‘‘Daçmiiiiiinn goş gızz goşşşşş’’

Abone Ol
Milli filozofumuz Nihat Doğan'ın, sürgün edilen devlet başkanı edasıyla ülkeyi bizlere emanet ettiği, seçimler konusunda uyardığı, önce Allah'a sonra da Acun'a emanet olan yarışmayı, Özge Ulusoy'un kızım evladımın yakın arkadaşı olması sebebiyle pür dikkat takipteyim… Hem de ilk günden beri… Öncelikle bu yarışma (unutmadan yazayım) Habitat'ın resmen canına okunduğu bir yarışma…
Ellerde baltalar, önüne gelen palmiye buduyor… Onlar budadıkça, ben de hop oturup hop kalkıyorum ''yazıktır yahu, günahtır, kaç senede büyüyor o ağaçlar'' diye diye kendimi yiyorum…Hayır, anlamadığım bu ağaca palmiyeye bunca zarar verme saçmalığı nedir, anlayabilen varsa beri gelsin… Gören de LOST misali ıssız adada kaybolmuşlar, ısınacak ateşi, soğuktan koruyacak örtüleri yokmuş, soğuk buz gibi bir yere düşmüşler sanacak… Valla bana öğretilen, tropik bölgelerde geceleri sıcaklığın 15 derecenin altına düşmediği… Neyse artık, yapımcıların bu konuya ilişkin elbette bir açıklamaları vardır.

*****
Gelelim yarışmadan beynime kazınanlara…
Bir kere şunu da baştan söyleyeyim, milli filozofumuz Nihat Doğan ile milli yüzücümüz Derya Büyükuncu'nun aynı anda üstleri çıplak olarak gezmesi, göz yoruyor, bilmem ki yapımcılar bu konuda bir düzenlemeye giderler mi… Bu sahneyi gördükçe, evrende dünya dışı yerlerde de yaşam olduğuna dair inancım her geçen gün tavan yapıyor…
Ayrıca programı izledikçe, Asena'nın askerliğini komando olarak yapığını ciddi ciddi düşünmeye başlamıştım ki, elendi… Ama elenmeden önce de yüzyılın en aydınlatıcı açıklamasını yaparak beynime kazındı: ''Ben Asena'yım, o Pascal, o Ebru…''
Gönüllüler cephesinde ise öncelikle gözüme çarpan iki şey vardı, biri Ceyda'nın sağ memesi, diğeri de Ceyda'nın sol memesi… Onlarla koşması, koşmaya çalışması bayağı bir sıkıntıydı, bayağı bir ilginç görüntüydü, ki o da elendi…
Haa bir de Pascal Nouma'nın her daim göz önünde olan çatalı ve totoşu vardı, ki o da diskalifiye edildi… Diskalifiye nedenine ben burada değinmeyeceğim, çünkü varsa gerçekten Mısır'da bir Sağır Sultan, o dahil duymayan izlemeyen kalmadı… Pascal'ı izlediğim sürece de kendi kendime hep ''Bu Pascal, Caroline ve Hürrem'den Türkçe dersi almalı… Senelerdir Türkiye'de ama 2-3 aydır Türkiye'de olan hatunlar kadar konuşamıyor'' demekten kendimi alamadım… Allah'tan diskalifiye oldu da, bunu dert edinmekten kurtuldum…

