Denemeler: Demir duvardan demir kubbeye Siyonizm’i doğuran dinamikler (7)

Abone Ol

Siyonizm düşüncesinin ilk nüveleri Tevrat ile başlar

Siyonizm düşüncesinin kökenini tek bir başlangıç noktasına indirgemek mümkün değildir. Bu düşünce ne yalnızca modern bir ideolojiyle başlar ne de tamamen antik bir metnin içinden doğrudan çıkar. Daha doğru bir yaklaşım, Siyonizm’in uzun bir tarihsel birikimin sonucu olduğunu kabul etmektir. Bu birikim hem kutsal metinlerdeki vaatlerle hem de tarihsel deneyimlerle, özellikle sürgünlerle şekillenmiştir.

Ancak Tevrat, bu sürecin en erken ve en temel katmanını oluşturur. Tevrat’ta Tanrı’nın İsrailoğullarına vaat ettiği “toprak fikri” merkezi bir yer tutar. İbrahim’e, İshak’a ve Yakup’a verilen sözler, belirli bir coğrafyanın ilahi bir vaat olarak görülmesine yol açar. Bu nedenle “vaat edilmiş topraklar” fikri, Yahudi düşüncesinde çok erken dönemden itibaren vardır. Ancak bu dönemde söz konusu olan şey modern anlamda bir siyasi proje değil, daha çok dinsel ve teolojik bir aidiyettir. Toprak, Tanrı ile yapılan ahdin bir parçasıdır ve bu ilişki dini bir bağlamda anlam kazanır.

Tevrat öncesi Yahudi dininin kökeni

Yahudi dininin kökeni, Eski Yakın Doğu’da yaşayan Sami topluluklara kadar uzanır ve geleneksel anlatıya göre başlangıç noktası yaklaşık MÖ 2000–1800 yılları arasında yaşamış kabul edilen İbrahim ile ilişkilendirilir. Bu dönemde İbrahim’in tek bir Tanrı’ya inanması ve onunla bir ahit yapması, Yahudi inancının en erken temelini oluşturur. Bu aşamada henüz kurumsallaşmış bir din yoktur; daha çok aile ve kabile temelli, göçebe yaşamla iç içe geçmiş bir inanç sistemi söz konusudur. Ancak bu inanç, çevredeki çok tanrılı dinlerden ayrışarak zamanla özgün bir yön kazanır.

İkinci önemli aşama, yaklaşık MÖ 1300–1200 yılları arasına tarihlenen Musa dönemidir. Geleneksel anlatıya göre Musa’nın önderliğinde Mısır’dan çıkış (Exodus) gerçekleşir ve Sina Dağı’nda Tanrı’dan yasalar alınır. Bu yasalar, Yahudi inancını sadece bir inanç sistemi olmaktan çıkarıp aynı zamanda bir hukuk düzenine dönüştürür. Bu kurallar daha sonra Tevrat içinde toplanır. Böylece Yahudilik, günlük hayatı düzenleyen, ibadet biçimlerini belirleyen ve toplumsal yapıyı şekillendiren bir din haline gelir.

İsrailoğullarının Kenan topraklarına yerleşmesi yaklaşık MÖ 1200’lü yıllara tarihlenir. Bu dönemde kabileler halinde yaşayan toplum, zamanla siyasi bir birlik oluşturmaya başlar. MÖ yaklaşık 1000 yılında Kral Davud Kudüs’ü başkent yaparak merkezi bir krallık kurar. Onun ardından MÖ yaklaşık 970–930 yılları arasında hüküm süren Kral Süleyman döneminde Kudüs’te ilk büyük tapınak inşa edilir. Bu tapınak, Yahudi dini hayatının merkezi haline gelir ve ibadet burada yoğunlaşır.

Krallığın bölünmesi ve zayıflaması sonrasında, MÖ 586 yılında Babil Kralı II. Nebukadnezar Kudüs’ü ele geçirir, tapınağı yıkar ve halkın önemli bir kısmını Babil’e sürgüne gönderir. Bu olay Babil Sürgünü olarak bilinir ve Yahudi tarihinin en büyük kırılma noktalarından biridir. Sürgün dönemi (MÖ 586–539), Yahudi kimliğinin yeniden şekillendiği bir süreçtir. Bu dönemde kutsal metinler derlenir, dini yasalar sistemleştirilir ve ibadet anlayışı dönüşür. Toprak ve tapınak merkezli din anlayışı, yerini metin ve inanç merkezli bir yapıya bırakmaya başlar.

