Çorbayı içebilmek...

Abone Ol
Sevginin sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?’”
’“Bakın göstereyim’” diye cevap vermiş derviş’… Önce sürekli sevgiden bahsedenleri çağırmış evine ve onlara güzel bir sofra hazırlatmış. Hepsi oturmuşlar sofraya, biraz sonra önlerine sıcacık çorbalar gelmiş. Çorbayla beraber de ’“derviş kaşığı’” denilen, sapının uzunluğu 1 metre olan kaşıklardan vermişler herkese’…
Derviş: ’“Bir özelliği vardır yalnız bu kaşıkların, en uçlarından tutup çorbayı öyle içmelisiniz’…’”
’“Peki’” demiş misafirler ve çorbalarını içmeye çalışmışlar ama nafile’… Kaşıklar çok uzun olduğundan ağızlarına götürürken üstlerine başlarına döküyorlarmış. Kaşığın haznesindeki çorbanın çoğu yarı yolda döküldüğünden karınlarını doyuramadan önlerindeki çorba kaseleri boşalmış ve ’“aç kalarak’” kalkmak zorunda kalkmışlar dervişin sofrasından’…

Derviş: ’“Şimdi de sevgiyi gerçekten bilen, yaşayan ve yaşatanlardan çağıralım bakalım soframıza’…’” demiş. Yüzleri aydınlık, gözlerinin içi gülen insanlar gelmişler bu kez sofraya. Sıcacık çorbalar gelmiş önlerine. Yine 1 metre uzunluğundaki ’“derviş kaşıkları’” kendilerine verilmiş ve kaşıkların en ucundan tutup da çorbayı içme şartı bunlara da tembihlenmiş’…
’“Buyurun’” denildiğinde; hepsi önlerindeki çorbaya kaşıklarını daldırıp, karşılarında oturan kişilerin ağzına doğru uzatmış ve kaşığın haznesindeki çorbanın tümünün içilebilmesini sağlamışlar’… Karşıdaki de aynısını yapıp çorba doldurduğu kendi kaşığını ona uzatmış ve böylece çorbaları döküp saçmadan hepsi karınlarını doyurmuşlar ve ’“şükür’” içerisinde sofradan kalkmışlar’…
Derviş hepsini bir araya toplamış ve: ’“İşte’… Kim ki hayat sofrasında yalnızca kendini görür ve kendini doyurmayı düşünürse, o aç kalır. Kim ki arkadaşını da doyurmayı düşünürse, o da arkadaşı tarafından doyurulacaktır’… Şüphesiz hayat sofrasında sevgiyi karşısındakine sunanlar da daima kazançlı olacaktır’…’”

