Denemeler: Demir duvardan demir kubbeye Siyonizm’i doğuran dinamikler (2)

Abone Ol

Moses Mendelssohn

Moses Mendelssohn’u anlamadan Haskalah’ı anlamak zordur; ama onu “Haskalah’ı tek başına kuran adam” gibi görmek de eksik olur. Daha doğru ifade şudur; Mendelssohn, Yahudi dünyasının modern Avrupa ile konuşabileceğini gösteren ilk büyük sembol kişiliklerden biridir. Haskalah’ın kapısını o açtı; hareketi ise onun çevresindeki ve sonrasındaki maskilim, yani Yahudi aydınlanmacıları büyüttü.

Mendelssohn 1729’da Almanya’nın Dessau kentinde yoksul bir Yahudi ailede doğdu. Babası Tevrat yazıcısıydı. Küçük yaşta geleneksel Yahudi eğitimi aldı; Talmud, Tevrat ve özellikle Orta Çağ’ın büyük Yahudi filozofu Musa bin Meymun’dan, yani Maimonides’ten etkilendi. 14 yaşında hocası David Fränkel’in peşinden Berlin’e gitti. O dönemde Berlin’e giren Yahudiler ancak belirli kapılardan, sıkı sınırlamalar altında şehre kabul ediliyordu. Bu bile onun zihninde büyük bir gerilim yaratmış olmalıydı. Bir yanda Yahudi geleneğinin kapalı dünyası, öte yanda Avrupa’nın felsefe, bilim ve edebiyata açılan modern dünyası.

Berlin’de kendi kendini yetiştirdi. Almanca, Latince, Fransızca, İngilizce öğrendi; Locke, Leibniz, Wolff ve Baumgarten gibi Aydınlanma filozoflarını okudu. Zamanla sadece Yahudi çevrelerinde değil, Alman entelektüel dünyasında da tanındı. Gotthold Ephraim Lessing ile dostluğu çok önemlidir; Lessing’in ünlü “Nathan der Weise” adlı eserindeki bilge Yahudi figürünün arkasında Mendelssohn’un kişiliğinin bulunduğu kabul edilir.

Onu Haskalah düşüncesine iten temel motivasyon şöyle açıklanabilir; Yahudiler modern Avrupa’nın bilgi, dil, hukuk ve kültür dünyasına girmeden özgürleşemezdi, ama bunu yaparken Yahudiliklerinden de vazgeçmek zorunda değillerdi. Yani Mendelssohn’un aradığı şey tam bir asimilasyon değil, “iki dünyayı birlikte taşıyabilme” imkânıydı. Hem Yahudi kalmak hem modern olmak.

Bu noktada onun en önemli düşüncesi şuydu; Yahudilik, Hıristiyanlık gibi dogmatik inanç maddeleri üzerine kurulu bir din değil, daha çok yasa, pratik, etik yaşam ve tarihsel hafıza üzerine kurulu bir gelenektir. Bu nedenle akıl ile Yahudilik arasında zorunlu bir çatışma yoktur. 1783’te yayımladığı Jerusalem (Kudüs) adlı eserinde dinî hoşgörüyü, vicdan özgürlüğünü ve devletin din üzerinde zorlayıcı baskı kurmaması gerektiğini savundu.

Mendelssohn’un Haskalah’ı Yahudi toplumuna taşımadaki en büyük hamlesi ise eğitim ve dil üzerinden oldu. Yahudilerin büyük kısmı Yidiş konuşuyor, geleneksel dinî eğitim alıyor, Avrupa’nın yüksek kültür dili olan Almancaya yeterince erişemiyordu. Mendelssohn, Tevrat’ı Almancaya çevirdi; fakat çeviriyi İbrani harfleriyle yayımladı. Bu eser “Bi’ur adıyla bilinir. Amaç sadece kutsal metni açıklamak değildi; Yahudi gençlerine düzgün Almanca öğretmek, onları modern kültüre açmak ve aynı anda İbranice bağlarını koparmamaktı.

Yani Mendelssohn’un yöntemi devrimci ama yumuşaktı. Hahamlara savaş açmadı; gelenekle kavga eder gibi değil, geleneğin içinden konuşarak modernleşme yolunu açmaya çalıştı. Fakat bu bile çok sarsıcıydı. Çünkü onun yaptığı şey; Yahudi çocuğuna sadece Talmud değil, Almanca, matematik, felsefe, edebiyat, bilim ve yurttaşlık dünyasının kapısını göstermekti.

