Anneler gününü yazacaktım. Hafta sonu. İnsanlara siyasetten, işsizlikten, yoksulluktan, yolsuzluktan gına gelmişken, hafta sonu şöyle rahat, şöyle içten ve her birimiz için değerli anneleri yazacaktım.’¶
Aslında ne yazacaktım onu da bilmiyorum. Hangi anne rahat ki. Asker analarını mı yazmalı, şehit analarını mı, işsizlikten bunalan çocuklarının gözlerinin önünde eridiğini gün be gün gözlemleyen anneleri mi?
Bu duygular beynimde depreşirken, Deniz Baykal ile ilgili kaset çıktı ortaya.
Bu alçak saldırının faillerinin ortaya çıkmayacağını biliyorum. Çıkarılmayacaklar. Her türlü örgütün üstüne gittiğini söyleyen iktidar bu örgütün üstüne gidemeyecektir. Gitmeyecektir demiyorum gidemeyecektir. Çünkü O örgüt aslında yönetiyor, yönlendiriyor ülkeyi. O örgütün terörist dedikleri yargılanıyor özel mahkemelerde. Generaller gazeteciler darbe hazırlığından değil muhalifliklerinden hapislerdeler. Korku imparatorluğu kuruldu.
Deniz Baykal’’da yok edilmesi gereken hedeflerden biriydi. Belki en önemlisi. Ana Muhalefet partisinin lideri. İktidar alternatifi. Anayasa değişiklik paketini Anayasa Mahkemesi’’ne götürecek, olmadı hayır mücadelesi verecek kişi.
Bundan daha büyük hedef olabilir mi?Vuruş tam onikiden. Vuruşu yapanlar mertlik çizgisini çoktan aşağıya çekmişler. Her yol mübah.
Şimdi Deniz Baykal’’dan sokağa çıkması beklenir mi?Çıksa da mikrofonu inleten halkı coşturan o performansı gösterebilir mi?Gösteremez elbette.
Namus bacak arasına indiğinden beri gerçek namussuzlar namuslu olmaya başladılar.
Kasetin içeriği doğru mu yanlış mı bilemem. Doğruysa da yanlışsa da Deniz Baykal’’a düşen devam etmektir.
Aslında çoktan beri bırakması gerektiğini düşünen savunan ben bu kez tersini söylüyorum. Bunu yapan namussuzlara galibiyet şansı vermeyin.
Toplum kabul ederse gerçek zafer sağlanmış olacaktır. Kabul etmezse en azından senin şahsında namus mücadelesi verilmiş olacaktır.
Bu kez değil Deniz bey.
Devam Deniz Bey devam.