klişeleriniz var mıdır, hiç?(bu soruya, reklam ajansları ve matbaalar parmak kaldırmasın, lütfen!) kuşkusuz vardır. soru saçma oldu. önce klişeden ne anladığımı açmalıyım. yaşanmış bir an üzerinden...’¶
günlerden keyifsiz bir gün. bu aralar sıklıkla olduğu gibi!.. içimde sular birikmiş, kendilerini dışarıya bırakmak, taşmak istiyorlar. izin vermek istemiyorum. baraj kapaklarını açıp, içimin hasankeyf’’lerini sular altında bırakmak istemiyorum. hoş, kontrolüm dışı açılan baraj kapaklarımla, keyfimi sular altında bıraktım, bari, hasan’’ımı koruyayım diye düşünüyorum.
işte böyle bir ruh halindeyken, yakın bir arkadaşımın arkadaşı, ısrarla benle görüşmek istiyor. boşluğuma geliyor. evet dememek için başımı emme basma tulumba gibi sallıyorum. fakat yanlış yöne!.. sağdan sola yapacak iken, yukarıdan aşağıya yaptığım hareketi inkar etmemek için, buluşma yerine isteksizce gidiyorum. hani bazen, spor yapmamak için direniriz ya, ta ki kalkıp gidene ve bir düzene oturtana kadar. sonrasında da, iyi ki gelmişim, duygusuna kapılırız ya!.. bu buluşma da,
aynen öyle başladı ve ayrılırken de, iyi ki gelmişim duygusuyla, sona erdi.
buluşacağımız kafeye önceden ben geldiğim için, masaya, ferid edgü ile mektuplaşmalarını okurken, neredeyse onaltı yıl önce okuduğum, bütün kitaplarını yeniden okuma kararı aldığım, tezer özlü’’nün kitabını çıkarıyorum. ne kadar süre geçtiğini bilemediğim, bir zaman sonrası, tanıdık gelen bir ses ile, kitaptan çıkıyorum. uzaktan, kollarını açmış bana doğru gelirken, aynı zamanda ’“nasılsın?’” diye sesleniyor. yutkunuyorum. kelime aradığımı farkına vardığı an, elimdeki tezer özlü** kitabını farkederek ’”-ooooo’” sesiyle bana yaklaşıyor. hala, ağzımdan bir kelime çıkmış değil. bir adım geri çekilerek,
’“- bire kafir, cevabını zaten gördüğün bir şeyi sorarak, beni zorlamaya utanmıyor musun, diye geçiriyorsan içinden, haklısın!!!’” diyerek, beni cevap vermekten kurtarırken, aynı zamanda tebessüm etmeme de neden oluyor.
bu düşünce, ilk o gün kafama takıldı. aslında, konuşmalarımız klişe dolu, diye düşünmeye başladım.
çünkü, yüzüne baksak da, konuyu bilsek de, cümleye neden çoğu zaman ’“- iyi misin?ile başlanır. bu aslında, eve gelen birine ’“- geldin mi?’” demek kadar boş değil midir?berbat görünen birine, nasılsın demek kadar gülünç değil midir?ya da ayrılırken, kendine iyi bak, demek kadar, dili çalmak değil midir? evet, bunlar üzerine düşünmek istiyorum.
günlerden keyifsiz bir gün. bu aralar sıklıkla olduğu gibi!.. içimde sular birikmiş, kendilerini dışarıya bırakmak, taşmak istiyorlar. izin vermek istemiyorum. baraj kapaklarını açıp, içimin hasankeyf’’lerini sular altında bırakmak istemiyorum. hoş, kontrolüm dışı açılan baraj kapaklarımla, keyfimi sular altında bıraktım, bari, hasan’’ımı koruyayım diye düşünüyorum.
