Bu bölümünde, Yahudi düşünce tarihinin en kritik kırılma noktalarından biri olan akıl–vahiy gerilimine odaklanıyorum. Orta Çağ’ın büyük düşünürü Maimonides’ten başlayıp Avrupa Aydınlanmasının Yahudi dünyasındaki yankısı olan Mendelssohn’a uzanan bu çizgi, yalnızca dinî bir tartışmanın değil; modern Yahudi kimliğinin, sekülerleşmenin, entegrasyon arayışının ve dolaylı biçimde modern Siyonizm’e giden zihinsel altyapının da hikâyesidir.
Maimonides Aristoteles felsefesinden nasıl etkilendi?
Maimonides’in hedefi, “Akıllı bir insan hem Yahudi kalabilir hem de felsefeyi ciddiye alabilir mi?” sorusuna “Evet” demekti. Bu yüzden Dalaletü’l-Hâirin / Guide forthePerplexed (Delalet İçindekiler İçin Rehber) adlı eserinde, Aristotelesçi düşünceyle Yahudi geleneğini uzlaştırmaya çalışır.
Aristoteles’te insan aklı, özellikle mantık ve bilimsel düşünce, hakikate yaklaşmanın temel yoludur. Maimonides’te ise akıl, Tanrı’nın insana verdiği en büyük nimettir; aklı kullanmak, aslında Tanrı’ya yaklaşmanın bir yoludur. Bu yüzden Maimonides, kutsal metinleri anlamada felsefeyi ve mantığı vazgeçilmez görür. Guide forthePerplexed’in amacı da zaten “felsefe okumuş ama dinle çelişki yaşayan” kişiye yol göstermektir.
Aristoteles felsefesine göre, evrenin başında “hareketsiz hareket ettirici” vardır; bu, saf akıl, saf form, değişmeyen bir ilk nedendir. Maimonides de Tanrı’yı, Aristoteles’in bu “ilk neden” fikrine çok yakın bir şekilde düşünür. Ona göre, Tanrı değişmez, Tanrı maddi değildir, Tanrı’nın varlığı zorunludur, diğer her şey ondan dolayı vardır. Yani Maimonides, Tanrı anlayışını, büyük ölçüde Aristoteles’in metafiziği üzerinden rasyonel bir biçimde temellendirir.
Aristoteles ve bazı İslam filozoflarına (Farabi, İbn Sina) göre, evren hiyerarşik bir düzene sahiptir. Gök cisimleri, “akıllar” aracılığıyla hareket eder. Maimonides de benzer bir kozmolojik modeli benimser; göklerin hareketini, melekler ve akıl üzerinden açıklar. Böylece hem melek inancını korur hem de Aristotelesçi kozmolojiyi kullanır. Bu, dinî dili; felsefi bir evren tasarımıyla birleştirme çabasıdır.
Aristoteles’te Tanrı, insan benzeri bir varlık değildir; saf akıldır. Maimonides, buradan hareketle şunu savunur; Tanrı hakkında olumlu sıfatlar söylemek çok risklidir. “Tanrı güçlüdür, bilgedir, merhametlidir” dediğimizde, sanki Tanrı’yı insan gibi tasvir ederiz. Bu yüzden Tanrı’yı olumsuz sıfatlarla anlatmayı tercih eder; “Tanrı cahil değildir”, “Tanrı güçsüz değildir”, “Tanrı maddi değildir” gibi. Bu yaklaşım, Aristoteles’in soyut ve mükemmel Tanrı fikrinin, Yahudi teolojisine uyarlanmış hâli gibi görülebilir.
Tevrat’ta “Tanrı’nın eli”, “Tanrı’nın öfkesi”, “Tanrı’nın yüzü” gibi ifadeler geçer. Maimonides’e göre bunlar mecazdır, kelimesi kelimesine alınmamalıdır. Çünkü Tanrı’nın eli, yüzü olamaz; Tanrı cisim değildir. Bu tavır, Aristoteles’in Tanrı’yı maddeden tamamen uzak, soyut bir varlık olarak düşünmesiyle uyumludur. Maimonides, bu soyut Tanrı anlayışını, kutsal metinleri alegorik yorumlayarak korur.
Maimonides, Aristoteles’ten etkilenerek şu çizgiyi savunur; Hakikat tektir, ama ona giden yollar farklı olabilir. Vahiy (Tevrat) ve akıl (felsefe), doğru anlaşıldığında birbirine zıt değil, uyumludur. Çelişki varsa ya metni yanlış anlıyoruz ya da felsefeyi eksik biliyoruz. Bu yüzden felsefe bilenler için metinler derin, sembolik anlamlar taşır. Felsefe bilmeyenler için ise daha basit, yüzeysel anlamlar yeterli olabilir. Bu, Aristoteles’in “felsefi elit” fikriyle de paraleldir: Herkes aynı düzeyde soyut düşünemez; bu yüzden hakikat, farklı seviyelerde anlatılır.
