Çocuk istismarı deyip geçmeyin, durum çok daha vahim

Abone Ol

Artvin'de 2002 yılında bir lise öğrencisi, iddiaya göre öğretmeninin cinsel istismarına maruz kalıyor. Üniversiteyi bitirip kendisi de öğretmen olan genç, 14 yıl sonra memleketine dönünce, lise öğretmeninin halen görevde olduğunu ve ne yazık ki yine çocuklara cinsel istismarda bulunduğunu öğreniyor. Böylelikle Türkiye yeni bir sabaha yine farklı yeni bir gündem maddesi ile uyanıyor. Ensar Vakfı'na ait yatılı yurtta 3, İmam Hatip Lisesi Mezunlar Derneği'nin pansiyonunda 7 olmak üzere 10 çocuğa cinsel tacizde bulunan öğretmene verilen 600 yıllık ceza'da bu konuda Türkiye ne yapıyor 'UYUYOR MU?' sorunu sordurarak, aslında bu konunun sadece cinsel istismar olmadığını bizlere de hatırlatmış oldur. Başladım bende ciddi bir internet taramasına, Google Amca bu konuda muhteşem bir kaynak sundu bana, ben de hemen siz okurlarım ile paylaşmak istedim bütün bulguları, çünkü çocuk istismarı deyip geçmemek gerektiğini, bu konunun aslında toplumsal bir sorun olduğunu umarım hepimiz böylelikle daha iyi anlamış olabileceğiz.

Dünya Sağlık Örgütü, bir yetişkin tarafından bilerek ya da bilmeyerek yapılan ve çocuğun sağlığını, fiziksel ve psiko-sosyal gelişimini olumsuz etkileyen davranışları, çocuk istismarı olarak tanımlamaktadır. 1860 yılında Tardieu tarafından tıbbi literatürdeki ilk tanımlamalar yapılmadan önce Hugo ve Dickens'ın romanlarında konuya değinildiği görülmektedir. Günümüze kadar uzanan süreçte en önemli gelişmeler 1989'da Birleşmiş Milletlerce kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi'dir. Türkiye'de çocuk istismarı ile ilgili çalışmaların başlangıcı çok yeni olup, daha çok adli tıp, sosyal pediatri, çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanlarının öncülüğünde yürütülmektedir.

ABD'de 1993'de yapılan çalışmaların verilerine göre, çocukların %1'i istismar, %1,5'ı ihmale uğramaktadır. Bu oranların olasılıkla buzdağının sadece görünen kısmı olduğu düşünülmektedir. Çocuğun yaşı ne kadar küçükse, istismar olasılığı o kadar yükselmektedir. Vakaların 1/3'ü altı ayın altında, 1/3'ü 6 ay ile 3 yaş arasında, 1/3'ü 3 yaşından büyük çocuklarda görülmektedir. Kız çocukların istismarı, erkeklere daha göre daha yüksektir. Cinsel istismar dışında fail, %77 olasılıkla aile, %11 akrabalar, %5 bakımla ilgisi olmayan kişiler, arasında saptanmıştır.

Çocuk istismarının gerçekleşmesi için 3 faktörün bir araya gelmesi gerekmektedir. 'Uygun anne-baba', 'uygun çocuk' ve 'uygun zaman'. Dördüncü faktör ise ağır fiziksel cezalara kültürel toleransın eklenmesidir.

Uygun anne ve baba; çocuk istismarının %95'ini ebeveynler yapmaktadır. Kadınlar genellikle çocuklarının bakımından birinci derecede sorumluk olduklarından erkeklere göre çocuklarına daha fazla baskı yapan bir grup olma özelliği taşımaktadırlar. Ancak eğer ki baba evde ise, işsizse ve bir de alkol bağımlılığı gibi, psikotik sorunları var ise çocuklarına karşı istismarı oldukça yükselmektedir. İstirmacı anne ve babalar, çocuklarları ile ilgili gerçekçi olmayan beklentilere girdiklerinde ve çocukları da bu beklentilere karşılık vermediklerinde çok sık olarak cezalandırma yöntemi aracılığı ile çocuklarına şiddet uygulamaktadırlar. (açık elle, yumrukla, kesici bir aletle, su yanıkları ve yanıklar vb)

Uygun çocuk; çoğunlukla istenmeyen gebeliklerden doğan, gayri meşru, anne-babanın istediği cinsten olmayan, kriz dönemlerinde doğan çocuklardır. Bu çocuklarda sıklıkla kötü beslenme, huysuzluk, uyku düzensizlikleri, aşırı ağlama bozuklukları görülmektedir.

Uygun zaman ise, anne ve babanın başa çıkma mekanizmalarının tükendiği (maddi sorunların yaşandığı, işsizlik, ailevi tartışmalar, hastalıklar)

Çocuk istismarı olarak başlayan konu aslında o kadar ciddi ve karmaşık bir hale geliyor ki, iyi ki böyle bir olay yaşandı da hepimiz neleri atlamış olduğumuzu fark ettik demeye başlıyor insan birden. Fiziksel şiddet, eşlerin şiddete maruz kalması, derken bir baktım ki 'sallanmış bebek sendromu' diye bir travmatik konuya aklım takıldı gözüm birden literatürde. Bu konuda ne kadar bilginiz var bilmiyorum ama özellikle çocuklar altı aylık iken, çok ağladıklarında anneleri onları o kadar hızlı sallıyorlarmış ki, bebekler 'beyin kanaması' geçiriyormuş. Bir annenin çocuğuna bu şekilde davranış olacağına akıl sır edine biliyor musunuz? Evet, ne yazık ki, ülkemizde bu gibi vakalara o kadar çok rastlanıyormuş ki… Yani anlaşıldı gibi, çocuklara cinsel taciz gibi yaşamların da çok derin izler bırakacağımız onlarca şiddet (fiziksel, duygusal) uyguluyoruz ki, bu aşamadan sonra nereden başlayarak bu sorunlara çözüm bulacağımızı tespit edemez oldum. Bu konu; Sosyal Hizmetlerin mi görevi, Adalet Bakanlığı Çocuk Komisyonlarının mı; Çocuk Esirgeme kurumlarının mı bilmiyorum ama toplumun çok ciddi kanayan bir yarası olduğu kesin. Bu nedenle sevimsiz bir konu da olsa, bu hafta gündemin ana maddesi, biz duyarlı kişilere yeniden ciddi bir malzemenin ortaya çıkmasına vesile oldu diye düşünüyorum.

Şimdi ne yapacağız? Bence her bir maddeye yönelik çözümler bulma zamanı.. Fazla geç kalmadan, düşünelim. Ne dersiniz?