işte böyle bir ruh halindeyken, yakın bir arkadaşımın arkadaşı, ısrarla benle görüşmek istiyor. boşluğuma geliyor. evet dememek için başımı emme basma tulumba gibi sallıyorum. fakat yanlış yöne!.. sağdan sola yapacak iken, yukarıdan aşağıya yaptığım hareketi inkar etmemek için, buluşma yerine isteksizce gidiyorum. hani bazen, spor yapmamak için direniriz ya, ta ki kalkıp gidene ve bir düzene oturtana kadar. sonrasında da, iyi ki gelmişim, duygusuna kapılırız ya!.. bu buluşma da,
aynen öyle başladı ve ayrılırken de, iyi ki gelmişim duygusuyla, sona erdi.
buluşacağımız kafeye önceden ben geldiğim için, masaya, ferid edgü ile mektuplaşmalarını okurken, neredeyse onaltı yıl önce okuduğum, bütün kitaplarını yeniden okuma kararı aldığım, tezer özlü’’nün kitabını çıkarıyorum. ne kadar süre geçtiğini bilemediğim, bir zaman sonrası, tanıdık gelen bir ses ile, kitaptan çıkıyorum. uzaktan, kollarını açmış bana doğru gelirken, aynı zamanda ’“nasılsın?’” diye sesleniyor. yutkunuyorum. kelime aradığımı farkına vardığı an, elimdeki tezer özlü** kitabını farkederek ’”-ooooo’” sesiyle bana yaklaşıyor. hala, ağzımdan bir kelime çıkmış değil. bir adım geri çekilerek,
’“- bire kafir, cevabını zaten gördüğün bir şeyi sorarak, beni zorlamaya utanmıyor musun, diye geçiriyorsan içinden, haklısın!!!’” diyerek, beni cevap vermekten kurtarırken, aynı zamanda tebessüm etmeme de neden oluyor.
bu düşünce, ilk o gün kafama takıldı. aslında, konuşmalarımız klişe dolu, diye düşünmeye başladım.
çünkü, yüzüne baksak da, konuyu bilsek de, cümleye neden çoğu zaman ’“- iyi misin?ile başlanır. bu aslında, eve gelen birine ’“- geldin mi?’” demek kadar boş değil midir?berbat görünen birine, nasılsın demek kadar gülünç değil midir?ya da ayrılırken, kendine iyi bak, demek kadar, dili çalmak değil midir? evet, bunlar üzerine düşünmek istiyorum.
hadi klişelerimizden ve dilimizin içinde biten, yabanıl kelimelerden kurtulalım, etrafı da kurtaralım!!! sen, ben, o, biz, siz, onlar!!! düşünmeden, hızla ilk aklıma gelenler şöyle;
ayrıyeten, kendine iyi bak, çok mersi, başın sağ olsun, bye bye, fax(metnin tamamı türkçe de olsa, neden ks yerine x ile yazılır?), NTV(neteve, neden entivi diye okunur?), Dijitürk(adı üstünde, türk firması olmasına rağmen, sinema kanallarının adı, neden moviemax(family) dir?benzer örneklerle çoğaltılabilecek, kelimelerden cümlelerden kurtaralım kendimizi. cümle dağarcığımızı genişletelim. tanışma, hal hatır sorma, sohbet etme, vedalaşma, acımızı paylaşma gibi, kelime ve cümlelerimizin hepsine bi göz atalım, bazılarını da çöpe atalım! yerine yeni kelimeler koyalım. günlük konuşma dilinin, türkler arasında 200 kelime üzerinden döndüğünün söylendiği,dilimizi geliştirelim. kullanmadığımız kelimelere yer açalım. durduralım dünyayı ve inelim! özenle seçilmiş, yeni kelimelerin dünyasına giden başka bir taşıta binelim. özenelim!!! evet, kelime seçerken özenelim!..