Aristoteles’ten ayrıldığı kritik nokta: Âlemin ezeliliği
Burada önemli bir kırılma var. Aristoteles felsefesine göre, evren ezelîdir; yani başlangıcı yoktur, hep vardı. Yahudi inancına göre ise Tanrı evreni yoktan yaratmıştır; bir başlangıç vardır. Maimonides Aristoteles’in ezelî evren görüşünü çok ciddiye alıyor, argümanlarını detaylı inceliyor. Fakat sonunda, Aristoteles’in bu konuda kesin kanıt sunamadığını söylüyor. Bu yüzden, vahyin öğrettiği “yaratılış” fikrini tercih ediyor. Yani metod olarak Aristotelesçi ancak sonuç olarak vahye sadık kalıyor. Bu da onun, Aristoteles’ten “tam kopya çeken” değil, onu eleştirel biçimde kullanan bir düşünür olduğunu gösteriyor.
Maimonides’i eleştiren ve tepki veren Yahudiler
Maimonides’inMişne Tora ve özellikle Guide forthePerplexed (Dalâletü’l-Hâirin-Delalet İçindekiler İçin Rehber) adlı eserleri, Yahudi geleneğini Aristotelesçi felsefeyle uzlaştırma girişimiydi. Bu, Orta Çağ Yahudi toplumunda iki büyük grubu karşı karşıya getirdi: “Felsefeciler”; Maimonides’i savunan, akıl ve felsefeyi dinle uyumlu gören kesim. “Gelenekçiler”; felsefenin kutsal metinleri bozduğunu düşünen, birebir (lafzi) yorumdan yana olan kesim. Bu ayrım, tarihçilerin “Maimonides Tartışması” dediği uzun bir çatışmaya dönüştü.
Maimonides’i eleştirenlerin temel itirazları
Gelenekçiler, Aristotelesçi akılcılığın Tevrat’ın otoritesini zayıflattığını savundu. Özellikle Guide forthePerplexed, “imanı akılla açıklama” çabası nedeniyle sapma olarak görüldü. Maimonides’in “Tanrı’nın sıfatları yoktur, sadece ne olmadığını söyleyebiliriz” yaklaşımı, birçok rabbi tarafından tehlikeli bulundu. Abraham ben David (Raavad), Maimonides’i “Talmud geleneğini yok saymakla” suçladı. MişneTora’nın sade ve otoriter üslubu, “rabbilerin işini gereksiz kılıyor” diye eleştirildi. Bazı Yahudiler, onun mucizeleri doğal süreçlerle açıklamasını “imanı zayıflatmak” olarak gördü. Diriliş doktrini üzerine yazdığı açıklamalar bile tartışmayı yatıştırmadı.
Maimonides hayattayken bile MişneTora’ya karşı eleştiriler yükseldi. Bağdat’taki bazı otoriteler, onun rabbinik otoriteyi zayıflattığını savundu. Provence’taki gelenekçi rabbiler (özellikle Solomon b. Abraham of Montpellier) Maimonides’in eserlerini yasakladı, felsefe öğrenimini 25 yaş üstüne sınırlamaya çalıştı, onu takip edenleri aforoz etti. Bu dönemde Maimonides’i savunanlar (David Kimhi, Nahmanides gibi isimler) ile karşı taraf arasında sert mektuplaşmalar yaşandı.
En dramatik olaylardan biri, Guide forthePerplexed ve bazı diğer eserler Dominikli rahipler tarafından yakıldı. İlginç biçimde, bu yakılmayı tetikleyen şey Yahudilerin kendi içindeki şikâyetlerdi. Bu olay, gelenekçi tarafın geri adım atmasına yol açtı; çünkü Hristiyanların Yahudi kitaplarını yakması büyük bir utanç olarak görüldü. Sonunda tartışmalar artık Maimonides’in kendisinden çok, felsefe eğitiminin sınırları üzerine odaklandı. Bazı otoriteler tamamen yasaklamasa da gençlerin felsefeye erken yaşta yönelmesini engellemeye çalıştı.
Maimonides,Yahudi düşüncesinde iki şeyi aynı anda radikal biçimde değiştirdi; dinî metinlerin yorumlanma biçimi ile akıl–vahiy ilişkisi. Bu nedenle, rasyonalistler onu “Yahudi düşüncesinin Aristoteles’i” olarak gördü. Gelenekçiler ise “dini felsefeyle sulandırmakla” suçladı. Tartışma o kadar derindi ki, yüzyıllar boyunca Yahudi dünyasında felsefe eğitiminin sınırlarını belirleyen temel referans haline geldi. Aynı soruyu yüzyıllardır soruyorlar aslında: “Akıl mı, vahiy mi, ikisi birden mi?” Maimonides tartışması, Yahudi düşüncesinde bu sorunun çerçevesini kalıcı olarak çizdi.