MÖ 539 yılında Pers Kralı II. Kyros’un Babil’i fethetmesiyle Yahudilere geri dönüş izni verilir. MÖ 516 civarında Kudüs’te ikinci tapınak tamamlanır ve dini hayat yeniden canlanır. Ancak bu dönemden sonra Yahudilik artık yalnızca bir devlet dini değil, diaspora koşullarında da sürdürülebilen bir inanç sistemi haline gelmiştir. Özellikle, MÖ 5. yüzyılda din adamı Ezra’nın öncülüğünde, Tevrat daha kesin bir biçimde düzenlenir ve Yahudi dini hayatının merkezine yerleşir.

MS 70 yılında Roma İmparatorluğu’nun Kudüs’ü yıkması ve ikinci tapınağı ortadan kaldırması, bir başka büyük kırılma yaratır. MS 135 yılında Bar Kohba İsyanı’nın bastırılmasıyla Yahudilerin büyük kısmı yeniden sürgün edilir. Bu tarihten sonra Yahudilik, tamamen diaspora koşullarında gelişir. Tapınak merkezli ibadet sona erer ve onun yerini sinagoglar, din bilginleri ve kutsal metin yorumları alır.

Siyonizm’e giden yolda Siyon

Siyon kelimesinin kökeni, İbranice “Tsiyon” sözcüğüne dayanır. Türkçeye genellikle “Siyon”, Batı dillerine ise “Zion” olarak geçmiştir. Kelimenin tam etimolojisi konusunda kesin bir görüş birliği yoktur, çünkü çok eski bir Sami kökünden geldiği düşünülür. Bazı dilbilimciler, kelimenin “işaret”, “anıtsal yükselti”, “hisar”, “kale” ya da “yüksek yer” anlamına gelen bir Sami kökünden türediğini ileri sürer. Özellikle eski Kenan ve İbranî coğrafyasında tepeler üzerine kurulmuş kutsal ya da savunmalı yerleşimlerle bağlantılı olduğu düşünülür.

Başlangıçta “Siyon”, bugünkü Kudüs’ün belirli bir bölümünü ifade eden coğrafi bir addı. Yani ilk anlamı tamamen somut ve fizikiydi: bir tepe, bir kale ya da bir yerleşim alanı. Zamanla bu isim genişledi ve yalnızca bir tepeyi değil, Kudüs’ün tamamını, ardından da İsrailoğullarının kutsal yurdunu simgeleyen dinsel ve sembolik bir kavrama dönüştü. Daha sonraki yüzyıllarda ise “Siyon”, yalnızca bir şehir değil, sürgündeki Yahudilerin geri dönüş özlemini, kutsal toprağı ve kolektif hafızayı temsil eden güçlü bir sembol haline geldi.

Tevrat’ta ve genel olarak Tanah’ta “Siyon” kelimesinin ilk ortaya çıkışı, tarihsel olarak Davud dönemine bağlanır. En erken kullanımın, bugünkü İbranice Kutsal Kitap’ın “II. Samuel” bölümünde geçtiği kabul edilir. Metne göre, MÖ 1000 civarında Kral Davud, Yevusîlerin elindeki Kudüs (Yevus) kalesini ele geçirir. Bu kale “Siyon Hisarı” olarak anılır. Daha sonra Davud burayı kendi siyasi merkezi yapar ve metinlerde “Davud’un Şehri” olarak geçmeye başlar.

İbranice metinde ifade şu şekildedir: “Davud, Siyon hisarını aldı.” Bu kullanımda “Siyon” henüz dini ya da mistik bir kavram değildir; doğrudan belirli bir askeri ve coğrafi noktayı anlatır. Ancak Kudüs’te tapınak kültünün gelişmesiyle birlikte kelime giderek kutsallaşır. Özellikle Mezmurlar (İlahiler) ve peygamberlik metinlerinde “Siyon”, Tanrı’nın seçtiği şehir, kutsal merkez ve ilahi huzurun bulunduğu yer anlamını kazanır.

Babillilerin Kudüs’ü yıkıp Yahudileri sürgüne göndermesinden sonra, yani MÖ 6. yüzyıldan itibaren “Siyon” kelimesi yeni bir psikolojik ve dinsel boyut kazanır. Artık yalnızca bir şehir adı değil, kaybedilmiş vatanın ve geri dönüş umudunun sembolüdür. Mezmurlarda (İlahiler) geçen “Siyon’u özlemek” teması bu dönemde çok güçlü hale gelir. Bu nedenle modern çağdaki Siyonizm hareketi de adını doğrudan bu tarihsel ve dinsel hafızadan almıştır.

