Çok sesli ve çoğulcu SHP’’den, tek kişilik demokrasiye...

Abone Ol
1991 Genel Seçimleri’’ndeki başarısızlığı HEP’’le olan seçim işbirliğine ve bazı Belediye Başkanlarının ’“Ben Merkezli’” tutumlarına bağlayan SHP örgütleri, parti üst yönetimine tepkiliydiler.’¶ İnönü ise alınan sonucu başarılı bulmakta ve Demirel’’in DYP-SHP koalisyonu teklifini kabul etmekteydi. Örgütlerdeki tepkiden yararlanan Baykal ise yeterli imzayı toplamış, birkez daha Olağanüstü Kurultay çağrısında bulunmuştu.
Koalisyon hükumetinde Dış İşleri Bakanlığı beklentisinde iken, bu beklentisi karşılanmayan İsmail Cem, bu defa sol kanatla değil Baykal ile birlikteydi. Zaten diğer sol kanatçılarda Onur Kumbaracıbaşı, Güneş Gülserel, Fikret Ünlü gibi İnönü’’ye yakın isimlerle bir araya gelerek ’“İNÖNÜCÜLER’” ünvanını almışlardı. Baykalcılar örgütlerde güçlü olsalar bile, İnönücülerin arkasında İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere birçok Belediye Başkanı ve Devlet’’in gücü vardı. HEP kökenliler de henüz istifa etmemiş Kurultayda İnönü lehine oy kullanmayı beklemekteydiler.
9 Ocak 1992’’de toplanan Olağanüstü Kurultay’’da bir konuşma yapan Deniz Baykal, İsmail Cem’’le birlikte hazırladıkları ’“Yeni Sol’’un Türkiye Programı’”nı açıklamaktaydı. Bu programa göre SHP sağ bir parti ile koalisyon yapmamalı ve kendine tek başına iktidarı hedef seçmeliydi. Tek başına iktidar olunca da önce 1982 darbe Anayasasını değiştirmeli, yerine ise demokratik standartları yüksek, yerinden yönetim ilkesini benimsemiş yeni bir devlet ve toplum yapısı inşaa edeceklerini vaad etmekteydi. Baykal mevcut sistemi eleştirirken ebe, hemşire ve öğretmenin tayini yetkisini bile Ankara’’da toplayan katı bürokratik devletten sıkça yakınmaktaydı.
Baykal’’ın etkili hitabeti ile savunduğu bu vaadler kurultayda heyecan uyandırmakta ve başarılı olur ise ihraçlarla kopanları bile geri getirebileceği umudunu arttırmaktaydı. Bu atmosferde ilk iki turda başabaş geçen kurultayda İnönü çekilme kararı almakta, ancak etrafını kuşatan Bakanlar ve Büyükşehir Belediye Başkanlarının ağır baskısı ile 3.turda da adaylığını sürdürmekteydi. Yapılan üçüncü tur seçimlerinde İnönü 14 oy farkı ile yeniden Genel Başkan seçilecek, bakanlar koltuklarını, Nurettin Sözen, Murat Karayalçın, Yüksel Çakmur ise gelecekteki Genel Başkanlık umutlarını korumuş olacaklardı. Oylarını kullandıktan sonra SHP’’den istifa eden HEP’’liler ise bilinen akıbetlerine yürüyeceklerdi.
Kurultay sonuçları ile sarsılan yerel örgütlerde yeni bir sol oluşum fikri tartışılırken, beklenmedik bir gelişme ile 12 Eylül Cuntası tarafından kapatılmış partilerin yeniden açılmasına dair kanun çıkarılacak, bu kanun eski CHP’’liler ile SHP içindeki Baykalcılarda büyük heyecan yaratacaktı. Esasen bir ’“Aç-kapa’” yasası olan ve 1980 öncesinin yaşayan son kurultay delegelerince açılsın ve siyasi faaliyete devam etsin kararı verilmesi halinde takip eden 90 gün içerisinde Türkiye’’nin üçte ikisinde il, ilçe ve belde örgütlerini kurup, yeni üye kayıtları yaptıktan sonra kongrelerini tamamlayıp, büyük kurultayını yapma şartına rağmen CHP kurultay delegeleri oldukça duygusal bir ortamda ’“CHP açılsın ve siyasi faaliyetine devam etsin’” kararı verdiler.
