Denemeler: Demir duvardan demir kubbeye Siyonizm’i doğuran dinamikler (19)

Abone Ol

Herzl ve modern politik Siyonizm’in doğuşu

19. yüzyılın son çeyreği, Avrupa’daki Yahudi toplumları açısından yalnızca siyasal baskıların arttığı bir dönem değil, aynı zamanda modern Yahudi kimliğinin yeniden tanımlandığı tarihsel bir kırılma çağını temsil ediyordu. Fransız Devrimi sonrasında Avrupa’da yükselen yurttaşlık fikri, başlangıçta Yahudiler için özgürleşme ve topluma entegrasyon umudu yaratmıştı. Ancak modern ulus-devletlerin güç kazanmasıyla birlikte milliyetçilik, zamanla kapsayıcı olmaktan çok dışlayıcı bir karakter kazandı. Özellikle Almanya, Avusturya-Macaristan, Rusya ve Fransa gibi ülkelerde yükselen modern antisemitizm, Yahudilerin yalnızca dini değil aynı zamanda “ırksal” ve “ulusal” bir tehdit olarak görülmesine yol açtı. Bu atmosfer içinde modern politik Siyonizm, yalnızca dini bir dönüş fikri değil, Yahudilerin uluslararası sistem içinde güvenli ve egemen bir ulus-devlet kurma arayışı olarak ortaya çıktı.

Bu dönüşümün merkezindeki en önemli figürlerden biri Theodor Herzl oldu. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde yetişen Herzl, başlangıçta Avrupa toplumuna tam entegrasyonun mümkün olduğuna inanıyordu. Viyana’daki liberal çevrelerde yetişmiş, gazetecilik yapmış ve Avrupa modernitesinin Yahudi sorununu zamanla çözeceğini düşünmüştü. Ancak 1890’larda Avrupa’da antisemitizmin yeniden sertleşmesi, Herzl’in düşünsel dönüşümünde belirleyici oldu. Özellikle Fransa’daki Dreyfus Olayı, onun zihninde büyük bir kırılma yarattı. Çünkü Fransa, Avrupa’da özgürlük, eşitlik ve yurttaşlık ideallerinin merkezi olarak görülüyordu. Eğer Yahudiler Fransa’da bile dışlanabiliyor ve “yabancı unsur” olarak damgalanabiliyorsa, Herzl’e göre Avrupa’daki Yahudi sorunu bireysel asimilasyonla çözülemezdi.

1894 yılında başlayan Dreyfus Olayı, modern Avrupa tarihinin en önemli siyasal krizlerinden biri haline geldi. Fransız ordusunda görev yapan Yahudi subay Alfred Dreyfus, Almanlara casusluk yaptığı suçlamasıyla yargılandı ve kamuoyu önünde aşağılanarak mahkûm edildi. Daha sonra suçsuz olduğu ortaya çıkmasına rağmen, Fransız toplumunun önemli bir bölümü Dreyfus’u savunmak yerine antisemittik kampanyaları destekledi. Gazetelerde “Yahudilere ölüm” sloganlarının atılması, modern Avrupa’daki antisemitizmin ne kadar derinleştiğini gösteriyordu. Olay yalnızca Fransa’yı değil, tüm Avrupa Yahudilerini sarstı. Birçok Yahudi entelektüel için bu dava, Avrupa’daki eşit yurttaşlık idealinin kırılganlığını açığa çıkardı. Herzl de Paris’te gazeteci olarak bulunduğu sırada bu atmosferi yakından gözlemledi ve Yahudilerin kendi devletlerine sahip olmadan güven içinde yaşayamayacakları sonucuna ulaştı.

Bu düşünsel dönüşümün sonucu olarak Herzl, 1896 yılında Der Judenstaat adlı eserini yayımladı. “Yahudi Devleti” anlamına gelen bu kitap, modern politik Siyonizm’in manifestosu olarak kabul edilir. Herzl burada Yahudi sorununu dini ya da kültürel bir mesele olarak değil, uluslararası siyasal bir sorun olarak tanımlıyordu. Ona göre Yahudiler dünyanın farklı ülkelerine dağılmış, sürekli dışlanan ve kriz dönemlerinde günah keçisi ilan edilen bir halktı. Bu nedenle çözüm, bireysel asimilasyon değil; uluslararası hukuk temelinde tanınmış bir Yahudi devleti kurulmasıydı. Herzl’in yaklaşımı geleneksel dinsel “Mesih’in gelişiyle dönüş” anlayışından farklıydı. O, modern diplomasiyi, uluslararası kongreleri, finansal örgütlenmeyi ve siyasal lobiciliği merkeze alan seküler bir ulusal hareket tasarlıyordu. Bu yönüyle modern politik Siyonizm, Avrupa’daki diğer milliyetçi hareketlerle aynı çağın ürünüydü.