Tevrat’ın, Yaudiliğin kutsal kitabı Tanah’taki yeri

Tanah, Yahudiliğin kutsal metinlerinin tamamına verilen addır. Kelime aslında üç ayrı bölümün baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır: T: Torah (Tevrat), N: Nevi’im (Peygamberler), K: Ketuvim (Yazılar). İbranice’de bu üç bölümün baş harfleri birleştirilince “TaNaKh” ya da Türkçede yaygın söylenişiyle “Tanah” ortaya çıkar.

Birinci bölüm olan Torah yani Tevrat, Yahudi dininin temel yasalarını ve en eski anlatıları içerir. Geleneksel olarak Musa’ya indirildiğine inanılır. İçinde yaratılış, Âdem ile Havva, Nuh Tufanı, İbrahim, Musa ve Mısır’dan çıkış gibi anlatılar vardır. Tevrat beş kitaptan oluşur:
Genesis (Bereşit / Yaratılış), Exodus (Şemot/Çıkış), Leviticus (Vayikra/Levililer), Numbers (Bemidbar/Sayılar), Deuteronomy (Devarim/Tesniye/Sözler).

Book of Genesis yani “Genesis”, Tevrat’ın ya da Torah’ın ilk kitabıdır. İbranice adı “Bereşit’tir.” Bereşit kelimesi İbranice “başlangıçta” anlamına gelir. Kelime iki bölümden oluşur: “Be” içinde, -de anlamı taşırken; “reşit” başlangıç demektir. Kitap “Bereşit bara Elohim…” yani “Başlangıçta Tanrı yarattı…” cümlesiyle başladığı için bu isim verilmiştir. Batı dillerindeki “Genesis” kelimesi ise Yunanca kökenlidir ve doğuş, oluş, yaratılış, başlangıç anlamlarına gelir. Türkçede bu nedenle genellikle “Yaratılış” adıyla bilinir. Kitapta dünyanın yaratılışı, Âdem ile Havva, Nuh tufanı, Babil Kulesi, İbrahim, İshak, Yakup ve Yusuf gibi anlatılar yer alır. Yahudi tarihsel ve dini anlatısının başlangıç kitabı kabul edilir. Aynı zamanda Yahudi halkının köken hikâyesinin ilk büyük çerçevesini oluşturur.

Book of Exodus yani “Exodus”, Tevrat’ın ikinci kitabıdır. İbranice adı “Şemot’tur.” Şemot kelimesi “isimler” anlamına gelir. Çünkü kitap “Ve eleh şemot…” yani “İşte isimler…” ifadesiyle başlar. Buradaki isimler, Mısır’a gelen İsrailoğullarının isimleridir. Batı dillerindeki “Exodus” ise Yunanca kökenlidir ve “çıkış”, “ayrılış” ya da “toplu göç” anlamına gelir. Türkçede bu yüzden “Çıkış” ya da “Mısır’dan Çıkış” olarak çevrilir. Kitapta Musa’nın doğumu, Firavun dönemi, İsrailoğullarının köleleştirilmesi, On Bela, Kızıldeniz’den geçiş ve Sina Dağı’nda On Emir’in verilmesi anlatılır. Eğer Bereşit yaratılış ve atalar kitabıysa, Şemot da kölelikten kurtuluş ve bir halkın ulusal topluluğa dönüşüm kitabıdır.

Book of Leviticus yani “Leviticus”, Tevrat’ın üçüncü kitabıdır. İbranice adı “Vayikra’dır.”“Vayikra” kelimesi “Ve çağırdı” anlamına gelir. Kitap Tanrı’nın Musa’ya seslenmesiyle başladığı için bu isim verilmiştir. Batı dillerindeki “Leviticus” adı ise Latince ve Yunanca kökenlidir. Bu isim, Levi kabilesiyle ve özellikle tapınak hizmetleriyle bağlantılı olduğu için kullanılmıştır. Türkçede genellikle “Levililer Kitabı” diye çevrilir. Bu kitap, Tevrat’ın en ritüel ve hukuki bölümlerinden biridir. İçinde kurban sistemleri, arınma kuralları, ibadet düzeni, rahiplik sistemi, dini temizlik anlayışı ve toplumsal kutsallık kuralları anlatılır. Yahudi dini pratiğinin günlük yaşamla nasıl birleşeceğini belirleyen temel kaynaklardan biri kabul edilir.