çok heyecanlı ve hızlı konuşan ben, bazen, azımdan dökülen kelimeleri, önüme dökülünce görüyorum ve de duyuyorum. özenle seçebilmek için, biraz da, sakin sakin mi konuşmak lazım, acaba?.. neyse... bugün itibarıyla deneyeceğim en azından. kendimle konuştum. defalarca deneyip başarılı/başarısız olduğum şeyler var. korkmayacağım, deneyeceğim. yeni kelimeler öğrenmeye çalışacağım. kelimelerin etimolojisi hep ilgimi çekmiştir, ama neden bu gayretsizlik!!!
bu arada, haberi olmayanlar için tdk’’nın olağanüstü bir çalışmasından size bahsetmek istiyorum. www.tdk.org.tr adresinden TDK SÖZBUL’’a (türk dil kurumu sözcük-bulmaca bilgilendirme uygulaması) üye olun, türkçe söz dağarcığınızı geliştirin. ben üye oldum!!! üye olanların, e-posta adresine her gün:
-türkçe sözlük’’ten günün sözü,
-yabancı sözlere tdk’’nın önerdiği türkçe karşılık
-bir yazım kuralı,
-günün atasözü/deyimi,
-günün bulmacası gönderiliyor. ayrıca, sözbul’’a üyelik ücretsiz!!! düşünebiliyor musunuz, tdk tarafından her gün, size, izin uygun olduğunuz saatlerde görüşebileceğini, adeta bir türkçe öğreteni gönderiliyor!!! muhteşem!..
annem ve babamın, yıllar önce biriyle vedalaşırken, ’“kendine iyi bak’” demediklerini çok iyi hatırlıyorum. çünkü onlar yabancı dillerin etkisini ve anlayamadığım bir tavır içinde; yarı türkçe yarı yabancı kelimelerle (dönüştürülemeyen mesleki terimler hariç) cümleler kurmuyorlardı. ’“take care of yourself’” kendine iyi bak, kendine dikkat et olarak tercüme edebileceğimiz bu cümle, ingilizceden türkçeye transfer olan, artık bizim için de bir vedalaşma klişesine dönüşmüştür. transferinde bedel ödenmeyen ama gelecek nesillerin türkçe kullanımına bedel ödetecek bir durum aslında!!!
aklıma hemen, erkan yolaç’’ın sunduğu, yıllarca trt’’nin en popüler eğlence yarışması, evet hayır yarışması geldi. bu oyunda bilindiği üzere, sorulan sorulara evet ve hayır kelimelerini kullanmadan cevap vermekti, ana fikir. hatta, başınızı emme basma tulumba gibi sallamak yok, gibisinden bi uyarısı da vardı, hatırladığım. yani, iki kelimeyi kullanmayı yasaklıyordu, bu yarışma. bu iki kelimenin, dilimize bu kadar pelesenk olduğunu ben bu yarışmayı izleyene kadar farketmemiştim. hatta, o küçücük bacaksız halimle, kimseye çaktırmadan, kimi zaman ben de yarışıyordum, kendi kendime. çaktırmama nedenim, yenilgime kimsenin tanıklık etmemesi isteğimdendi!..
aslında, tam da anlatmak istediğim, bunun gibi bir şey. biz de, (şimdilik, sadece arkadaşım türkan ile) buna benzeyen bir oyun oynamaya başladık. klişe kelimelerimizi kenara koyarak, yeni kelimelerle konuşmaya gayret sarf edeceğiz! inanın, aynen, evet hayır oyunundaki kadar yapışmış, bazı kelimeler dilimize!.. zihnimize!.. zorlansak da, türkan’’la yapmaya çalışıyoruz. ben de bir yandan, temizlik
yapılması gereken kelimelerin listesini yapıyorum. neyi temizleyeceğimi bilmek ve yerine koyacağım kelimeleri bulmak için!!! (bu konuda, yazıyı okuyanlardan birşey rica ediyorum.