*****
Nihat'a gelince… O'na üzülüyorum, gerçekten de çok üzülüyorum… Yarışma başladığından beri, ağlamaya çalışıyor, kendini zorluyor, duygusal konulardan bahsediyor: vatan özlemi, anne özlemi, yeğen özlemi, gözlerini doldurmaya çalışıyor, dolduramıyor… Birbirlerine yolda bağıran insanları hatta korna seslerini bile özlediğini söylüyor… Nasıl dayanacağım bu hasrete diyor, buradan kaçabilirim diyor (okyanusu yüzerek geçmeyi düşünüyor sanırım) Akmayan gözyaşlarını silmeye çalışıyor, sesini ağlamaklı çıkarıyor, olmuyor olmuyor… Hayır, anlamadığım silah mı dayadılar, çünkü para için de gelmedim diyor, acaba sarhoşken sözleşmemi imzalattılar, nedir? O ağlamaya çalışıp ağlayamayınca , bu kez ben kötü oluyorum, gülmekten gözlerim yaşarıyor, gözyaşlarım akıyor falan…. Nihat'a tavsiyem, çekimden önce gözüne kum kaçır, ne bileyim parmağını falan sok, kirpiğini kaçır gözüne, öyle geç kameraların önüne… Yarışma bitmeden seni gerçekten ağlamış görmek istiyorum emi canım?
Hazır bu konuya değinmişken, sadece Nihat değil, tüm yarışmacıların sürekli olarak özlemden bahsetmelerine de bir anlam veremiyorum… Bunlar hiç mi 2-3 haftalık tatile gitmemişler, aralarında hiç mi ailelerinden ayrı üniversite okumuşu yok, askerliğini yapmışı yok… Bazen İstanbul'daki ailemi aylarca göremiyorum, ama bunların 2-3 haftada özlemdi hasretti diye ağlaşmaları, ağıtlar yakmaları sinir katsayımı tavan yaptırtıyor…
Böyle bir yazıyı kaleme alıp da Nihat Doğan felsefesinden bahsetmeden olmaz değil mi? Sağolsun kendileri daha ilk programda ''Bizim arabamızın geri vitesi yoktur''la başladı, dün geceki son izlediğim programda ''Benim adım Nihat Doğan, yediğim pekmez, gittiğim Antep, duvarda resmim alemde ismim var''la devam etti… Bir ara da ''Nihat Doğan sinemasında konuşulan replikler unutulmaz Acun Bey''dedi, ki çok haklı unutamıyorum işte…
Nihat Doğan'dan unutamadığım 2 replik daha var: birincisi, bir ödül oyunu sonrası ''Ada bizim olacaaaaak'' temalı çıkışıydı… Vallahi bu konuşma bana göre resmen dünyayı yok etmek isteyen Marslı istilacı lider konuşmasıydı…
İkincisi de ''Burasııııı sörvayvııırrrr, burada her şey gerçekkkkk, benim ülkeme karşı sorumluluğum var, ondan buradayım…'' gibisinden uzun nutuğuydu… Nihat'cığım, canım kardeşim ne sorumluluğu… Sen git çalı çırpı topla, ateş yak, muz kızart keyfine bak… Yok bir sorumluluğun, bu bir oyun sadece….
Bu arada Nihat Doğan'ın daha adaya ilk bastığı gün bir akrep tarafından sokulmasını ve o akrebin tam 13 saat sonra beyin ölümünün gerçekleşmesine hiç değinmeyeceğim…

*****
Veeeee fenomen haline gelen 3T Taner… Taner Tolga Tarlacı… ''Yeahhh, ohhh yeahhhh'' Taner… Bana göre 3T, oradaki tüm ünlüleri solladı…''Annesinin 3 kere havaya attığı, iki kere tuttuğu'' gencimiz gittikçe tehlikeli bir hal almaya başladı… İçinden zeka geçmeyen sözüm ona espriler, deli danalar gibi kendini bayır aşağıya yuvarlamalar, maymun gibi ağaçlara çıkıp sonra kedi gibi inememeler… Canlı canlı çekirge yemeler… Hangi birini saysam ki…
Ama itiraf etmeliyim, bunca derdin, işin gücün, stresin arasında beni güldürüyor, kahkahalarla güldürüyor, bir sinir boşalması yaşatıyor bana… Kendi kendime sürekli olarak ''Bu karakter gerçek mi… Eğer gerçekse, bu survivor denilen yarışma, gerçekten de insana yaşam mücadelesinden kafayı yedirten bir yarışma olmalı… Çünkü 3T ve benzerlerinin bir özürü yoksa, ben delirmiş olmalıyım…''diyorum…
Tuhaf şivesini, önceleri gurbetçi olmasına yordum, sonra Kıprıslı olduğunu öğrendim… Ama bana göre Çorumluluk var onda…
''Daçmiiinnnn bak napıyom, daçmiiiiin goşşş goş… gızz goşşşş… Ceydaaaaa bak yengece dilimi ısıttırıyom… Dopa vururken gorkuyo la bu gızlar.. ya diyorum ben bu gızlardan bişey olmaz diye ya.''

*****
Dedim ya Özge sayesinde pür dikkat izliyorum yarışmayı… Kafama feci halde takılan bir soru var… 5 haftada er kişilerin kaşı gözü kıl doldu, saç sakal birbirine karıştı, ama kızların bacakları sütun gibi, sanki bir koşu arka paravanda yeni ağda yaptırmış durumu… Anlamadım ben bu olayı… Acaba helikopterle denize atlarken kıl kökleri falan zarar mı gördü, nedir? Ben bu sorunun cevabını, adadan döndüklerinde kızım evladım vasıtasıyla Özge'den öğrenmeyi planlıyorum…
Her şey Nihat Doğan'ın gözünü açmasıyla başladı ve gözlerini kapatmasıyla bitecek… O ada aslında yaşanması gereken, gidilmesi gereken bir ada… Nihat Doğan'ın Malazgirt Savaşı'na dönmesini sağlayacak şey o adada