Book of Numbers yani “Numbers”, Tevrat’ın dördüncü kitabıdır. İbranice adı “Bemidbar’dır.” “Bemidbar” kelimesi “Çölde” anlamına gelir. Çünkü kitap büyük ölçüde İsrailoğullarının Sina Çölü’ndeki yolculuğunu anlatır. Batı dillerindeki “Numbers” adı ise kitapta çok sayıda nüfus sayımı bulunduğu için verilmiştir. Türkçede “Sayılar Kitabı” olarak çevrilir. Bu kitapta çölde geçen uzun yolculuk, kabilelerin örgütlenmesi, toplumsal düzen, isyanlar, cezalandırmalar ve yeni kuşağın oluşumu anlatılır. Aynı zamanda İsrailoğullarının dağınık bir topluluktan disiplinli bir ulusal yapıya dönüşüm sürecini de yansıtır.

Book of Deuteronomy yani “Deuteronomy”, Tevrat’ın beşinci ve son kitabıdır. İbranice adı “Devarim’dir.” “Devarim” kelimesi “Sözler” anlamına gelir. Çünkü kitap “İşte Musa’nın söylediği sözler…” cümlesiyle başlar. “Deuteronomy” ise Yunanca kökenlidir. “Deuteros” ikinci, “nomos” ise yasa anlamına gelir. Bu nedenle “İkinci Yasa” ya da “Yasanın Tekrarı” şeklinde çevrilir. Türkçedeki “Tesniye” kelimesi de Arapça kökenlidir ve yeniden anlatma, ikinci kez aktarma anlamına gelir. Bu kitapta Musa, ölümünden önce İsrailoğullarına uzun konuşmalar yapar. Önceki olayları yeniden hatırlatır, yasaları tekrar yorumlar ve halkı vaat edilen topraklara giriş öncesinde hazırlamaya çalışır. Bu nedenle Tesniye yalnızca bir hukuk kitabı değil; aynı zamanda tarihsel hafıza, ahlaki öğüt ve ulusal bilinç kitabı olarak da değerlendirilir.

Tevrat’ın kitaplarının İbranice isimleri genellikle kitabın ilk önemli kelimesinden alınır. Batı dillerindeki isimler ise büyük ölçüde Yunanca Septuaginta çevirileri üzerinden yayılmıştır. Bu yüzden aynı kitapların İbranice ve Yunanca-Latince adları birbirinden farklı olabilir.

Tanah’ın ikinci bölümü olan Nevi’im yani Peygamberler kısmı, İsrailoğullarının tarihini ve peygamberlerin öğretilerini anlatır. Yeşaya, Yeremya, Hezekiel gibi büyük peygamberler bu bölümde yer alır. Üçüncü bölüm olan Ketuvim yani Yazılar ise, daha farklı türde metinlerden oluşur. İçinde Mezmurlar, Süleyman’ın Özdeyişleri, Eyüp Kitabı gibi şiirsel, felsefi ve edebi eserler vardır.

Hristiyanların “Eski Ahit” dediği metinlerin büyük bölümü aslında Tanah’tan gelir. Ancak sıralama, bazı yorumlar ve bölüm düzeni Yahudi geleneği ile Hristiyan geleneğinde farklıdır. Yahudilikte merkezî kavram “Tanah’tır”. “Eski Ahit” ifadesi ise Hristiyan teolojisinin kullandığı bir isimdir. Tanah’ın oluşumu çok uzun bir tarihsel süreç içinde gerçekleşmiştir. Metinlerin en eski bölümleri MÖ yaklaşık 1200–1000 yılları arasına kadar giderken, nihai derlenme ve düzenlenme süreci büyük ölçüde MÖ 5. yüzyıl ile MS 2. yüzyıl arasında tamamlanmıştır. Bu yüzden Tanah yalnızca dini bir kitap değil, aynı zamanda eski İsrail toplumunun tarihsel hafızasını, hukukunu, şiirini ve kolektif kimliğini taşıyan bir uygarlık metni olarak görülür.

…devam edecek

Kaynakça / Okuma Önerileri

  • The Hebrew Bible
  • A History of the Jews — Paul Johnson
  • A History of Zionism — Walter Laqueur
  • The Bible Unearthed — Israel Finkelstein ve Neil Asher Silberman