Denemeler: Demir duvardan demir kubbeye Siyonizm’i doğuran dinamikler (17)

Abone Ol

Pogromlar, modern Antisemitizm ve Proto-Siyonizm’in doğuşu

19. yüzyılın ikinci yarısı, Avrupa Yahudiliği açısından yalnızca toplumsal baskıların arttığı bir dönem değil, aynı zamanda modern Yahudi siyasal düşüncesinin de köklü biçimde değiştiği bir çağ oldu. Haskalah ve asimilasyon umutlarının giderek çöktüğü bu dönemde, modern antisemitizmin yeni biçimleri, Rusya’daki pogromlar ve erken dönem proto-Siyonist düşünürlerin geliştirdiği fikirler, modern Siyonizm’in zihinsel altyapısını oluşturmaya başladı.

19. yüzyılın ortalarına kadar Avrupa’daki Yahudi karşıtlığı büyük ölçüde dini bir karakter taşıyordu. Yahudiler “öteki” olarak görülüyor, ekonomik krizlerin ya da toplumsal huzursuzlukların sorumlusu ilan ediliyorlardı; ancak teorik olarak din değiştirerek toplumun bir parçası olabilecekleri düşünülüyordu. Fakat sanayi devrimi sonrası Avrupa’da yükselen milliyetçilik, sosyal Darwinizm ve sahte bilimsel ırk teorileri, Yahudi karşıtlığını yeni bir zemine taşıdı. Artık Yahudilik yalnızca bir din değil, “değiştirilemez biyolojik bir kimlik” olarak tanımlanmaya başlanıyordu.

Sosyal Darwinizm, aslında Charles Darwin’in biyolojik evrim teorisinin toplumlara ve insan topluluklarına uyarlanmış çarpıtılmış bir yorumuydu. Darwin’in doğadaki canlı türlerinin doğal seçilim yoluyla evrimleştiğine dair bilimsel yaklaşımı, 19. yüzyılın bazı siyasetçileri, düşünürleri ve ideologları tarafından toplumlar arasındaki eşitsizlikleri meşrulaştırmak için kullanıldı. Bu anlayışa göre insan toplulukları ve uluslar da tıpkı doğadaki canlı türleri gibi sürekli bir “hayatta kalma mücadelesi” içindeydi. Güçlü olan uluslar, ırklar ve toplumlar üstün kabul edilirken; zayıf görülen toplulukların geri kalmasının “doğal” olduğu ileri sürülüyordu. Böylece sömürgecilik, emperyalizm, ırkçılık ve antisemitizm bilimsel bir görüntü altında meşrulaştırılmaya çalışıldı. Yahudiler de bu dönemde Avrupa’daki aşırı milliyetçi çevreler tarafından “ulus bedenine yabancı unsur”, “ırksal tehdit” ya da “parazit topluluk” gibi insanlık dışı kavramlarla tanımlanmaya başlandı.

Bu dönüşüm modern antisemitizmin temel kırılma noktasıydı. Çünkü artık sorun Yahudilerin neye inandıkları değil, “kim oldukları” olarak görülüyordu. Alman romantik milliyetçiliğinin etkisiyle ulus kavramı ortak kültür, ortak dil ve ortak soy düşüncesiyle birleşince Yahudiler Avrupa uluslarının dışında konumlandırıldı. Özellikle Fransız Devrimi sonrası ortaya çıkan evrensel yurttaşlık anlayışı giderek geri çekilirken, Avrupa’da etnik milliyetçilik yükseliyordu. Yahudiler ise ne kadar asimile olurlarsa olsunlar “ulusun organik bedenine ait olmayan unsur” şeklinde görülmeye başlandı.

Bu dönemde yayılan sözde antropolojik çalışmalar, kafatası ölçümleri, biyolojik hiyerarşi teorileri ve ırkçı literatür, antisemitizmi bilimsel bir görünüm altında meşrulaştırmaya çalıştı. Yahudiler kimi zaman “uluslararası finansın temsilcisi”, kimi zaman “kozmopolit köksüzler”, kimi zaman da “iç düşman” olarak tasvir edildi. Böylece Orta Çağ’daki dinsel antisemitizm modern çağda seküler, biyolojik ve ulusal bir antisemitizme dönüştü. Bu dönüşüm yalnızca sokak şiddeti üretmedi; üniversitelerden gazetelere, parlamentolardan bürokrasiye kadar Avrupa’nın modern kurumlarına da nüfuz etti.

Bu yeni antisemittik atmosferin en sert biçimde hissedildiği yerlerden biri Rusya İmparatorluğu oldu. Özellikle 1881’de Çar II. Aleksandr’ın öldürülmesinden sonra Yahudilere yönelik büyük saldırı dalgaları başladı. Her ne kadar suikastın faili Yahudi olmasa da Rus kamuoyunda Yahudiler suçlandı ve devletin göz yumduğu pogromlar hızla yayıldı. Köyler yakıldı, dükkânlar yağmalandı, kadınlara saldırılar düzenlendi ve binlerce Yahudi öldürüldü ya da göçe zorlandı. Bu pogromlar yalnızca fiziksel bir yıkım yaratmadı; aynı zamanda Avrupa’ya entegrasyon fikrine duyulan inancı da sarstı.