siz de, fark ettiğiniz klişe kelimeleri bana gönderir misiniz?türkçe, yarısı türkçe yarısı başka dilde
olan, neredeyse klişeleşmiş kelimeler... cümleler... hatta, yerine kullanılabilecek kelime öneriniz de,
yanında olursa harika olur, doğrusu)
merak ediyorum, aynı kelimeler üzerinden, tekrar tekrar aynı cümleleri kurmaktan niye bugüne kadar dillerimizde tüy bitmedi!!! hoş biz enteresan bir toplumuz, ekonomimizi, sağlımızı, eğitimimizi yönet(emey)en, aynı şeyleri defalarca farklı bedenlerden duyduğumuz politikacılarımızı bile yaşatıyor ve koruyoruz. (ölmeden gitmelerine izin vermiyoruz!) ama nedense dilimizi korumak gibi bir gereksinimimiz (hatta görevimiz) olduğunu hiç düşünemiyoruz! politikacıları korumamızda bir çıkar mı gözetiyoruz, yoksa?tavuk gelecek olan yerden, kötü politikacı esirgenmez! dili korumanın bir çıkarı olmadığı için mi, sahiplenmiyoruz!.. nasıl, vefa; artık pek çok insan için bir semt adıysa, dil de; söğüşü çağrıştırmasından öte bir şey değil midir!!! boza içilir, dil yenir!!!
sonsözü, M.K Atatürk’’e ve çinli filozof Konfüçyus’’a bırakmak istiyorum!..
aslında, tam da anlatmak istediğim, bunun gibi bir şey. biz de, (şimdilik, sadece arkadaşım türkan ile) buna benzeyen bir oyun oynamaya başladık. klişe kelimelerimizi kenara koyarak, yeni kelimelerle konuşmaya gayret sarf edeceğiz! inanın, aynen, evet hayır oyunundaki kadar yapışmış, bazı kelimeler dilimize!.. zihnimize!.. zorlansak da, türkan’’la yapmaya çalışıyoruz. ben de bir yandan, temizlik
yapılması gereken kelimelerin listesini yapıyorum. neyi temizleyeceğimi bilmek ve yerine koyacağım kelimeleri bulmak için!!! (bu konuda, yazıyı okuyanlardan birşey rica ediyorum.
siz de, fark ettiğiniz klişe kelimeleri bana gönderir misiniz?türkçe, yarısı türkçe yarısı başka dilde
olan, neredeyse klişeleşmiş kelimeler... cümleler... hatta, yerine kullanılabilecek kelime öneriniz de,
yanında olursa harika olur, doğrusu)
merak ediyorum, aynı kelimeler üzerinden, tekrar tekrar aynı cümleleri kurmaktan niye bugüne kadar dillerimizde tüy bitmedi!!! hoş biz enteresan bir toplumuz, ekonomimizi, sağlımızı, eğitimimizi yönet(emey)en, aynı şeyleri defalarca farklı bedenlerden duyduğumuz politikacılarımızı bile yaşatıyor ve koruyoruz. (ölmeden gitmelerine izin vermiyoruz!) ama nedense dilimizi korumak gibi bir gereksinimimiz (hatta görevimiz) olduğunu hiç düşünemiyoruz! politikacıları korumamızda bir çıkar mı gözetiyoruz, yoksa?tavuk gelecek olan yerden, kötü politikacı esirgenmez! dili korumanın bir çıkarı olmadığı için mi, sahiplenmiyoruz!.. nasıl, vefa; artık pek çok insan için bir semt adıysa, dil de; söğüşü çağrıştırmasından öte bir şey değil midir!!! boza içilir, dil yenir!!!
sonsözü, M.K Atatürk’’e ve çinli filozof Konfüçyus’’a bırakmak istiyorum!..
M.K. ATATÜRK (2 Eylül 1930)
ulusal duygu ile dil arasında bağ çok kuvvetlidir. dilin ulusal ve zengin olması, ulusal duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil bilinçle işlensin. ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen türk ulusu, dilini de yabancı diller boyundurluğundan kurtarmalıdır.
...
ulusal duygu ile dil arasında bağ çok kuvvetlidir. dilin ulusal ve zengin olması, ulusal duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil bilinçle işlensin. ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen türk ulusu, dilini de yabancı diller boyundurluğundan kurtarmalıdır.
...
KONFÜÇYÜS'e sordular:
"bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?"
büyük filozof, şöyle cevap verdi:
hiç kuşkusuz, dili gözden geçirmekle işe başlardım. şöyle ki: dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur. töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. işte bunun içindir ki dil, çok önemlidir!"
* konuşması, başka bir dil konuşmasına benzemek
** çocukluğun soğuk geceleri, tezer özlü