Dereden tepeden

Abone Ol
İnternet üzerinden gazetecilik yapmak çok yeni, ama önü açık ve geleceğin yazılı medyasından kağıdı kaldıracağı muhakkak. ’¶
İnsan sabah kahvaltısını yaparken bütün gazetelerin başlıklarına bakacak, hangi konuyu detaylı görmek istiyorsa, bir iki ’‘tık’’ ile ona ulaşabilecektir. Ülkemize gelişi on beş yılı geçmemesine rağmen, internet kullanımı ’‘kullanım ücretlerinin çok yüksek olmasına rağmen’’ yaygınlaşmış ve bu hizmetten yararlanabilen insanların sayısını bir hayli yükseltmiştir.
İnternet gazeteciliği, fikir işçiliğinde bir şey değiştirmez iken, kağıdı, rotatifi ve dağıtımı ortadan kaldırmaktadır. Bu kaldırılan gider kalemleri toplam maliyetin önemli bir bileşenini oluşturmaktadır.
Ben de size internet üzerinden ulaşıp yarını bu günden yaşamayı arzulayan biri olmak isteyenlerdenim. Bu istek dolayısı ile size sık sık ’“Dereden Tepeden’” başlığı altında ülkemizde aksak yapılanmaları, uygulamaları iletmeye çalışacağım. Uluslararası uygulamalar nelerdir?Biz ne yapıyoruz?Ne yapmak gerekir?’” gibi sorular sorulmadan bunlara cevap vermeye çalışacağım.
Bugün size odalardan bahsetmek istiyorum. Meslek odasına kayıt olmak zorunlu hale getirilmiş, bu uygulama da genelde bazı odaların verimsiz çalışmasına, üyelerine hizmet götürmeden, büyük aidatlar toplanmasına yol açmaktadır.
Ülkemizde işveren sendikalarına üye olmak kararınıza kalan bir şeydir; keza işçinin sendikaya üye olması kendi iradesine kalmıştır. Ama çiftçilik yapıyorsanız Ziraat Odalarına kayıt olmanız mecburi.
Ziraat Odasının çiftçiye hiçbir olumlu katkıda bulunmadığını düşünenlerden biriyim. Zamanında çoğulcu demokrasi adına Odalar Kanunu çıkarılmış, ama öyle bir aidat ödemesi ile karşı karşıyasınız ki, ödeyemediğimiz takdirde büyük bir faiz yükü altına da giriyorsunuz.
Türkiye’’de en büyük oda İstanbul Ticaret Odası diye bilinir. Teorik olarak Ziraat Odalarının, onun on katından da büyük olması gerekir. Çünkü tarım yapıyorsanız, bir meslek icra ediyorsunuz (aslında tarım bir meslek değildir) o halde odaya kayıt olmalısınız mantığı var. Oda üyelerine yönelik bir hizmet üretiyorsa, zaten herkes koşa koşa üye olacak, üyeliğin gereği olan aidatı da ödeyecektir.
Vaktiyle Ziraat Odası, Tarım Bakanlığı’’nı ikna ederek, çiftçiye doğrudan destek prosedüründe kendisini bir tasdik mercii olarak tayin ettirdi. Prosedür de şöyle işliyordu: Doğrudan destek almak isteyen kişinin önce geçerli tapusu olacak, bu tapularla bağlı olduğu muhtarlığa müracaat ederek, (evet, bu kişi ibraz ettiği tapulu arazilerde tarım yapıyor diye muhtarın kendisinin ve İhtiyar Heyeti’’nden de bir azanın imzaladıkladıkları bir beyanname alması gerekiyordu’…) bu beyannamesinin Ziraat Odası’’na götürülüp tasdik ettirilmesi şart koşuluyordu. Bu tasdik işleminde oda da ’“önce ben seni üyem yapayım, bana bir yıllık aidatını öde, tasdik edeyim’” diyerek çiftçiyi üye kaydediyordu..
Yani devlet kendi tapusuna güvenmiyor, kendi memuru (seçilmiş) muhtar ve azasının beyanına güvenmiyor, bir sivil toplum kuruluşu olan odanın tasdikini arıyordu. Neyse ki bazı kişilerin girişimleriyle bu gülünç prosedür kaldırıldı.
Bu prosedür kaldırıldı ama, doğrudan destek talebinde bulunan herkes üye yapıldı. Şimdi geriye dönerek beş altı yıllık aidatlar talep edilmektedir.
Her şeyden önce oda eğer bir sivil toplum örgütü ise, üyelik ihtiyarı yani isteğe bağlıdır. Eğer kamu kurumu ise, o kurumun bütçesi denetime tabi olur, alınan fahiş üyelik aidatları çok çok aşağıya çekilir, odanın ’“Kanarya Sevenler Derneği’” şeklindeki çalışmaları, üyelere yönelik hale getirilir. Harcanmayan gelirler, kamunun maliyesine aktarılır.
Avrupa Birliği’’nde böyle zoraki üyelikler yok. Biz de bir gün, bu anlayışa geliriz elbet’…
Gelecek yazımızda bir başka aksaklığı yazmak üzere, sağlıcakla kalın’…