Demircili Koyu’ndan New York’a…

Abone Ol

Biz Urla’nın Demircili Koyu’nda karaya oturmuş, oraya nasıl geldiği belirsiz bir gemiye bakarken; ondan nasıl kurtulacağımızı bilemezken, hatta belki de kurtaramayacağımızı düşünürken… dünya çok daha büyük bir enkazı tartışıyor. O enkazın adı, iklim krizi.

New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde geçen pazartesi yeniden başlayan küresel vergi müzakereleri, aslında insanlığın en temel sorusuna yanıt arıyor: İklimi kirletenler gerçekten bedel ödeyecek mi?

Masadaki öneriler hayata geçerse, fosil yakıt şirketleri iklime verdikleri zararın en azından bir kısmını telafi etmek zorunda kalabilir. Aynı şekilde, dünya servetinin önemli bölümünü elinde tutan ultra zenginler de küresel bir servet vergisine tabi olabilir.

Bu, yalnızca bir mali düzenleme değil; aynı zamanda ahlaki bir eşik. Çünkü bugün iklim krizinden en ağır darbeyi alan ülkeler, krizi yaratan ülkeler değil. Küresel Güney, tarihsel olarak atmosfere en az karbon salmış olmasına rağmen, kasırgalarla, kuraklıklarla, sellerle ve yükselen deniz seviyeleriyle boğuşuyor.

Jamaika temsilcisi MarleneNembhard Parker’ın sözleri bu gerçeği çarpıcı biçimde ortaya koyuyor: Melissa Kasırgası, ülkesine gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 40’ına denk gelen bir kayıp yaşattı. Bu sadece ekonomik bir veri değil; kaybedilen evler, okullar, hayatlar demek.

Parker’ın çağrısı net: Çevresel vergilendirme ile iklim değişikliği arasında daha açık bir bağ kurulmalı ve özellikle en büyük sorumluluğu taşıyan ülkeler ve sektörler için bağlayıcı adımlar atılmalı.Ancak müzakerelerdeki taslak metinlerin dili giderek yumuşatılıyor. Fosil yakıt şirketlerinin kârlarının vergilendirilmesine ilişkin açık ifadeler sulandırılıyor; küresel bir varlık sicili oluşturma önerileri metinden çıkarılıyor.

ABD’nin görüşmelerden çekilmesi süreci zayıflatmış olabilir. Bazı zengin ülkelerin, vergi konularının tüm ülkelerin söz sahibi olduğu BM yerine OECD çatısı altında ele alınmasını istemesi ise küresel adalet tartışmasını dar bir kulvara hapsetme riskini taşıyor.

Oysa mesele yalnızca ekonomik değil, varoluşsal.

Eşitsizlik ve İklim Krizi

Bugün dünyanın en zengin yüzde 0,001’lik kesimi –yaklaşık 56 bin kişi–, en yoksul yüzde 50’den üç kat daha fazla servete sahip. Bu eşitsizlik yalnızca gelir dağılımı meselesi değil; karbon ayak izi dağılımı meselesi de. En zenginler, en yüksek tüketim ve yatırım kalıplarıyla en büyük karbon yükünü oluşturuyor.

Vergi Adaleti Ağı’na göre, çokuluslu şirketler ve varlıklı bireyler vergi cennetleri sayesinde her yıl yaklaşık 492 milyar dolar vergi kaybına yol açıyor. Bu kaynak, iklim uyum projeleri, yenilenebilir enerji yatırımları ve kırılgan ülkelerin dayanıklılık programları için kullanılabilirken sistem dışına akıyor.

Eurodad ve Küresel Vergi Adaleti İttifakı’nın hesaplamasına göre, Paris Anlaşması’ndan bu yana en büyük 100 fosil yakıt üreticisinin kârlarına yalnızca yüzde 20’lik bir ek vergi uygulansaydı, 1 trilyon dolardan fazla gelir elde edilebilirdi. Bu para, iklim finansmanı tartışmalarında yıllardır bulunamayan kaynak demek.

Tuvalu’nun BM Daimi Temsilcisi TapugaoFalefou’nun sözleri vicdana sesleniyor:
“Sorumluluk dünyanın en büyük kirleticilerine aittir. Fosil yakıt endüstrisi ve süper zenginler servetlerini artırmaya devam ederken biz ayakta kalmaya çalışıyoruz.”

Deniz seviyesinin yükselmesiyle topraklarını kaybetme tehlikesi yaşayan ada devletleri için bu tartışma bir bütçe meselesi değil; bir hayatta kalma meselesi.

Elbette ülkeler kendi başlarına fosil yakıt tüketimini vergilendirebilir. Nitekim bir kısmı bunu yapıyor. Ancak üretici ülkeler dışındaki devletlerin doğrudan üretim üzerinden vergi koyamaması küresel bir rejimi zorunlu kılıyor.

Benzer biçimde, servet vergisi uygulamak isteyen ülkeler, ultra zenginlerin sermayelerini başka ülkelere kaçıracağından korkuyor. Oysa geniş bir ülke grubu asgari servet vergisinde uzlaşırsa bu korku büyük ölçüde aşılabilir. Aşırı zenginlere yıllık yüzde 5’e varan bir servet vergisi, yılda yaklaşık 1,7 trilyon dolar gelir sağlayabilir. Bu, iklim uyum ve kayıp-zarar fonları için devasa bir kaynak anlamına gelir.

Urla’daki Gemi ve Küresel Enkaz

Urla’daki karaya oturmuş gemi, belki küçük bir sembol. Ama bize şunu hatırlatıyor: Doğaya bırakılan her enkaz, bir gün mutlaka karşımıza çıkıyor.

Dünya bugün fosil yakıt çağının enkazıyla yüzleşiyor. Eğer BM çatısı altındaki müzakereler gerçekten cesur bir küresel vergi rejimine dönüşebilirse, bu yalnızca mali bir reform değil; iklim adaletine doğru atılmış tarihi bir adım olacak.

Küresel sistem, “kirleten öder” ilkesini gerçekten uygulayabilecek mi?Cevap New York’ta yazılacak. Ama etkisi, Demircili Koyu’ndan Tuvalu kıyılarına kadar hissedilecek.