Laik hukuk devleti, İslamcıların bitmeyen çilesi… Yüzyıl sonra, Kurtuluş Savaşı’na karşı açtıkları şeriat bayrağını, ilahiler eşliğinde yeniden yükseltiyorlar.II. Abdülhamid’in fotoğrafları, makam odalarının duvarlarını süslüyor. Rivayete göre, parantezi kapatmaya, rövanşı almaya gelmişler…
Ve İslam dininin gündelik hayata getirdikleri üzerinden yapılan tartışmalar vites yükseltti. Netameli bir durum. Laiklik/din bağlamında sosyal düzen tartışılıyor. Tanrı buyruklarını arkasına alan islamcı çevreler, seküler toplumu yargılıyor.
Gelin görün ki dini ve milli değerleri savunan görüntüler veren iktidar grubu, toplum ve ülke yararını savunmak konusunda oldukça yetersiz.
İnanç konusuna gelince; Zekâsı gelişen, soyutlamayı öğrenen insan, varlığına bir anlam yüklemek ihtiyacı içinde tanrı fikriyle buluştu.
Rastlantısal veya tanrısal varoluş paradoksu, insanın yanıtlarını bilmediği ontolojik bir mesele olarak, insanlık gündeminde yerini her zaman korudu.
Öyle ki tanrısal erkin dinler kanalıyla yeryüzüne inmesiyle başlayan dinler çağı, dört kitabın gölgesinde sürüyor. Ve din kavgaları o gün bu gündür hiç hız kesmedi. Sınırsız tanrısal erkin gücünü kendisine aktarmak isteyen muktedir, kurumlaşan din üzerinden güç aktarmaktan hiç vazgeçmedi.
Eski Ahit’ten Kuran-ı Kerim’e uzanan zaman diliminde sürüp giden kavga... Ortadoğu’da, bitmeyen din savaşları… Acı ama gerçek, din grupları birbirini öldürmekten asla vazgeçmiyor.
Ve acı gerçek; Yüzyıl önce, Ortadoğu’da bitmeyen din savaşlarına karşı laiklik ilkesiyle koruma altına alınan Türkiye Cumhuriyeti, İslamcı zihniyet iktidara geldikten sonra, Batı’nın da arzusuyla, Ortadoğu denen Gayya kuyusuna itiliyor.
Anadolu ve Trakya topraklarında tasavvufun getirdiği yüksek insani değerleri Arap kültürüne boğdurmak isteyen siyasal İslamcılar, -bir ucu Arap Selefi kültüründe, diğer ucu kapitalist metropollerde- meşumittifak içinde mevzilenmiş bulunuyor.
Mesele, Müslüman olmaya yüklenen politik angajmanlara karşı çıkmaktır. İnsanların inancını samimiyetle yaşamak için buna ihtiyacı var. Dahası toplumun dinlere mesafesi, tahakküm ilişkilerine izin vermemeli.
Bir tarafta sömürge valisi gibi görev yapan Bay Barrack, diğer tarafta II. Abdülhamit müritleri, yeni Türkiye’nin inşası için İslam’da buluştular. Bu buluşma inancın siyasallaşmasıdır.
Sonuç olarak, Türkiye’nin bekası için, politikacının siyasi ihtirasından azade inancı yaşama koşullarının önü açılmalı, inanç siyasallaşmamalı.
Laik Cumhuriyet bu yolu açmıştı...