Bu ’“kıssadan hisse’”yi nereye uygularsak uygulayalım. Beraberce, hakça ve başkalarını da düşünüyor olmakla, var olmanın anlamını ve dimdik durabilmeyi garantilemiş olmaz mıyız?Oysa günümüzde bırakın karşımızdakini de beslemeyi, adeta gözünü çıkarmak, kafasını kırmak için kullanılıyor şu meşhur ’“derviş kaşıkları’…’”
***
BRIC ülkelerini duydunuz mu hiç?Bundan 3-5 yıl önce kimsenin adını duymadığı ama bugün banka reklamlarına bile konu olan ve dört ülkenin isimlerinin baş harflerinden oluşturulmuş bir kavram bu’…
B -Brezilya
R -Rusya
I -Hindistan(India)
C -Çin(China)
Bu dört ülke fütüristler (gelecek tahmincileri) tarafından gelecek 15 yıl’’ın en gözde ve süper gelişmiş ülkeleri olarak addediliyorlar. Zenginleşen bu dört ülke milyarlarla ifade edilebilecek nüfuslara sahipler.
İlerde başlarına birazda bela olacak olan ve giderek artan bu kalabalık nüfusların öncelikle gıda gereksinimlerinin karşılanması gerekecek.Bu muazzam kalabalıkların karınlarını doyurunca da bunlar turistik amaç ile bütün dünya’’yı turlamak isteyecekler’…(Aynen Japonlar gibi’… Son 10 yıl’’ın Dünyayı en çok gezen insanlarının Japonlarolduğu malum. E tabii ki karnı doyunca, refah düzeyi artıncasosyal düzeyini geliştirecek faaliyetlere yönelir insan...)
Bu BRIC ülkelerinekabacabakıldığında;
1-) Dördünün de; 2020 yılına gelindiğinde kendi nüfuslarını besleme olanağı olmadığı biliniyor. Özellikle Çin ve Rusya coğrafyasının büyük bölümünün tarıma elverişli olmadığı bilinmektedir. Hindistan’’ın da (aynı ölçüde olmasa da) ’“milyar’” düzeyinde seyredecek nüfusunu kendi kendine beslemesinin olanaksız olduğunu söylüyor uzmanlar. Bu dörtlüden ise yalnızca Brezilya’’nın, 2020’’lerde kendini besleyebiliyor olacağı ancak dışarıya satacak durumda olamayacağı söyleniyor’…
(Ya Türkiye?)
2-) Bu süper dörtlünün ’“turizm’”fotoğrafını çektiğimizde ise; yine Brezilya haricinde diğerlerinin turistik açıdan çok da ’“cazibeli’” olmadığı, insanlarının zenginleşmelerinden dolayı da süperleşmiş egolarını tatmin etmek için turizm amaçlı olarak başka coğrafyalara sel gibi akacakları öngörülüyor’…
Bu müthiş turizm potansiyelinden Fransa, İtalya, İspanya, Yunanistan, Güney Afrika vb. gibi popülerliği bilinen klasik turizm rotalarının alacağı pay zaten belli’… (Ya Türkiye’’nin alacağı pay?)
Evet’… Peki biz Türkiye’’yi nereye konuşlandıracağız bu yeni Dünya düzeninde?
Yanıt yine fütüristlerden; Türkiye’’ninen önde olduğu’“ikinci’”birgözde ’“dörtlü ülke’” grubuna işaret ediyorlar’…
Peki Türkiye’’nin bu ikinci dörtlüde yer alması için yalnızca konjonktürelönemi yeterli mi?Dünyanın en önemli petrol-doğalgaz kaynaklarının hemen yanı başında olması ve bunların geçiş hatlarında rol sahibi olması yeterli mi?Başka gerekli olan ne?Bunun çok iyi irdelenmesi ve bu ülkeyi yüceltmek isteyen herkesin de buna çok kafa yorması gerekir’…
***
Petrol ve Doğalgazımız yok denecek durumda. Sanayi kollarında otomotiv taşeronluğu dışında (bu da önemli tabi) pek fazla patlama yapabilme şansımız yok. Bilişim ve iletişim alanı zaten tapulanmış durumda’… Fakat bizim de bu ’“gelişme’” oyununda; gelecekte de önemi hiç azalmayacak (aksine artacak) çok önemli kartlarımız var’…
TARIM :Türkiye yüzölçümünün %5’’i büyüklüğündeki Hollanda, Dünya’’nın üçüncü büyük tarım ihracatçısı’… (İlk iki sıra ABD ve Fransa) Hollanda’’nın (2006 verileri) tarımsal ürün ihracatı 70 milyar dolarseviyesinde. Türkiye’’nin ise 6 milyar dolar.Hollanda’’nın bu başarısı Türkiye’’nin tarım konusunda ne kadar büyük potansiyeli olduğunu göstermiyor mu?’“Bu toprağa adam eksen adam biter’” sözünü nerdeyse tüm coğrafyamız için rahatlıkla söylemek mümkün...
Yalnızca bir şey eksik..!
TURİZM :Artıktüm Dünya’’nın gitmekten bıktığı(!) Fransa ve İspanya’’nın, sırasıyla 2006’’daki turist sayısı 76 milyonve 56 milyon... Türkiye’’ye gelen turistsayısıise 20 milyon’…
Üstelik Türkiye’’ye gelen turistlerin içinde; (milyarlık nüfusları ile) ne Çinli var, ne Hindistanlı, ne de Brezilyalı... Oysa Türkiye’’mizin her noktasından her türde ve her yaş grubuna uygun turistik hazineler fışkırıyor adeta’… Yalnızca bir şey eksik..!
***
Evet, başka birşeye ihtiyacı yok bu ülkenin patlama yapmak için’…

Yalnızca bu iki konuyu’“Ülke Projesi’”olarak ele alacak bir vizyona, anlayışa ve dinamik bir konsantrasyona ihtiyacı var’…
Peki, siyasi partilerin programlarında var mı bunlar?
Çoğunda iki-üç paragrafla geçilen; tarım planlaması, gübre-mazot desteklemeleri ve turizm teşvikleri vs. gibi beylik ifadelerden ibaret’…
Oysa bunun adı ’“Ülke Projesi’”olunca;(projeyi başlattıktan) 5 yıl sonra yalnızca bu iki konudan 300-500 milyar dolar kazanmayıhedeflemiş olursunuz.Ancak bunun başarılabilmesi için’“bakan’” düzeyindeki koordinasyonun yetmeyeceği aşikar’… Başbakanın(her kim ise) siyaset-belagat ustalığını ve ona buna laf yetiştirmeyi bırakıp, ülkeyi zıplatacak projelere sahip çıkması ve bunun ’“ana işi’” olması gerektiğini idrak etmesi de şarttır... Ve elbette ki tüm ülkenin ’“seferberlik’” içinde olmasını gerektiren böyle bir kalkınma hareketi; yepyeni kadrolar ve her şeye sıfırdan başlayan tertemiz insanlarla gerçekleştirilebilir’…
Ondan sonra varsın AB(Avrupa Birliği)zart-zurt etsin... Yakın gelecekte karnını doyuramayacak olan Dünya’’nın midesini hedeflemeliyiz biz’… Zenginleşip, parasının hakkını vermek isteyecek olan yeni yetme zengin ülkelerin milyarlık nüfuslarının zamanı gelip gezmeye başladıklarında; ’“Türkiye’’ye gitmeden olmaz’…’” demelerini hedeflemeliyiz biz’… Yıllardır Fransa-Yunanistan-İtalya-İspanya’’ları tavaf etmekten bıkmış yüz milyonları Türkiye’’ye taşımayı hedeflemeliyiz biz’…
Bakın o zaman neresinde oluyoruz bu Dünya’’nın...