçme hakkın yok. Ama seçenlerin doğduğun yere göre, dinine göre, yargılama yapması ne kadar adil olabilir ki’…?
Kendi belirlemediğin kimliğin üzerine toplumun yapıştırdığı yafta, şüpheler, endişeler ve hem şehrilik duygusu... Tüm bunlar eğitimimizin, sürü toplumu gibi yaşamamızın geçmişin bir göstergesi değil midir?Düşünüyorum da birçok insan doğduğu yerde hayata gözlerini yummuyor, ekonomik koşulların kendisini yaprak gibi savurduğu kentlerde arıyor geleceğini. Ne önemi kalıyor doğduğun ya da öldüğün yerin’…
Önemli olan yaşamın boyunca ne yaptığın, ülkene ne bıraktığın, vardığın kenti benimsemek, yaşadığın kent insanları gibi özgür ve demokrat olabilmek onlarla hem şehri olabilmektir’…
Hem şehri olabilmiş tüm İZMİR'li dostlara sevgi ve saygılarımla, sağlıcakla kalmalarını diliyorum.