2020'ye huzur ve umutla başlamamızın yolu insanların mal ve can güvenliğinin sağlandığı huzur ortamıdır. Özellikle yeni yılda, kadınlara yönelik şiddet, cinsel taciz ve katliamların son bulması, mutlu ve sağlıklı bir yıl geçirmemizin de ön koşuludur. Yeni yılda kadınlara özgürlük ve korkusuzca yaşam hakkının sağlanması en içten dileğimizdir.
Bu bağlamda; devletin en öncelikli görevi; vatandaşın can güvenliğini, yaşam hakkını güvenceye almaktır.
Korkusuzca yaşama hakkı; kişinin en temel insan hakkı, çağdaş devletin de varlık nedenidir.
İçişleri Bakanlığı'nın verileri 'devletin kadını koruyamadığını, korkusuzca yaşama hakkını güvenceye alamadığını' gösteriyor.
İçişleri Bakanlığı'nın verilerine göre; son 5 yılda 'devlet koruması' altında olan 94 kadın katledilirken aynı dönemde 1 milyon 15 bin 337 kadına yönelik şiddet olayında da 1890 kadın öldürüldü.
Erkekler tarafından şiddet uygulanan, öldürülerek, katledilerek hayattan koparılan her kadın, toplumda açılan ve tedavisi olanaksız bir yara, devletin prestijinden koparılan bir parçadır.
Unutmayalım ki; bir kadının şiddete maruz kalması, katledilmesi; sadece o kadınla sınırlı kalmaz, toplum vicdanında açtığı yaranın etkisiyle milyonlara yönelik şiddet ve katliam etkisine dönüşür.
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in 'kadına yönelik şiddet' konusundaki 'soru önergesi'ne İçişleri Bakanlığı'nca verilen cevapta, 2015'de 18, 2016'da 21, 2017'de 16, 2018'de 22, 2019 yılının ilk 10 ayında da 17 kadının 'koruma altında' olmasına karşın katledildiği, böylece; 5 yıl içinde 'koruma altındaki' 94 kadının hayattan koparıldığı belirtildi.
KADIN CİNAYETLERİNİN GÖRÜŞÜLECEĞİ ÇALIŞTAY
Kadına yönelik şiddet ve öldürme olaylarının artış eğilimini sürdürdüğü bu tablo; devletin ve toplumun üzerindeki taşınması zor bir yüktür.
Bu bağlamda; son 5 yılda 1890 kadının eski eşi; ayrılmak istediği eşi, nişanlısı, erkek arkadaşı ya da aile içindeki bir yakını tarafından öldürülmesi; birçok nedene bağlı soruyu da beraberinde getiriyor.
Kadın katliamlarında eğitimin yeterli olup olmadığı, işsizliğin ve yoksulluğun ne ölçüde etkili olduğu, yasaların caydırıcı olup olmadığı, adli mekanizmanın sağlıklı işleyip işlemediği, namus ve töre kavramlarının etkisi vb. soruları sorup cevap aramamız gerekiyor.
Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri konusunda geniş kapsamlı 'çalıştay'lar düzenlenmeli; siyasi parti temsilcilerinin, yargı temsilcilerinin, basın mensuplarının, güvenlik görevlilerinin, yerel yöneticilerin, toplum bilimcilerinin, psikologların, psikiyatristlerin, sosyal hizmet uzmanlarının, kadın derneklerinin katılacakları geniş kapsamlı 'çalıştay'larda konu enine-boyuna tartışılmalı, stratejik plan hazırlanmalı ve devlet çapında uygulamaya konulmalıdır.
Bu arada; kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri, cinsiyet eşitsizliği, kadın istihdamının azlığı; Türkiye'nin çağdaş devlet niteliğini gölgeliyor.
Sonuç olarak: Kadın; toplumun, ailenin temel unsuru, kalkınmanın ve gelişmenin de sürükleyici gücüdür. Kadının yaşam hakkını güvenceye almak, kadını her türlü olumsuzluktan esirgeyecek önlemleri uygulamak, devletin varlık nedenidir.
Not: Yeni yılın ulusumuza ve insanlığa sağlık ve mutluluk getirmesi dileğimle... Ege'de SonSöz Ailesi'nin yeni yılını başarı ve sağlık arzusuyla kutluyorum.