Herzl’in düşünceleri kısa sürede Avrupa’daki farklı Yahudi toplulukları arasında yankı buldu. Özellikle Doğu Avrupa’daki pogromlardan kaçan Yahudiler ile Batı Avrupa’daki antisemitizmden endişe duyan entelektüeller, ortak bir siyasal örgütlenme fikri etrafında birleşmeye başladı. Bu süreçte Herzl, dağınık Yahudi örgütlerini tek bir uluslararası çatı altında toplamak için yoğun bir diplomatik faaliyet yürüttü. Sonuç olarak 1897 yılında İsviçre’nin Basel kentinde ilk Siyonist Kongre toplandı. Bu kongre, modern Yahudi siyasal tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri kabul edilir. Çünkü ilk kez dünyanın farklı bölgelerinden gelen Yahudi delegeler, ortak bir ulusal program etrafında uluslararası ölçekte bir araya gelmişti.

Basel Kongresi’nde alınan kararlar, modern Siyonizm’in temel hedeflerini belirledi. Kongrede kabul edilen Basel Programı’nda, “Yahudi halkı için Filistin’de kamu hukuku ile güvence altına alınmış bir yurt kurulması” hedefi açık biçimde ifade edildi. Bu hedefe ulaşmak için göç hareketlerinin desteklenmesi, Yahudi ulusal bilincinin güçlendirilmesi, ekonomik kurumların oluşturulması ve büyük devletlerle diplomatik ilişkilerin geliştirilmesi planlandı. Herzl’in kongre sonrasında günlüğüne yazdığı “Basel’de Yahudi devletini kurdum” cümlesi, hareketin tarihsel özgüvenini göstermesi bakımından sembolik önem taşır. Her ne kadar o dönemde birçok kişi bunu gerçekçi bulmasa da Herzl, modern uluslararası siyasetin araçlarını kullanarak uzun vadeli bir devlet projesi inşa etmeye çalışıyordu.

Aynı kongre sürecinde Dünya Siyonist Örgütü de kuruldu. Bu örgüt, modern Siyonist hareketin merkezi kurumsal yapısı haline geldi. Amaç yalnızca fikir üretmek değil; göç organizasyonları kurmak, finansal kaynak toplamak, Filistin’de toprak satın almak, diplomatik ilişkiler geliştirmek ve dünya çapındaki Yahudi toplulukları arasında koordinasyon sağlamaktı. Böylece Siyonizm, yalnızca entelektüel bir tartışma olmaktan çıkarak, küresel ölçekte örgütlü bir siyasal harekete dönüştü.

Bu dönemde dikkat çekici olan unsur, modern Siyonizm’in yalnızca dini motivasyonlarla değil, Avrupa’daki modern ulusçuluk çağının dinamikleriyle şekillenmiş olmasıydı. Herzl ve çevresindeki birçok isim sekülerdi; ancak Yahudi tarihsel hafızasını modern milliyetçilik diliyle yeniden yorumluyorlardı. Avrupa’daki Alman, İtalyan, Macar ve Balkan milliyetçilikleri nasıl ortak dil, tarih ve kimlik üzerinden siyasal birlik arıyorsa, modern Siyonizm de diaspora Yahudilerini ortak bir ulusal çatı altında toplamaya çalışıyordu. Bu nedenle Herzl dönemi, Yahudi tarihindeki dinsel sürgün anlatılarının modern siyasal egemenlik fikrine dönüştüğü en önemli aşamalardan biri olarak kabul edilir.

…devam edecek

Okuma listesi:

  • Yahudi Devleti — Theodor Herzl
  • A History of Zionism — Walter Laqueur
  • The Zionist Idea — Arthur Hertzberg
  • The Dreyfus Affair — Michael Burns

Israel: A History — Anita Shapira