Denemeler: Demir duvardan demir kubbeye Siyonizm’i doğuran dinamikler (21)

Abone Ol

Amerikan düşünce dünyası, finans ağları ve İsrail’in doğuşu

Modern İsrail devletinin kuruluş süreci yalnızca Filistin’de yaşanan yerel gelişmelerle açıklanamaz. Bu süreç aynı zamanda Avrupa milliyetçiliğinin, Amerikan Protestan kültürünün, diaspora finans ağlarının, uluslararası diplomasinin ve modern siyasal örgütlenmenin kesiştiği küresel bir tarihsel dönüşümdü. Özellikle Amerika’da ortaya çıkan dinsel yorumlar, siyasal lobi faaliyetleri ve örgütlü finans desteği, Siyonist hareketin uluslararası meşruiyet kazanmasında önemli rol oynadı.

Bu nedenle İsrail’in kuruluşuna giden yolu anlamak için yalnızca savaşlara ya da göçlere değil; fikir üreten düşünsel çevrelere, bağış ağlarına, dini hareketlere, diplomatik ilişkilere ve modern örgütlenme kapasitesine de bakmak gerekir. Çünkü 20. yüzyılın ortasında ortaya çıkan İsrail devleti, yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda küresel ölçekte şekillenen siyasal ve ideolojik süreçlerin ürünüydü.

Amerika’daki Siyonizm tartışmalarının kökleri, modern siyasal Siyonizm ortaya çıkmadan çok daha önceye uzanıyordu. 17. ve 18. yüzyıllarda Kuzey Amerika’ya gelen İngiliz Püritenleri, kendilerini Eski Ahit’te anlatılan İsrailoğullarıyla özdeşleştiriyordu. Amerika’yı “Yeni İsrail”, Atlantik geçişini “yeni Exodus”, yani “yeni bir çıkış hikâyesi” olarak yorumlayan dinsel bir siyasal kültür oluşmuştu. Bu nedenle Amerikan siyasal hayal gücünde Kudüs, Siyon, vaat edilmiş topraklar ve seçilmiş halk kavramları oldukça erken dönemden itibaren güçlü semboller haline geldi. Benjamin Franklin, Thomas Jefferson ve John Adams gibi kurucu kuşak isimleri modern Siyonist hareketin doğrudan parçası değildi; çünkü modern siyasal Siyonizm henüz ortaya çıkmamıştı. Ancak onların yaşadığı dönemde bile Eski Ahit merkezli tarih anlayışı Amerikan kamusal kültüründe son derece etkiliydi. John Adams (Amerika Birleşik Devletleri’nin ikinci başkanı), 1819 yılında Yahudilerin yeniden Filistin’de bağımsız bir ulus kurmasını görmek istediğini yazmıştı. Bu tür düşünceler henüz modern Siyonizm değildi; fakat ileride ortaya çıkacak Hristiyan Siyonizm’i için uygun kültürel zemini hazırlıyordu.

19. yüzyılda Amerika’da Evanjelik (İncil’i temel alan ve dini yaymayı önemseyen Protestan akımı) Protestanlık hızla büyüdü. Özellikle “aşamacı kutsal tarih yorumu” olarak çevrilebilecek “dispensationalism” adı verilen teolojik yaklaşım, dünya tarihini kutsal kehanetlerin aşamaları olarak okumaya başladı. Bu yaklaşımın en etkili isimlerinden biri John Nelson Darby (İngiliz din adamı ve modern Evanjelik kehanet yorumlarının öncülerinden biri) idi. Darby’nin fikirleri daha sonra Amerika’daki Protestan çevrelerde büyük etki yarattı. Ona göre Yahudilerin tarihsel topraklarına dönüşü, kutsal tarihin gerçekleşmesinin zorunlu aşamalarından biriydi. Bu fikirler 20. yüzyılda Amerikan Hristiyan Siyonizm’inin ideolojik temelini oluşturacaktı.

Bu düşünceleri Amerika’da geniş kitlelere taşıyan en önemli isimlerden biri Cyrus I. Scofield oldu. 1909’da yayımlanan Scofield Reference Bible (Scofield Açıklamalı İncil), İncil metinlerinin yanında siyasal ve teolojik yorumlar da içeriyordu. Scofield’ın yorumları milyonlarca Amerikalı Evanjelik üzerinde etkili oldu. Yahudilerin Filistin’e dönüşü artık yalnızca tarihsel veya siyasal bir mesele değil, Tanrısal planın parçası olarak görülmeye başlandı. Böylece Filistin’de Yahudi devleti kurulması fikri, bazı Amerikan Protestan çevrelerinde dinsel görev gibi algılanmaya başladı.