CHP açılış kurultayında Kayyum Heyeti Başkanı Erol Tuncer’’i açık farkla yenen Deniz Baykal 4. Genel Başkan seçildikten sonra sıra Genel Yönetim Kurulu üyeliklerinin seçimine gelmişti. Baykal’’ın teklif ettiği liste açıklandığında, SHP Genel Sekreterliği beklentisi karşılanmadığı için İnönü’’ye küsüp Baykal’’ın yanına gelen sol kanatçı Ertuğrul Günay’’ın Genel Sekreterlik koltuğuna, keza Dışişleri Bakanlığı beklentisi karşılanmadığı için SHP olağanüstü kurultayından itibaren Baykal ile birlikte olan İsmail Cem ile sol kanatın önde gelen isimlerinden benzer durumdaki H.Fehmi Güneş’’in Genel Başkan Yardımcılığı koltuğuna, TÜSİAD ziyaretini sağcılık sayan ve partide durduk yerde kavga çıkartan sol kanat kurucusu Kıvılcım Kemal Anadol’’un Genel Yönetim Kurulu Üyeliği koltuğuna oturdukları görülmüştür.
Bu ekibe daha sonraları 7 kişilik DSP grubunu terk eden Mehmet Sevigen, Hasan Basri Eler, Hasan Akyol ile SHP’’de bakanlık koltuğu alamadığı gibi, Genel Sekreterlik koltuğunu da Halil Çulhaoğlu’’na kaptıran Cevdet Selvi eklenecek, böylece ’“Yeni Sol’”un İktidar(!) kadrosu kurulmuş olacaktı. İsmet İnönü’’nün ’“Yığınakta yapılan hatanın cephede telafisi yoktur’” sözü bir kez daha doğrulanacak ve parti birbirine inanıp, güven duymuyanlarca yönetilmeye başlanacaktı.
Üst yapıdaki bu olumsuzluklara rağmen, benim de aralarında bulunduğum yüzlerce insan, başlangıç çoşkusunun azalmasına rağmen inanç ve ısrarla yerel örgütlenmeyi aç-kapa yasasına rağmen tamamlayacaklardı.
Bu aşamada Ekrem Bulgun, Kemal Karataş, Emin Öztürk gibi hem eski CHP’’li hem de Baykal’’a yakın isimler SHP’’de kalmayı tercih etseler de Erol Güngör başkanlığındaki İzmir Örgütü, CHP’’yi izbe sinema salolarından 5 yıldızlı otellerin toplantı salonlarına taşıyacak, benim koordinasyonumda yürütülen Yeni Tüzük çalışmalarında ’“Sandık esasına göre örgütlenme modeli’”nikurultaya da kabul ettirecekti.
Yerel örgütlerin maddi ve manevi her türlü çabalarına rağmen ’“Huylu huyundan teneşirde vazgeçermiş’” misali, ilerleyen zamanlarda Kemal Anadol eski TÜSİAD başkanı Cem Boyner’’in kurduğu Yeni Demokrasi Partisine kurucu Genel Başkan yardımcısı olacak, dönüp dolaştıktan sonra bizzat Baykal tarafından iki dönem daha Milletvekili olarak atanacaktır. Buna benzer yüzlerce örneğe rağmen bizler hiç olmazsa kendimizi ifade edebildiğimiz, adaylarını önseçimle belirliyen bir partiyi bırakıp, Baykal’’ın kendisinin bile unuttuğu Yenisol adlı bir yalan rüzgarı uğruna tek kişilik demokrasisi olan bir yapıyı kendi ellerimizle inşa etmiş duruma düşürülecektik.