Doğu Avrupa Yahudileri için bu süreç derin bir varoluş krizine dönüştü. Çünkü Haskalah’ın ve asimilasyon yanlısı Yahudi aydınlarının vaat ettiği “eşit yurttaşlık” fikri özellikle Rusya’da fiilen çökmüştü. Yahudiler artık yalnızca dini farklılık nedeniyle değil, doğrudan “ırksal tehdit” olarak hedef alınıyordu. İşte modern Siyonizm’in toplumsal zemini büyük ölçüde bu korku, dışlanma ve güvensizlik atmosferi içinde gelişmeye başladı.

Ancak Siyonist düşünce bir anda ortaya çıkmadı. Theodor Herzl’den önce de Filistin’e dönüş düşüncesini savunan Proto-Siyonist figürler vardı. Bunların en önemlilerinden biri JudahAlkalai idi. Balkanlar’da yaşayan Alkalai, Yahudilerin sürgün hayatının pasif biçimde sona ermeyeceğini, kurtuluşun insan iradesiyle başlaması gerektiğini savunuyordu. Geleneksel Mesihçi anlayışın aksine, Yahudilerin önce Filistin’de siyasi ve toplumsal bir varlık oluşturmaları gerektiğini düşünüyordu. Ona göre Mesih’in gelişi, Yahudilerin kendi kaderlerini harekete geçirmelerinden sonra mümkün olacaktı. Bu düşünce, klasik dinsel bekleyiş anlayışından önemli ölçüde farklıydı.

Benzer şekilde ZviHirschKalischer de Yahudilerin Filistin’de toprak satın almasını, tarımsal koloniler kurmasını ve kolektif bir dönüş hareketi başlatmasını savunuyordu. Kalischer, modern Avrupa’daki antisemitizmin geçici olmadığını düşünüyor ve Yahudilerin güvenliğinin ancak kendi topraklarında sağlanabileceğine inanıyordu. Bu düşünceler henüz modern siyasal Siyonizm düzeyine ulaşmamış olsa da Yahudi ulusal dönüş fikrinin dinsel ve toplumsal altyapısını hazırlıyordu.

Bu proto-Siyonist düşünsel dönüşümün en önemli seküler halkalarından biri ise MosesHess oldu. Hess, 1862’de yayımladığı “Rome andJerusalem” (Roma ve Kudüs) adlı eserinde Yahudileri yalnızca dini bir topluluk değil, modern bir ulus olarak tanımladı. Bu fikir son derece önemliydi çünkü Avrupa’daki birçok Yahudi aydını hâlâ Yahudiliği yalnızca dini bir aidiyet olarak görüyordu. Hess ise Avrupa’daki milliyetçilik çağında Yahudilerin de ulusal bir halk olduğunu savunuyordu.

Hess’in düşüncesi, modern antisemitizmi çok erken fark etmiş olması bakımından dikkat çekiciydi. O, Yahudilerin asimilasyon yoluyla tamamen kabul edileceğine inanmıyordu. Çünkü Avrupa milliyetçiliğinin giderek etnik ve ırksal bir karakter kazandığını gözlemliyordu. Bu nedenle Yahudilerin yalnızca bireysel haklarla korunamayacağını, ulusal bir yeniden doğuşa ihtiyaç duyduklarını savunuyordu. Hess’in sosyalist düşüncelerle Yahudi ulusalcılığını birleştirmesi, daha sonra İşçi Siyonizm’i üzerinde de büyük etki yarattı.

Böylece 19. yüzyılın ikinci yarısında modern antisemitizm, pogromlar ve Proto-Siyonist düşünce birbirini besleyen tarihsel süreçlere dönüştü. Avrupa modernitesi bir yandan Yahudilere vatandaşlık ve özgürlük vaat ederken, diğer yandan onları etnik ve biyolojik bir “öteki” olarak yeniden dışlıyordu. İşte modern Siyonizm, tam da bu çelişkinin içinden doğdu: Avrupa’ya ait olmak isteyen ama Avrupa tarafından sürekli dışlanan bir halkın siyasal güvenlik arayışı olarak şekillendi.

…devam edecek

Okuma listesi

  • Rome andJerusalem — MosesHess
  • TheJewishState — Theodor Herzl
  • Auto-Emancipation — Leon Pinsker
  • TheOrigins of Totalitarianism — Hannah Arendt
  • Anti-Judaism: The Western Tradition — David Nirenberg
  • A History of theJews — Paul Johnson
  • TheJewish Century — Yuri Slezkine
  • Russia'sPogroms of 1881–1882 — John Doyle Klier
  • ThePity of ItAll — Amos Elon
  • Zionism: TheBirthandTransformation of an Ideal — Milton Viorst