1891 yılında William E. Blackstone (Amerikalı Evanjelik yazar ve Hristiyan Siyonizm’inin erken dönem savunucularından biri) tarafından hazırlanan Blackstone Memorial (Blackstone Bildirisi/Dilekçesi) ise Amerikan siyasal tarihinde önemli dönemeçlerden biri oldu. Blackstone, dönemin önde gelen iş insanları, din adamları ve siyasetçilerinin imzalarını toplayarak Amerikan hükümetine Yahudilerin Filistin’e dönüşünün desteklenmesi çağrısında bulundu. Bu belge Başkan Benjamin Harrison’a (Amerika Birleşik Devletleri’nin 23. başkanı) sunuldu. Bu girişim, henüz Herzl Basel Kongresi’ni toplamadan önce, Amerika’da Filistin merkezli Yahudi yurdu fikrinin siyasal çevrelere taşındığını gösteriyordu. Blackstone daha sonra Theodore Roosevelt (Amerika Birleşik Devletleri’nin 26. başkanı) ve Woodrow Wilson (Amerika Birleşik Devletleri’nin 28. başkanı) dönemlerinde de benzer girişimlerde bulunmaya devam etti.

Modern siyasal Siyonizm’in örgütlü biçimde Amerika’ya taşınması ise 1897 Basel Siyonist Kongresi sonrasında hızlandı. ZionistOrganization of America (Amerika Siyonist Örgütü), Amerikan Yahudileri arasında Siyonist fikri yaymaya başladı. Ancak başlangıçta Amerikan Yahudi elitlerinin önemli kısmı Siyonizm’e mesafeli yaklaşıyordu. Çünkü birçok Amerikalı Yahudi kendisini öncelikle Amerikalı vatandaş olarak tanımlıyor ve “çifte sadakat” suçlamasına uğramaktan korkuyordu. Özellikle AmericanJewishCommittee (Amerikan Yahudi Komitesi) gibi kurumlar uzun süre Siyonizm’e temkinli yaklaştı. Onlara göre Yahudilik bir ulus değil, dinsel kimlikti. Bu nedenle Filistin’de Yahudi devleti fikrinin Amerikan Yahudilerinin sadakatini sorgulatabileceğinden endişe ediliyordu.

Bu tabloyu değiştiren en önemli isimlerden biri Louis D. Brandeis oldu. 1916’da Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi yargıcı olan Brandeis, aynı zamanda Amerikan Siyonizm’inin en güçlü figürlerinden biri haline geldi. Brandeis, Siyonizmi yalnızca Yahudi milliyetçiliği olarak değil, demokrasi, toplumsal dayanışma ve ulusal özgürlük hareketi olarak sunmaya çalıştı. Onun liderliği altında Amerikan Siyonist hareketi daha saygın ve daha geniş kabul gören yapıya dönüştü. Brandeis, Amerikan siyasal elitleriyle güçlü ilişkiler kurarak Siyonist hareketin Washington’daki etkisini artırdı.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında ChaimWeizmann’ın Britanya’daki diplomatik faaliyetleriyle Amerikan Siyonist çevrelerinin çalışmaları giderek birleşmeye başladı. Başkan Woodrow Wilson’ın çevresindeki bazı danışmanlar Siyonist harekete sempati duyuyordu. Özellikle Yüksek Mahkeme yargıcı Brandeis’in Wilson yönetimi üzerindeki etkisi dikkat çekiciydi. 1917’de yayımlanan Balfour Deklarasyonu, yalnızca Britanya’nın değil, Amerikan siyasal çevrelerinin de dikkatle izlediği gelişmeydi. Weizmann, Amerika’daki Yahudi finans çevreleri ve siyasal aktörlerle yakın ilişkiler kurarak Filistin’de Yahudi yurdu fikrine uluslararası meşruiyet kazandırmaya çalıştı.