Haskalah bu şekilde önce Berlin çevresinde filizlendi. Mendelssohn’un çevresinde David Friedländer, Naphtali Herz Wessely, Isaac Euchel gibi isimler ortaya çıktı. Bu kişiler dergiler, okullar, çeviriler, eğitim reformları ve yeni edebî metinlerle hareketi yaydılar. Maskilim geleneksel Yahudi eğitimini tamamen yok etmek istemiyor, fakat onu seküler bilgiyle tamamlamak istiyordu. Haskalah bu nedenle bir “okul hareketi”, bir “dil hareketi”, bir “basın-yayın hareketi” ve bir “kimlik tartışmasıydı.”

Hareketin ilk merkezi Almanya idi; özellikle Berlin, Dessau, Königsberg, Breslau ve Hamburg gibi şehirler önem kazandı. Ardından Avusturya-Macaristan topraklarına, Galiçya’ya, Bohemya’ya, Moravya’ya ve daha sonra Doğu Avrupa Yahudileri arasına yayıldı. 19. yüzyılda Litvanya, Polonya, Ukrayna ve Rusya’daki Yahudi topluluklarında güçlü etkiler yarattı. Ancak Doğu Avrupa’da Haskalah daha sert bir mücadeleyle karşılaştı; çünkü burada geleneksel haham otoritesi, Hasidik hareket ve kapalı cemaat yapısı daha güçlüydü.

Batı Avrupa’da Haskalah daha çok entegrasyon ve yurttaşlık meselesiyle birleşti. “Yahudiler modern devletin eşit yurttaşları olabilir mi?” sorusu öne çıktı. Doğu Avrupa’da ise mesele daha çok eğitim, dil, cemaat otoritesi ve yoksulluktan çıkış meselesine dönüştü. Bu yüzden Haskalah her coğrafyada aynı biçimde yaşanmadı.

Haskalah, Yahudi toplumunun içindeki eski dengeyi bozdu. Bir kısmı Reform Yahudiliğine yöneldi; bir kısmı sekülerleşti, bir kısmı Avrupa toplumuna asimile oldu, bir kısmı ise daha sonra Siyonizm’e yöneldi. Çünkü modernleşme şu soruyu kaçınılmaz biçimde doğurdu; “Yahudiler Avrupa toplumlarına tamamen entegre mi olacak, yoksa kendi ulusal geleceklerini mi kuracak?” Bu soru, 19. yüzyılın sonunda Siyonizm’in doğuşuna giden yolu da hazırladı.

Kısacası Mendelssohn’un başarısı bir örgüt kurmasından çok, zihinsel bir model yaratmasındaydı. O, Yahudi dünyasına şunu gösterdi: Yahudi kimliği ile felsefe, gelenek ile akıl, din ile modern eğitim, cemaat ile yurttaşlık aynı insanın içinde birlikte var olabilir. Haskalah işte bu imkânın adıdır.

Jerusalem (Kudüs) neyi anlatır?

Moses Mendelssohn’un düşüncesini anlamanın en güçlü anahtarı, onun 1783’te yayımladığı “Jerusalem” adlı eseridir. Bu kitap sadece bir teolojik metin değil; aynı zamanda modern Yahudi düşüncesinin manifestosu sayılabilecek bir metindir.

“Jerusalem” temelde şu soruya cevap arar; Din ile devletin sınırları nerede başlar ve nerede biter? Mendelssohn’un cevabı son derece nettir ve dönemi için oldukça cesurdur. Birincisi; devletin yetkisi sınırlıdır. Devlet insanların davranışlarını düzenleyebilir. Ama insanların inançlarını zorlayamaz. Yani devletin görevi vatandaşın dış dünyadaki düzenini sağlamak; ruhunu yönetmek değil.

İkincisi; din zorla dayatılamaz. Mendelssohn’a göre, inanç, doğası gereği özgürdür. Zorla kabul ettirilen din gerçek din değildir. Bu, özellikle Avrupa’da Yahudilere uygulanan baskılar düşünüldüğünde devrimci bir fikirdi.

Üçüncüsü; Yahudilik dogmatik bir din değildir. Mendelssohn burada çok kritik bir ayrım yapar. Hıristiyanlık, “inanılması gereken dogmalar” üzerine kuruludur. Yahudilik ise “yaşanması gereken bir yaşam biçimi ve yasa” üzerine kuruludur. Yani Yahudilik, ona göre, bir “iman sisteminden” çok bir “pratik yaşam düzenidir”. Bu nedenle, Yahudiler farklı felsefi görüşlere sahip olabilir ama yine de Yahudi kalabilir.