Maimonides’tenMendelssohn’a 500 yıl boyunca “akılcı damar” nasıl kaybolmadan taşındı?
Aslında bu düşünce kesintisiz ve güçlü bir akım olarak değil, zayıflayarak, yer altına çekilerek ama hiç tamamen kopmadan taşındı. Çünkü bu düşünce tek bir merkezde değil, farklı kanallardan taşındı. Metinler yoluyla (en önemli faktör); Maimonides’in eserleri İbraniceye çevrildi, Avrupa’ya yayıldı, yüzyıllar boyunca okundu. Gizli etkilenme; birçok Yahudi düşünür açıkça “ben Maimonidesçiyim” demedi ama onun yöntemini kullandı. Yani akılcılık bazen açık bir ideoloji değil, bir “düşünme biçimi” olarak yaşadı. Felsefe tamamen yok olmadı, ama geri plana çekildi. 13.–16. yüzyıllar arasında Kabalacılık (mistik akımlar) güçlendi. Geleneksel din anlayışı öne çıktı. Buna rağmen felsefe tamamen ölmedi, sadece azınlık bir damara dönüştü. En önemli taşıyıcı Avrupa’daki Yahudi diasporası oldu. Yahudiler İspanya’dan sürüldü (1492). Osmanlı’ya, İtalya’ya, Hollanda’ya yayıldı. Bu da fikirlerin tek bir otorite tarafından bastırılmasını engelledi.
Mendelssohn’a gelindiğinde ne değişti?
MosesMendelssohn ortaya çıktığında, aslında sıfırdan bir şey başlatmadı. Zaten var olan ama zayıflamış bir damarı yeniden canlandırdı. Maimonides aklı dinin içine soktu. Mendelssohn ise aklı toplumun merkezine koydu.
Direnç hiç bitti mi?
Hayır, hatta Mendelssohn döneminde bile gelenekçi Yahudiler ona karşı çıktı. “Bu bizi asimile eder” dediler. Bu tartışma bugün bile Ortodoks Yahudilik ve Reform Yahudiliği karşıtlığında devam ediyor… Aslında bu düşüncenin hayatta kalmasının en önemli sebepleri arasında; yazıya dökülmüş ve yayılmış olması, dağınık bir coğrafyaya genişlemesi ile üzerinde tamamen kontrol edilebilecek bir otorite olmamasını sayabiliriz.
Mendelssohn neden bu damarı yeniden canlandırabildi?
MosesMendelssohn 18. yüzyılda bambaşka bir ortamda yaşadı; Avrupa Aydınlanması. Bu dönemde akıl, bireysel haklar, yurttaşlık, eğitim ve din özgürlüğü gibi kavramlar güçleniyordu. Haskalah da tam bu ortamda, Yahudi toplumunu Avrupa kültürü ve seküler bilgiyle buluşturma çabası olarak ortaya çıktı.
Burada çok önemli bir konu var. Yahudiler Avrupa’da azınlık idi. Bu nedenle modernleşme onlar için yalnızca felsefi bir mesele değildi; aynı zamanda bir hayatta kalma, kabul görme ve eşit vatandaş olma meselesiydi. Yani Mendelssohn’un sorusu şuydu; “Yahudi olarak kalıp modern Avrupa toplumunun parçası olabilir miyiz?” Bu soru, dini; akılla yeniden yorumlamayı bir nevi zorunlu kıldı.
Maimonides’tenMendelssohn’a uzanan akılcı damar, yalnızca Yahudi düşüncesini değil, modern Yahudi kimliğini de dönüştürdü. Akıl, eğitim, sekülerleşme ve Avrupa toplumlarına entegrasyon fikri güçlenirken; antisemitizm ve dışlanma deneyimi de Yahudiler içinde yeni bir siyasal bilinç yarattı. Böylece modern Siyonizm, yalnızca dini bir geçmişten değil; diaspora deneyiminden, Avrupa Aydınlanmasından ve Yahudi kimliğini modern dünyada yeniden tanımlama arayışından beslenen tarihsel bir düşünceye dönüştü.
…devam edecek
Okuma listesi
- MosesMaimonides — Dalâletü’l-Hâirin (Guide forthePerplexed)
- MosesMaimonides — Mişne Tora
- MosesMendelssohn — Jerusalem
- Isaiah Berlin — ThePower of Ideas
- Paul Johnson — Yahudi Tarihi
- Karen Armstrong — Tanrı’nın Tarihi
- ShlomoAvineri — TheMaking of Modern Zionism
- Walter Laqueur — A History of Zionism