1920’ler ve 1930’larda Amerika’daki Siyonist hareket daha kurumsal hale geldi. HadassahWomen’sZionistOrganization of America (Amerika Hadassah Kadın Siyonist Örgütü; “Hadassah”, Ester Peygamber’in İbranice adı) özellikle sağlık sistemi, hastaneler ve sosyal yardım faaliyetleriyle Filistin’deki Yahudi yerleşimlerine destek sağladı. HebrewUniversity (İbrani Üniversitesi) için bağış kampanyaları düzenlendi. JewishNationalFund (Yahudi Ulusal Fonu) adına Amerika’da ciddi mali kaynak toplandı. Filistin’de toprak alımları ve altyapı yatırımları için Amerikan Yahudi toplumundan büyük bağışlar akmaya başladı.

1930’lu yıllarda Avrupa’daki antisemitizmin yükselmesi ve Nazi Almanya’sının güçlenmesi, Amerikan Siyonizm’ine yeni ivme kazandırdı. Stephen S. Wise, AbbaHillel Silver ve Emanuel Neumann gibi hahamlar ve örgüt liderleri, Amerikan kamuoyunda Yahudi mülteciler meselesini görünür hale getirmeye çalıştı. Özellikle AbbaHillel Silver, açık biçimde Yahudi devletini savunan en sert ve etkili konuşmacılardan biri haline geldi. AmericanZionistEmergencyCouncil (Amerikan Siyonist Acil Konseyi), Amerikan Kongresi, medya ve kamuoyu üzerinde sistematik etki oluşturmaya başladı. Gazeteler, bağış kampanyaları, konferanslar ve siyasal ilişkiler aracılığıyla Amerikan desteği büyütülüyordu.

İkinci Dünya Savaşı ve Holokost sonrasında ise Amerika’daki atmosfer dramatik biçimde değişti. Nazi kamplarının ortaya çıkması, Avrupa Yahudilerinin uğradığı kitlesel felaketin dünya kamuoyunda büyük şok yaratmasına yol açtı. Bu noktadan sonra Filistin’de Yahudi devleti kurulması fikri yalnızca siyasal değil, ahlaki ve insani çözüm olarak sunulmaya başladı. Başkan Harry Truman üzerinde yoğun diplomatik baskılar oluştu. Truman’ın danışman çevresinde Siyonizm’e yakın isimler bulunuyordu ve Amerikan iç siyasetinde Yahudi seçmenlerin etkisi de artıyordu. Bunun yanında Amerikan kamuoyunda Holokost sonrası oluşan vicdani atmosfer, İsrail devletinin tanınmasını kolaylaştırdı. 1948 yılında İsrail bağımsızlığını ilan ettikten yalnızca dakikalar sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin İsrail’i tanıması, bu uzun tarihsel sürecin sonucu oldu.

Dolayısıyla Amerika’nın İsrail devletinin kuruluşundaki rolü yalnızca 1948’de verilen diplomatik destekten ibaret değildi. Bu süreç, Amerikan Protestan kültüründeki Eski Ahit etkilerinden, Evanjelik kehanet yorumlarından, Amerikan Yahudi örgütlenmesinden, finans ağlarından, medya etkisinden, bağış sistemlerinden, Washington’daki lobi faaliyetlerinden ve Holokost sonrası oluşan ahlaki atmosferden beslenen çok katmanlı tarihsel dönüşümdü. Böylece Amerika, yalnızca İsrail’i tanıyan devletlerden biri değil; modern Siyonizm’in uluslararası meşruiyet kazanmasında en önemli merkezlerden biri haline geldi.

Amerika’nın İsrail devletinin kuruluşundaki etkisi yalnızca 1948’de verilen diplomatik tanımayla sınırlı değildi. Amerikan Protestan kültüründeki Eski Ahit merkezli tarih anlayışı, Evanjelik hareketlerin Filistin yaklaşımı, Amerikan Yahudi örgütlerinin kurumsal gücü, diaspora finans ağları ve Washington’daki siyasal etki mekanizmaları, modern Siyonizm’in uluslararası ölçekte güç kazanmasında belirleyici rol oynadı. Böylece Siyonizm, yalnızca Avrupa’dan doğan bir milliyetçilik hareketi olmaktan çıkarak Atlantik dünyasının siyasal, kültürel ve ekonomik desteğiyle küresel bir devletleşme projesine dönüştü.

…devam edecek

Okuma listesi

Theodor Herzl — Yahudi Devleti
Walter Laqueur — A History of Zionism
RashidKhalidi — TheHundredYears’ War on Palestine
Jonathan D. Sarna — AmericanJudaism
YaakovAriel — On Behalf of Israel