Dördüncüsü; din ve devlet ayrılmalıdır. Bugün “sekülerlik” dediğimiz ilkenin erken bir formunu savunur. Devlet dine karışmamalı ve din de devleti kontrol etmemelidir. Bu düşünce hem Yahudilerin özgürleşmesi hem de Avrupa’da din savaşlarının sona ermesi için bir çözüm olarak sunuluyordu.

Bu eser aslında üç düzeyde okunabilir; Politik metin, Yahudilerin Avrupa’da eşit yurttaş olabilmesi için teorik zemin hazırlar. Felsefi metin, Aydınlanma düşüncesini Yahudi geleneğiyle uzlaştırmaya çalışır. 3. Kimlik metni, “Yahudi kimliği modern dünyada nasıl var olabilir?” sorusuna cevap verir. En kritik nokta şudur; Mendelssohn, Yahudiliği savunurken onu katılaştırmaz; aksine esnetir ve modern dünyaya açar.

Mendelssohn’un diğer önemli eserleri

Phaedon (1767); bu eser onun Avrupa çapında ün kazanmasını sağladı. Platon’un Phaidon diyalogundan esinlenmiştir. Ruhun ölümsüzlüğünü felsefi olarak savunur. Bu kitap sayesinde Mendelssohn’a “Alman Sokrates’i” denmiştir. Bi’ur (Tevrat’ın Almanca çevirisi); Biur, sadece bir çeviri değildir. Mendelssohn bu eserle Tevrat’ı Almancaya çevirdi ancak İbranice harflerle bastı. Amacı, Yahudilere Almanca öğretmek ve aynı zamanda onları gelenekten koparmamaktı. Bu eser Haskalah’ın en etkili araçlarından biri oldu. Morning Hours (1785); bu eser, metafizik ve Tanrı üzerine derslerinden oluşur. Leibniz ve rasyonalist felsefeden etkilenmiştir. Akıl yoluyla Tanrı’nın varlığını savunur. Philosophical Writings (çeşitli makaleler); bu eserde Mendelssohn’un birçok makalesi vardır. Özellikle estetik üzerine yazıları, din felsefesi üzerine metinleri, hoşgörü ve özgürlük üzerine düşünceleri üzerinde yoğunlaşır. Bu yazılar onu sadece Yahudi dünyasında değil, Alman Aydınlanması içinde de önemli bir figür yaptı. Mendelssohn’un eserlerinin ortak amacı Yahudi kimliğini yok etmeden modern dünyaya uyarlamaktır.

Okuma Önerileri

Moses Mendelssohn’u ve Haskalah düşüncesini daha derinlemesine anlamak isteyenler için:

Birincil Kaynaklar (Mendelssohn’un kendi eserleri)

  • Jerusalem – Din ve devlet ilişkisi, vicdan özgürlüğü ve Yahudiliğin modern dünyadaki yeri üzerine temel metin.
  • Phaedon – Ruhun ölümsüzlüğünü felsefi bir çerçevede tartışan ve Mendelssohn’a Avrupa çapında ün kazandıran eser.
  • Morning Hours – Akıl yoluyla Tanrı’nın varlığını temellendirmeye çalışan metafizik dersleri.
  • Bi'ur – Tevrat’ın Almanca çevirisi; Haskalah’ın eğitim ve dil reformunun en önemli araçlarından biri.

Haskalah ve Yahudi Aydınlanması Üzerine

  • The Enlightenment of the Jewish Mind – Haskalah’ın entelektüel kökenlerini ve dönüşümünü analiz eden önemli bir çalışma.
  • Jewish Enlightenment – Haskalah’ın tarihsel gelişimini ve Doğu-Batı Avrupa’daki farklılaşmasını ele alır.
  • The Jew in the Modern World – Modernleşme sürecinde Yahudi kimliğinin geçirdiği dönüşümü belge ve metinlerle sunar.

Bağlamsal Okuma (Avrupa Aydınlanması ve Düşünsel Arka Plan)

· Nathan der Weise – Mendelssohn’un düşünsel etkisini yansıtan edebi bir metin.

· Gottfried Wilhelm Leibniz ve Christian Wolff üzerine giriş düzeyi okumalar – Mendelssohn’un etkilendiği rasyonalist felsefeyi anlamak için